Kategori arşivi: Yazıları ve Konuşmaları

Çeviri Makalesi: Klinisyenler’in Bağlanma-Odaklı EMDR Terapisine Dair Algıları: Kalitatif bir Çalışma

Klinisyenler’in Bağlanma-Odaklı EMDR Terapisine Dair Algıları: Kalitatif bir Çalışma

Özet: İlk olarak 1980’lerin sonlarında Dr Francine Shapiro tarafından tanımlanmış ve kodlanmış, Göz Hareketi Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) tedavisi, travma sonrası stres bozukluğuna (PTSD) öncelikli bir yanıt olarak giderek daha fazla önerilmektedir. TSSB’nin kendisi, yalnızca potansiyel olarak travmatik olayların (PTE’ler) değil, aynı zamanda erken çocukluk döneminde birincil bakımverenlerle yaşanan ve işlevsel olmayan bağlanma deneyimlerinin bir sonucu olarak anlaşılmaya başladığından, EMDR terapisi bağlanma teorisini ve farkındalık yaratma ihtiyacını benimsemeye başladı. Bu anlayış üzerine kurulan  Standart EMDR Protokolünün geliştirilmesi, Bağlanma Odaklı EMDR (AF-EMDR) olarak bilinir hale geldi. EMDR terapistleri tarafından giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmasına rağmen, bugüne kadar AF-EMDR’nin nitelikli ve akredite AF-EMDR tarafından eğitilmiş terapistler tarafından pratikte nasıl deneyimlendiğine dair yayınlanmış bir araştırma yapılmamıştır. Bu makale, bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

Yöntemler: EMDR Avrupa Derneği ile Danışman düzeyinde akredite edilmiş 8 deneyimli ve AF-EMDR eğitimli İngiliz terapistle yarı yapılandırılmış çevrimiçi görüşmeleri analiz eden nitel bir yaklaşım kullanıldı. Veriler, yansımalı tematik analiz kullanılarak analiz edildi.

Bulgular: Tematik analizden üç geniş tema oluşturulmuştur: AF-EMDR algıları; karşı değil, birlikte; ve EMDR’nin kendisinin yenilikçi bir yaklaşım olarak görülmesi.

Sonuç: Çalışma, AF-EMDR’nin bu yaklaşımda eğitimli ve deneyimli terapistler tarafından oldukça beğenildiğini bulmuştur. Gelişimsel travmanın doğasını göz önünde bulundurarak yazarlar, EMDR’deki temel eğitim ve süpervizyonun, hem vaka kavramsallaştırmasında hem de tedavide, danışanların erken çocukluk bağlanma geçmişlerine açık bir odaklanma için daha fazla alana izin vermesi gerektiğini öne sürüyorlar.

EMDR Terapisi Evreleri - Psikiyatrist - Psikoterapist

GİRİŞ

Göz Hareketi Duyarsızlaştırma Ve Yeniden İşleme (EMDR) Terapisi, deneyime dayalı travmayı tedavi etmek için geliştirilmiş bireysel bir psikoterapötik tekniktir (Shapiro, 1989, 2007). EMDR terapisi, kurucusu Francine Shapiro’nun Uyarlanabilir Bilgi İşleme sistemi (AIP; Shapiro, 2007) olarak adlandırdığı ilkeleri kullanarak travmayla ilgili anıları geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili oldukları için ele almayı amaçlar. Bu, insan sinir sisteminin ve beynin, beden gibi, iyileşmeye yönelik doğal bir eğilime sahip olduğunu ve geçmiş olumsuz olayların (bilişler, duygular ve somatik anılar) travmatik izleri ele alındığında doğal olarak ortaya çıkacak olan doğal bir eğilime sahip olduğunu varsaymaktadır. EMDR Terapisinin Standart Protokolü (SP) aynı zamanda Standart Prosedür Adımları olarak da bilinen (Shapiro & Laliotis, 2011), öykü alma/formülasyon ile başlayan sekiz aşamadan oluşur ve daha sonra hastanın terapiye hazırlanması olan ikinci aşama ile devam eder. Çalışma, üçüncü aşamadan, semptomların ve hedef hafızanın değerlendirilmesinden, stresli anıların/deneyimlerin duyarsızlaştırılması olan dördüncü aşamaya doğru ilerler.

Beşinci aşamada, pozitif bir biliş ‘yerleştirilir’ (veya ‘dokunulur’), ​​altıncı aşama danışanı herhangi bir kalıntı rahatsızlık için bedenini taramaya davet eder, ardından aşama yedi ile bireysel seansın kapatılması yapılır ve ardından sekizinci aşama, terapi geçmiş, şimdiki ve gelecekteki hedefler arasında ilerlerken yeniden değerlendirme yapılır. EMDR’nin üçüncü aşaması, bu yaklaşımda özellikle önemli bir noktayı temsil eder, terapist ve danışanın birlikte şimdiki zamanda deneyimsel işlev bozukluğunu sürdürmeye devam eden temel travma bilgili anıları tanımladığı noktadır. Travmatik geçmiş, klasik PTSD’de, İzinsiz Giriş (örn., geçmişe dönüşler veya kabuslar), Kaçınma (davranışsal veya duygusal), Bilişlerde ve Ruh Halinde Olumsuz Değişiklikler ve Aşırı Uyarılma (örn., abartılı irkilme) dört alanda kendini yeniden sunar (APA, 2013). AIP’ye göre, insan beyni ve sinir sistemi, potansiyel olarak travmatik olaylara ve deneyimlere yanıt olarak ortaya çıkan duyguları, bilişleri ve bedensel duyumları işlemek için doğuştan gelen kapasite ile evrim tarafından programlanmıştır. Bununla birlikte, travmanın bu kapasiteyi aştığı durumlarda, işlenmemiş anılar (görüntüleri, sesleri, bilişleri vb. ile birlikte) beyinde işlevsiz bir biçimde depolanır ve bu deneyimleri geçmişle ilgili sürekli sıkıntı şeklinde tetiklemeye duyarlı hale getirir.

Bu nedenle EMDR terapisi, katılımcıları belirli stresli anılara odaklanmaya davet ederken, terapist uyarlanabilir işlemeyi kolaylaştırmak için göz hareketlerini veya diğer iki taraflı duyusal uyarım biçimlerini yönetir (Shapiro & Laliotis, 2011). Bunun tam olarak ne kadar işe yaradığı konusunda hala tartışmalar var (van den Hout & Engelhard, 2012; Jeffries & Davis, 2013; Leer ve diğerleri, 2014; van Veen ve diğerleri, 2019), ancak araştırma ve uygulama, EMDR terapisinin mümkün olabileceğini doğrulamaktadır. Diğer bir deyişle EMDR, işlevsiz anıları işlemede ve canlılıklarını ve danışanın mevcut yaşamı üzerindeki etkilerini azaltmada etkilidir (Christman ve diğerleri, 2003; Lee & Cuijpers, 2013; Maxfield ve diğerleri, 2008). Shapiro tarafından belirtildiği gibi, EMDR’nin Standart Protokolü travmatik bir olay veya deneyimin ilk olarak tanımlanması üzerine inşa edilmiştir, Aşama Üç’te belirli bir görüntü (bu deneyimin en kötü kısmını temsil eder) sırasına göre değerlendirilir, Negatif Biliş (NC), tercih edilen Pozitif Biliş (PC), katılımcının hissettiği Bu Bilişin Geçerliliği (VoC) 1-7 ölçeğinde, Duygunun doğası bellek etkinleştirildiğinde hissedilir, 0-10 Öznel Tehlike Birimleri ölçeğinde ölçülür.

EMDR terapisi, PTSD (Bisson ve diğerleri, 2007; Khan ve diğerleri, 2018), depresyon (Gauhar, 2016; Wood & Ricketts) (2013), anksiyete (Yunitri ve diğerleri, 2020), obsesif-kompulsif bozukluk (Keenan ve diğerleri, 2014) ve kronik ağrı (Tesarz ve diğerleri, 2014 ) ancak bunlarla sınırlı olmayan bir dizi psikolojik rahatsızlık üzerindeki yararlı etkisi nedeniyle artık artan bir ilgi görüyor. Birkaç çalışma (Wesselmann ve diğerleri, 2012) ayrıca EMDR terapisinin bağlanma durumu ve ilişkisel travma üzerinde sahip olabileceği faydalı etkiyi de dikkate almıştır. EMDR ayrıca mülteciler (Acarturk ve diğerleri, 2016), kanser hastaları (Portigliatti Pomeri ve diğerleri, 2021), çocuklar (Rodenburg ve diğerleri, 2009) ve savaş gazileri (Albright & Thyer) gibi çeşitli örneklem grupları için umut verici sonuçlar göstermiştir (2010). EMDR terapisinin etkinliğini doğrulayan kapsamlı araştırmaları yansıtan, Dünya Sağlık Örgütü (Dünya Sağlık Örgütü, 2013), Amerikan Psikiyatri Birliği (Amerikan Psikoloji Derneği, 2017; Ursano ve diğerleri, 2004), Uluslararası Travmatik Stres Derneği ( Bisson ve diğerleri, 2019; ISTSS, 2018) ve Birleşik Krallık Ulusal Klinik Mükemmellik Enstitüsü (NICE; NICE, 2018), TSSB için bir tedavi olarak EMDR’yi önermektedir.

1980’lerin sonundaki başlangıcından bu yana, bireyler için EMDR terapisi standartlaştırılmış sekiz aşamalı protokole dayanmaktadır. Bununla birlikte, temel ilkelerin paylaşılmasına rağmen, EMDR terapisi monolitik bir model değildir. Psikolojik olarak eğitilmiş işçilerin sınırlı mevcudiyeti veya ihtiyaç duyan çok sayıda bireyin bulunduğu küresel ortamlarda ruh sağlığı ihtiyaçlarını karşılamak için EMDR grup terapileri geliştirilmiştir (Kaptan ve diğerleri, 2021). EMDR’nin ölçeklenmesini amaçlayan grup protokolleri yeni uygulama alanları açmıştır (Jarero ve diğerleri, 2008; Korkmazlar ve diğerleri, 2020; Shapiro, 2013). Ayrıca, son yıllarda EMDR, bağlanma teorisini ve ilişkisel travmanın tedavisini giderek daha fazla barındırmaktadır. EMDR’nin bu şekilde bir uygulaması, Bağlanma Odaklı EMDR olarak bilinir hale geldi (Brown, 2007; Parnell, 2013), bu da EMDR Terapisinin Standart Prosedürel Adımlarının uygulamasında bağlanmaya dayalı kaynakların ve anlayışların daha açık bir şekilde kullanılmasına vurgu yaptı. AF-EMDR’nin temel ilkeleri ilk olarak Dr Laurel Parnell tarafından A Therapist’s Guide to EMDR: Techniques for Success Treatment (Parnell, 2007) adlı kitabında ortaya kondu ve altı yıl sonra Bağlanma Odaklı EMDR: Healing Relational Trauma (Parnell, 2013) ortaya konuldu. Parnell başlangıçta Standart EMDR protokolünün aşağıdakilerle uyarlanması durumunu ortaya koydu: (a) Aşama 2’de daha zengin ve daha hayali kaynak sağlama (bakıcı, koruyucu ve bilge figürlerden oluşan bir “ekip”in yanı sıra barışçıl bir yerin rutin kurulumuyla); (b) hastanın sunduğu sorunları, işlev bozukluklarının daha önceki gelişimsel köklerine kadar izlemek için kullanmak için basitçe “köprü oluşturma” (standart EMDR terminolojisinde geri tepme veya etki köprüsü olarak da bilinir) olarak adlandırdığı şeyin daha proaktif kullanımı; (c) Danışan karmaşıklığı ile çalışırken, bu aşamada bir Pozitif Biliş veya bir VoC ve yalnızca bu noktada faydalıysa bir SUD derecelendirmesi kullanmak; (d) daha önceki çocukluk hikayeleri ve travma bilgili karmaşıklık ile çalışırken daha geniş bir proaktif iç içe geçme yelpazesinin daha yaratıcı kullanımı; (e) geçmiş sayıya ilişkin SUD’lerin mutlaka sıfıra inmediği durumlarda bile, bu çalışmanın sonunda danışanın sunum hedefine geri dönüş ile daha sıkı bir oturum yapısı.

Parnell, daha sonraki kitabında (2013) özel ‘Bağlanma Odaklı EMDR’ (nöropsikiyatrinin önde gelen küresel isimlerinden biri olan Dr Dan Siegel tarafından önerilen bir terim) kavramını geliştirerek, bu fikirleri danışan güvenliğinin beş temel ilkesi etrafında daha da geliştirdi; terapötik ilişkinin önemi; danışan merkezli bir şekilde çalışmak; Resource Tapping kullanarak onarıcı sinir ağlarının geliştirilmesi; ve Modifiye EMDR dediği şeyin kullanımı (EMDR-M, özellikle 3. Aşama ile ilgili). Bununla birlikte, AF-EMDR, EMDR alanındaki bazı tartışmaların odak noktası olmuştur, zaman zaman Standart Protokol’den saptığı ve EMDR’nin RCT’ler ve ulusal sağlık kurumları tarafından onaylanan temel yaklaşımının bütünlüğünü tehdit ettiği hissedilmiştir. İki yaklaşıma genel bir bakış için Tablo 1’e bakın. Yukarıda belirtildiği gibi, EMDR’nin etkinliği 1980’lerin sonlarından beri hem nitel hem de nicel ve RKÇ’ler, vaka çalışmaları ve sistematik incelemeler de dahil olmak üzere bir dizi yayınlanmış araştırma makalesinde gösterilmiştir (Cuijpers ve diğerleri, 2020; Jowett ve diğerleri., 2016; Sepehry ve diğerleri, 2021; Yunitri ve diğerleri, 2020). EMDR uygulayıcıları tarafından danışan temelli uygulama sırasında geliştirilen fikirler hakkında yazılan birçok kitap dışında (Hensley, 2016; Knipe, 2018; Luber, 2015; Parnell, 2007, 2013), EMDR’nin nitel araştırma odaklı keşifleri daha az olmuştur (Marich ve diğerleri, 2020; Whitehouse, 2021). Bu çalışmalar EMDR’nin nasıl ve neden işe yaradığına dair yararlı bilgiler sağlasa da bildiğimiz kadarıyla bu, Birleşik Krallık ve İrlanda’daki EMDR klinisyenlerinin algılarını ve deneyimlerini Bağlanma’ya özel bir vurgu yaparak keşfetmeyi amaçlayan ilk yayınlanmış çalışma olacaktır.

YÖNTEM

Nitel Araştırma Raporlama için Konsolide Kriterler (COREQ; Tong ve diğerleri, 2007) ve Yayın için Tematik Analiz Kontrol Listesi (Braun & Clarke, 2020) bu çalışmanın raporlanmasında kullanılmıştır.

Çalışma deseni

Bu çalışmada, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen sekiz EMDR Europe Akredite Danışman ile bire bir yarı yapılandırılmış görüşmelerden toplanan verilerle nitel bir tasarım kullanılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi, homojen bir katılımcı grubu oluşturmak için en iyi yaklaşım olarak kabul edildi (Marshall ve Rossman, 1999). Warwick Üniversitesi’nden etik onay alındı.

Veri toplama

İkinci yazar tarafından 2018 yılında online video konferans platformu Zoom kullanılarak bire bir yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Dahil edilme kriterleri aşağıdaki gibidir: (a) EMDR Europe tarafından akredite edilmiş bir EMDR terapisti olmak; (b) AF-EMDR konusunda eğitim almak ve aktif olarak kullanmak; (c) ses kaydı yapılması için anlaşma; ve (d) mülakatın İngilizce yapılması için. Katılımcılar belirlendi ve ikinci yazarın kendisi veya Dr Parnell tarafından EMDR’ye Ek Odaklı yaklaşım konusunda eğitilmiş akredite Danışman meslektaşlarından oluşan veri tabanından katılmaya davet edildi. Çalışmaya katılan sekiz profesyonelin EMDR Terapisinde ortalama 15 yıllık deneyimi vardı (Tablo 2). Görüşmeler, 2018’den itibaren yoğun bir dönemde gerçekleştirildi ve tümü, araştırma projesinin başlangıcında belirlenen ortak bir dizi soru etrafında yapılandırılmış ve gerektiğinde açıklama için ek sorular sorulmuştur. Çalışma, yansımalı tematik analiz için desteklenen bir kavram olmadığı için veri doygunluğuna ulaşmaya çalışmamıştır (Braun ve Clarke, 2019). Görüşme öncesinde araştırmacı sözlü ve yazılı olarak araştırmanın amaçlarını ve kişisel rolünü açıklamıştır. Tüm katılımcılar yazılı onay verdi ve görüşmelerin uzunluğu 33 ila 68 dakika arasındaydı (ortalama = 45 dakika). Görüşmeler ses kaydına alınmış ve ikinci yazar tarafından kelimesi kelimesine yazıya dökülmüştür. Yarı yapılandırılmış görüşme kılavuzu, terapistlerin EMDR kullanma deneyimlerini ve özellikle AF-EMDR algılarını içeren bir dizi soruyu kapsıyordu. Yarı yapılandırılmış sorular, hizmetteki soruların daha kapsamlı ve odaklanmış cevaplara uyarlanmasına izin verdi. Görüşmeler ilerledikçe görüşme kılavuzu (Tablo 3’te listelenmiştir) güncellendi. Transkripsiyonlar ses kayıtlarına karşı kontrol edildi.

Veri analizi

Çalışmanın amacı, özellikle AF-EMDR’ye odaklanarak EMDR’nin görüşülen kişiler arasındaki ‘ortak anlamları’ keşfetmek olduğundan, veriler refleksif tematik analiz kullanılarak analiz edildi (Braun ve Clarke, 2006; Clarke ve Braun, 2017). Tematik analiz, birinci adımda veri tanıma ile başlayan ve daha sonra ikinci adımda ilk kodları üreten altı adımdan oluşur. Analizler, paylaşılan anlamı belirleme ve bunları temalar halinde düzenlemenin üçüncü ve dördüncü adımlarından geçer. Beşinci adımda, temalar sonuçlandırılır, isimlendirilir ve altıncı adımda yazılmak üzere doğruluğu kontrol edilir. Araştırma ekibi, içeriklerine tam olarak aşinalık sağlamak için transkriptleri okudu ve yeniden okudu. Ardından, ilk yazar, tümevarımlı (veri odaklı) bir yaklaşımla başlangıç ​​kodlarını belirlemek için NVivo yazılımını kullandı. Kodlar, analiz ilerledikçe tartışma yoluyla araştırma ekibi tarafından sürekli olarak güncellendi ve temalar halinde gruplandırıldı.

Yansıma/araştırmacı konumsallığı

Yazarlar, kişisel deneyimlerini ve yansıma olarak tanımlanan veri toplama ve analizi üzerindeki olası etkilerini kabul eder (Mosselson, 2010). Çalışma, EMDR’yi kendi uygulamalarında kullanma deneyimine sahip ve gelişimsel travma için psikolojik terapilerin savunucusu olarak kabul edilebilecek iki yazar tarafından yürütülmüştür. İlk yazar, Manchester Üniversitesi Klinik Psikoloji programında doktora adayıdır. Bu çalışma için veri toplamayı tasarlayan ve uygulayan ikinci yazar, görüşülen kişilerin de bildiği AF-EMDR’nin uygulanması ve eğitimine kişisel ilgi duyan, akredite bir EMDR Danışmanı ve kişilerarası eğitimli psikoterapisttir. Yazarlar, bunun görüşme sürecindeki beklentileri etkileyebileceğini takdir ediyor. Örneğin, ikinci yazarın bağlanma teorisine olan kişisel ilgisi, AF-EMDR’nin ilişkisel yönüne daha fazla odaklanmaya yol açmış olabilir. Daha dengeli bir ton tutmak ve güvenilirliği artırmak için, klinik AF-EMDR deneyimi olmayan ilk yazar, analizleri sürekli olarak çalıştırdı ve gözden geçirdi. Ayrıca, düzenli toplantılar, araştırma ekibine, herhangi bir kişisel önyargıyı ortaya çıkarmak ve analizleri veri odaklı tutmak için varsayımları ve motivasyonları üzerinde düşünme şansı verdi. Bununla birlikte, AF-EMDR’nin yerleşik EMDR’de kullanımı hakkında o sırada hala yaygın olan tartışma göz önüne alındığında ve yayınlanmış araştırmaların bulunmadığına dikkat çekilerek, yazarlar, hala sınırlı olsa da, bu öncü araştırmaya devam etmenin faydalarını, EMDR’nin niteliklerinden daha ağır basan olarak gördüler.

BULGULAR

Veri analizi yoluyla üç ana tema ve birkaç alt tema geliştirilmiştir. Temalar Şekil 1’de özetlenmiştir ve görüşmelerden alıntılarla aşağıda daha ayrıntılı tartışılmıştır.

AF-EMDR Algıları

Bu tema, AF-EMDR’yi ve tekniklerini kullanma motivasyonlarına odaklanarak, görüşülen kişiler tarafından deneyimlendiği şekliyle AF-EMDR’nin tasvirini kapsar.

Bağlantıyı yapmak

Görüşülen birkaç kişi, Standart EMDR protokolünün yararlılığını ve bir dizi zihinsel sağlık sorununu tedavi etmedeki başarısını bildirdi. Bununla birlikte, onları AF-EMDR kullanmaya teşvik eden birkaç uyarının da altını çizdiler. Bu, daha karmaşık danışanlarla çalışırken özellikle belirgindi. Bahsedilen faktörler, manuel odaklı faktörler, terapist odaklı faktörler ve danışan odaklı faktörler olarak kategorize edilebilir. En temel düzeyde, AF-EMDR onlara daha geniş bilgi ve teknikler sunar.

Görüşülen Kişi 1: ‘Daha karmaşık danışanlarla çalışırken, EMDR genellikle çok çabuk devreye girer. Bu nedenle, birçok insan için çok ani, çok hızlı ve çok hızlıdır ve düzensiz hale gelirler ve sadece güvenli yeri yapmak bile birçok danışan için yeterli değildir. Ve böylece, o (Parnell) ekstra kaynak sağlama konseptini tanıttı ve danışan için gerçekten ilerlemeye ve danışana çok bağlı kalmaya ilişkin düşünceler kesinlikle önemli hale geldi.

EMDR’nin Standart Prosedürel Adımlarının İkinci Aşamasında, yetiştirme, koruma ve bilgelik niteliklerine sahip hayali figürlerin yerleştirilmesi ile ek bilgili danışan hazırlığı, görüşülen birkaç kişi tarafından değerlendirildi ve dördüncü aşamada daha sorunsuz uyarlanabilir işleme için zemin hazırladı.

Görüşülen Kişi 3: ‘Daha karmaşık danışanlarla ve bunun için başka bir unsura ihtiyaç olduğunu hissettim. Bu yüzden gerekli olduğunu hissettim, daha ilişkisel bir şeye ihtiyacım vardı’.

Görüşülen birkaç kişi, başlangıçtaki bazı şüphelere rağmen, AF-EMDR’yi daha sıcak, daha canlı ve terapötik ittifakı daha kolaylaştırıcı bulduklarını bildirdi.

Görüşmeci 4: ‘AF-EMDR çok ruhsal. Sevdim çünkü standart protokol de heyecan verici ama dediğim gibi çok kuru. Ama AF-EMDR onu canlandırdı’.

Görüşülen Kişi 1: ‘Genel olarak Değiştirilmiş Protokol’ün çok daha yumuşak, daha zarif ve yararlı olduğunu düşünüyorum’.

Görüşülen birkaç kişi, daha karmaşık danışanlarla Standart EMDR Protokolü’nün sözcüklerini ve yapısını kullanmanın önündeki engelleri belirledi ve AF-EMDR tarafından açık bir ön işleme Pozitif Bilişin ve sayısal olarak tanımlanmış Bilişin Geçerliliğinin tanımlanmasının ertelenmesinde sunulan çözümlerin altını çizdi ( Üçüncü Aşamada 1–7) ölçeğinde VoC.

Görüşmeci 4: ‘İnsanlar kendileri hakkında kronik olarak yıkıcı temel inançlara sahip olduklarında ve kendileri veya bu durum hakkında olumlu bir inanca sahip olduklarını düşünemezler. Bu yüzden, bu değiştirilmiş protokol çıktığında, bu konuda çok heyecanlandım’.

Görüşmeci 3: ‘Yıllar boyunca can sıkıcı bulduğum her şeyin, VoC gibi potansiyel engellere yol açabileceğini ve insanların VoC’ye takıldığını ve bir cevap alamayacaklarını hissettiğini hissettim. Düzgün ve bazen beni PC’nin doğru olmadığı konusunda hayal kırıklığına uğrattı. Bu parçaların terapimde problemler yarattığını hissettim ve Modifiye Protokolü yaptığımda bu engelleri kaldırdı ve kolaylaştırdı.

Ek temelli kaynakların değeri

Standart EMDR sekiz aşamalı protokolünün ikinci aşamasında kurulan (veya ‘bağlanan’) hayali Besleyici, Koruyucu ve Bilge figürleri (Parnell, 2013) şeklindeki bağlanmaya dayalı kaynakların, işlemeyi iyileştirmede ve duyguları artırmada güçlü olduğu bildirildi. Sonraki aşama dört çalışmasında görüşülen birkaç kişi, bu kaynakların, daha önceki yaşamlarından travma bilgili bağlanma anlatıları ile başvuran danışanlarla Standart Protokol’ün “bilişsel iç içe geçmeler” dediği şey için temel işlem desteği olarak hizmet edebildiğini buldu.

Görüşülen Kişi 6: ‘Sadece işi geliştirir. Danışanın onu işlemesine yardımcı olur. Böylece işleme durduğunda, bilge figürünüz ne der, bu durumda neye ihtiyacınız var, bu çok yumuşak, düz bir süreci çok daha zengin hale getirir’.

Görüşülen Kişi 2: ‘Yani, duyarsızlaştırmaya geçmeden önce ek kaynaklarına dokunarak, danışanın bu uyarlanabilir bilgiye daha kolay erişmesine yardımcı olduğunuzu düşünüyorum. Benim için işlemeyi gerçekten hızlandırdığını düşünüyorum.

Görüşme yapılan iki kişi, Shapiro’nun orijinal protokolünün güvenli yerinden daha sonraki işlemlerde daha güçlü bir güvenlik ve kontrol duygusu sağlamak için bir dizi hayali figürle bu kaynak bulma biçimini de buldu.

Görüşmeci 5: ‘Rakamlarla bu tür bir kaynak bulmayı yaptığınızda, tam bir sihir kontrolü getiriyor. Çok daha güçlüdür, çünkü muhtemelen hissedemeyeceklerinin en uç noktası olan birini veya bir şeyi seçerler. Kendi başlarına oldukları için bunu daha güçlü bir şekilde hissedebilmeleri için daha fazla bağlılıkları var.

Görüşülen Kişi 3: ‘Standart protokolün güvenli bir yeri olduğunu biliyordum ama biraz eksik olduğunu hissettim. Ve bu şeylerin geldiği yerdi ve bağlanma kaynaklarına gerçekten ihtiyaç duyan hastaların karmaşık tarafıydı.

Görüşülen kişiler ayrıca, danışanları travmayı yeniden işleme koymaya hazırlamak için bu tür kaynakların rutin olarak yerleştirilmesini destekleyerek kaynakların özgünlüğünü tartışmışlardır.

Görüşülen Kişi 1: ‘Önce danışanlarınızı oluşturmalısınız, değil mi? Standart Protokol’ün tüm bunların Aşama 1, Aşama 2’nin bir parçası olduğunu söylediğini iddia edebilirsiniz. Ancak bunun ne anlama geldiğine dair özel bir talimat yoktur. AF-EMDR bunun için çok net şeyler veriyor. Sadece, Faz 1 ve Faz 2’nin ne olduğunu dolduruyor.

Önceki noktalara paralel olarak, görüşülen birkaç kişi, aslında danışanları yeniden işlemeyi gerektiren travma anlatılarına odaklanmaktan uzaklaşmaya davet ettiği için, güvenli yerin algılanan eksikliğini de vurguladı. Önceki alt temalarla uyumlu olarak, görüşülen kişiler, danışanın iç dünyasında daha önce kullanılmayan kaynakları yansıttıkları için hayali figürleri daha temelli ve daha güvenli bulmuşlardır.

Görüşmeci 7: ‘Evet, sadece huzurlu veya güvenli bir yerde yapıyorum ve gidiyoruz. Ve insanlar inanılmaz derecede ayrıştı, yeterince istikrara kavuşmadılar’.

AF-EMDR özerkliği güçlendirir

Görüşülen birkaç kişi, danışanların özerkliğini geliştirmede AF-EMDR’nin olumlu rolünü bildirdi.

Görüşmeci 3: ‘Onlar kendi kaynaklarını getirirler, çoğu zaman bizim aklımıza bile gelmez, bilirsiniz, kendi kaynaklarını getirirler ve güçlendirmenin gücü onlar için kendi şifalarında gelir. Ve bunun doğal şifa ile, uyarlanabilir bilgi süreci ile içimize hoş bir şekilde uyduğunu hissediyorum.

Görüşülen Kişi 2: ‘Benim açımdan AIP modeline çok iyi uyduğunu düşünüyorum, özellikle kaynaklar açısından. Çünkü danışan için kaynaklara dokunurken, danışan mevcut kaynaklarını ortaya çıkarır. Yani, kendinizden yeni bir şey vermiyorsunuz. Yani, kelimenin tam anlamıyla, danışanların zaten erişebildiği şeylere dokunuyorsunuz, ancak kişi travmatik hafıza tarafından boğulduğunda, bu bağlantıyı kaybederler.

Köprü oluşturma daha hedefli bulunacak

Görüşülen birkaç kişi, Parnell’in geri dönüşte “köprü oluşturma” tekniği olarak adlandırdığı ve standart EMDR eğitiminin köprüsünü etkilediğinin temeline dikkat çekerek, hedeflenen doğasının özgünlüğünü takdir etti.

Görüşülen Kişi 6: ‘Benim için bu, bağlantı kurmakla ilgili. Kişiye, amaçsızca dolaşıp geri süzülmek yerine, geri bağlanacak, köprü kuracak bir bağlantı olduğu fikrini veriyor. Onları bu şekilde bir şey aramaya yönlendirmiyoruz.

Önceki deneyimler

Görüşülen kişiler, teorik yönelimlerinin AF-EMDR kullanımlarını nasıl tamamladığını ve AF-EMDR’nin önceki deneyimlerine nasıl uyduğunu tartıştı; bu, pratikte AF-EMDR değerlendirmelerini etkilediği anlaşılan bir aşinalıktı.

Görüşmeci 7: ‘Sanırım duyusal-motor bir arka plandan geldim, benim için tıklayan oldukça sağlam bir travma anlayışı gibi hissettim. Dolayısıyla, AF-EMDR, travmatik hafızayı işlemenin zihin ve beden yolu açısından buna çok iyi uyuyor’.

Görüşmeci 5: “…… eski eğitimimin bir kısmı psikoterapi ve ego durumu çalışmasıydı. Sadece uyuyor, bu yüzden onları kullanıyorum ve hayali ebeveynler de dahil olmak üzere mükemmel ebeveynleri hayal ederek çalışıyorlar.

Görüşülen Kişi 1: ‘Parnell’in kişi ötesi EMDR hakkındaki kitaplarını okurdum çünkü eğitimim kişi ötesiydi. Ona ve kitaplarına bu şekilde çekildim ve karmaşık, bir tür karmaşık danışanlarla çalışmaya ve bağlanmaya çekildim.

AF-EMDR beklentileri karşılıyor

Görüşülen kişiler, Travma bilgili işlem hedeflerinin aktivasyonunda sol beyinden sağ beyne geçiş ve tekrar geri geçiş olarak danışanlar tarafından Standart Protokolün Üçüncü Aşamasının nasıl deneyimlenebileceğini hissettiklerinden rahatsız oldular (beyin yanallığının araştırılması için, bkz. McGilchrist, 2012 ), AF-EMDR’nin modifikasyonlarıyla karşılaşıldığında rahatlamayı anlatıyor.

Görüşmeci 4: ‘Parnell geldiğinde, harikaydı, başka biri çalışma şeklimi onaylıyor gibiydi. Ve sanırım onun eğitimlerinden birine her gittiğimde, bunun bir doğrulamasıydı. Bilirsin, böyle yapmak sorun değil. Biliyor musun, dışarıda başka biri daha var, evet…’

Görüşmeci 8: ‘Ben zaten çok bağlıyım ve kitabı okuyorum, hepsi çok nazikti. Her neyse, bu üç günlük eğitimi sadece okumamı pekiştirmek ve bunun bir nevi yapılması gerektiğini düşündüğüm şeye çok uygun olduğunu düşünmek için istediğimi düşündüm.

Başka bir görüşmeci, yaklaşımlarının EMDR’de öğretildiğini ve EMDR’ye entegre edildiğini görünce nasıl rahatladıklarını da bildirdi.

Görüşmeci 2: ‘Sistemsel düşüncemi her zaman kullanıyorum sanırım. Bu yüzden çok doğrudan EMDR sunduğumda bile, hala sistemik şapkamı takıyorum ve bu kesinlikle bilgili. Bu yüzden, ister terapötik ilişki ister danışan ile çevrelerindeki sistem arasındaki ilişkiler olsun, odak noktamın çoğunun ilişkilere odaklandığı sistemik bir psikoterapist olarak, AF-EMDR sanırım biraz eve gelmek gibi geldi, gerçekten’.

EMDR’nin Standart Protokolünü öğrenmek ve bilmek, EMDR eylemlerinin etkili bir şekilde uygulanması için gerekli olmaya devam etmektedir, bu araştırma projesinde görüşülen kişiler, AF-EMDR’yi ve Standart EMDR Protokolünün yerine geçen veya ikame edilen modifikasyonlarını deneyimlememiştir. Değişiklikler kullanılırken bile, görüşülen tüm kişiler EMDR’nin Standart Sekiz Aşamalı modeline bağlılığın önemini vurguladı.

Görüşmeci 4: ‘Eğitimde temel olarak Standart Protokol’e ihtiyacınız var’.

Görüşmeci 5: ‘Bütün aşamaları kullanmayı seviyorum. Sonunda sonuç almayı ve sayıların ne olduğunu bilmeyi seviyorum. Ve bunu araştırma için kullanma hissine kapılıyorum ve hala yapıyorum. Her seferinde sekiz aşamanın tamamını kullanıyorum’.

Görüşülen bazı kişiler, Standart Protokolün en iyi uygulamalı EMDR’nin denetlenmesi için bir güvenlik ağı oluşturarak nasıl deneyimlenebileceğine dair güvence bildirdiler. Ayrıca, zaman zaman, en azından akredite Uygulayıcı statüsüne ulaşana kadar, bu değişikliklerle uğraşmaktan vazgeçildiklerini hissettiler.

Görüşülen Kişi 2: ‘Standart Protokolü bilmemiz gerekiyor ve onları (denetlenenleri) akreditasyon için öne sürerken, onu nasıl kullanacaklarını bildiklerini, ona aşina olduklarını ve kullandıklarını söyleyebilmek benim sorumluluğum ve ondan uyarlamalar yaparlarsa, bunu neden EMDR, AIP modeli içinde yaptıklarına dair bana bir açıklama yapabilirler. Ve bu insanları tatmin ediyor gibi görünüyor.

EMDR Standart Protokolü ile uyumludur ve onu tamamlayıcıdır.

Görüşülen kişiler, AF-EMDR’yi Standart Protokol EMDR’nin temel ilkeleriyle tutarlı olarak deneyimleme konusunda hemfikirdi. Danışanların travma anlatıları üzerinde çalışmak için İkili Dikkat Uyaranı/İkili Uyarım konumuna öncelik veren iki yaklaşımın aynı teorik arka plana sahip olduğu görüldü.

Görüşülen Kişi 3: ‘Onların aynı süreç olduğuna inanıyorum. EMDR’dir. Başka ne olabilir? Bir travma hafızasıyla başlıyorsunuz. Etkisi yüksektir. Vücut yerleşimlidir. Sadece farklı bir şekilde yapılır. Bu yüzden, bunu bir ve aynı şey olarak görüyorum, ancak biri travmayla bir tür hedefe yönelik, sıralı bir şekilde başa çıkmak etrafında yapılandırılmış ve diğeri biraz daha yenilikçi’.

Görüşmeci 6: ‘Onları birbirleriyle neredeyse eşanlamlı olarak görüyorum, çünkü kullandığımız kaynaklar ve danışanın becerileri ve güçlü yanları, aslında travmanın üstesinden gelmelerine yardımcı olmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü birlikte çalıştığım danışanlar çok az kaynağa sahip. Yani, diyecek kaynaklara sahip değiller, peki, ne dersiniz. Geçmelerine yardımcı olmak için çok fazla iç içe geçmeye ihtiyaçları var.

Görüşülen kişiler, 1989’da Shapiro tarafından tanıtıldığından bu yana EMDR’nin gelişimini destekleyen Standart Protokol’de yapılan değişiklikleri ve uyarlamaları memnuniyetle karşıladılar. Görüşülen kişiler, Shapiro’nun daha sonraki vurgusu olmadan, EMDR’nin sadece EMD olduğu zamanki gibi başlamadığını belirttiler. Birçok katılımcı, AF-EMDR yaklaşımını uygulamalarında bir geliştirme olarak gördü.

Görüşülen Kişi 1: Parnell söylediklerinin yeni olduğunu düşünmüyorum. Bunun Standart Protokol’e uyduğunu düşünüyorum. Sadece çok daha proaktif bir yaklaşıma sahip olması için genişletti….’

Görüşmeci 2: ‘EMDR’de kullanılan birçok başka kullanım veya uyarlama veya entegrasyon var ve insanların bunlarla ilgili böyle bir sorunu yok gibi görünüyor. Yani CIPOS (Sürekli Mevcut Yönelim ve Güvenlik Kurulumu) veya Flash tekniği. Dolayısıyla, birçok uyarlama veya entegrasyon olduğunu düşünüyorum ve benim anladığım şu ki, bir EMDR topluluğu olarak, bunları keşfetmeye ve uygun olan yerlerde kullanmaya teşvik ediliyoruz’.

Görüşülen birkaç kişi, EMDR’yi ne biri ne de diğeri olarak görmediklerini ve AF-EMDR’yi uygulamalarına ek olarak gördüklerini belirtti.

Görüşülen Kişi 1: ‘Bence her iyi teori gibi, uyum sağlamak için gelişmeli ve değişmeli. Dolayısıyla ilişkisel psikanalitik düşünce şimdi Freud’un yaptığından çok uzak. Tıpkı Bağlanma Odaklı EMDR’nin bazıları tarafından Standart Protokol’den uzak olduğu gibi. Ama ya/ya da olmak zorunda değil, sadece bir evrim olabilir. Yani, bence, bilirsin, ne kadar çok seçeneğimiz olursa o kadar iyi. Standart Protokol harika çalışıyor. Değiştirilmiş Protokol harika çalışıyor. Flash tekniği işe yarıyor, harika’

EMDR’nin ruhu yeniliktir

Bu tema, katılımcıların EMDR algılarını üç alt tema altında toplar.

EMDR terapistleri yaratıcılığa değer verir

Görüşülen birçok kişi EMDR’ye neden değer verdiklerini ve farklı yaklaşımları memnuniyetle karşıladıklarını anlattı.

Görüşülen Kişi 3: ‘Neyin daha iyi olup neyin olmadığı konusunda tartışan insanları duyduğunuzda, bu EMDR’nin ruhu değildir. EMDR’nin ruhu yeniliktir. Yaratıcı olmaktır. Zorluk ve çeşitlilik yoluyla bir yol bulmaktır. Ve bunu yapamazsak, terapistler, hastalarımızın ne şansı var. Bu, iyi uygulamaları paylaşmak, açık olmakla ilgili ve benim için tüm siyasi şeyler bunun önüne geçti’.

Görüşülen birkaç kişi Standart Protokolün etkinliğini kabul etmesine rağmen, bazıları katılık ihtiyacını sorguladı. Görüşülen kişiler, EMDR’nin çok özel bir sırayla yapılmadığı sürece araçsal olmadığı fikrinden rahatsız oldular.

Görüşülen Kişi 7: ‘Çalışma modelinize bu kadar sıkı bağlı olduğunuzda, o zaman, bilirsiniz, sormak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum, neden, neden bu kadar sıkı tutunuyoruz?

Özgün yaklaşımlara duyulan ihtiyaç

Görüşülen kişiler ayrıca danışanlarla bireysel farklılıkların farkındalığına, EMDR’yi birlikte çalıştıkları kişiye ve travmatik deneyimleri nasıl işlediklerine uyarlama ihtiyacını fark ettiler.

Görüşmeci 7: ‘EMDR farklı şekillerde yapılabilir ve birlikte çalıştığınız kişiye göre ayarlanması gerekir. Bazı insanların çok daha fazla istikrara ve kaynak kullanımına ihtiyacı var, çok daha yaratıcı türde çalışmalara ihtiyaçları var’.

Analiz, bu görüşülen kişilerin, Standart Protokolü tam olarak eğitildikleri şekilde uygulamak yerine danışanlar için en etkili yaklaşımı bulmaya nasıl motive olduklarını vurguladı. Görüşülen kişiler, “herkese uyan tek beden” yaklaşımı olarak adlandırılabilecek şeyin verimsiz olduğunu buldular.

Görüşülen Kişi 1: ‘Bir danışan bir teori ve modele sıkıştırmaya çalışmak aslında kötü bir uygulamadır. İşte teori, işte yapmamız gereken şey, ama işe yaramadığında, bizim görevimiz, bizimle birlikte olan kişiyle, onlara yardımcı olacak bir şekilde çalışmanın bir yolunu bulmaktır. Ve böylece, başka çalışma yollarını keşfedebiliriz’.

EMDR mekanik bir süreç değil, sıcak ve canlı olmalı

Görüşülen kişiler, EMDR’nin terapist ve danışan arasında daha sıcak bir ilişki sunmasını beklemek yerine, katı yapılandırılmış yaklaşımları soğuk ve verimsiz bularak reddettiler. Birkaç tartışma, başarılı terapi için terapötik ittifakın önemini vurguladı.

Görüşülen Kişi 3: ‘Uyumlamayla ilgili bir şey var. Sadece ne kadar çok makalen varsa o kadar didaktiksin, yani ne kadar yapılandırılmışsan o kadar az uyumlusun gibi hissediyorum. Ve bu sadece, ihtiyaç duyulan şey olmayan bir bağlanma travması perspektifinden.

Görüşülen Kişi 8: “Daha önce psikiyatristlerden sevk aldım, bu kişiyi görebiliyor musunuz, EMDR için hazır” dedi. Ve sonra onları bir seans için gördüm ve düşündüm ki, bu kişi hiç hazır değil. Ama eğitimlerinden dolayı doğru, şunu yaptım, şunu yaptım, girelim diye düşündüler.

Görüşülen birçok kişi, çalışmalarında daha özerk ve danışan odaklı olmalarına yardımcı olmada AF-EMDR’nin değerini vurguladı.

Görüşülen Kişi 3: ‘Standart Protokol yapılandırılmıştır ve bir senaryoyu takip ediyormuşsunuz gibi hissettiriyor ve buna uyumlanmadan çekiyor ve bence Laurel Parnell’in çalışmasının (AF-EMDR) gerçekte bağlantı kurabilmeniz için sizi özgürleştirdiğini düşünüyorum.

TARTIŞMA

Bağlanma teorisi, Shapiro’nun AIP modelinde olduğu gibi, erken yaşamın bireyin sonraki işleyişi üzerindeki derin etkisini kabul eder. Özellikle bağlanma teorisi, benlik ve diğerlerine ilişkin görüşlerin, çocukların birincil bakım verenlerle ilgili erken deneyimlerinden etkilendiğini öne sürer (Ahn ve Jun, 2007; Albert ve Bowlby, 1982; Bowlby, 1973, 2005). İki teori arasındaki örtüşme, EMDR için yeni bir yol yaratır ve AF-EMDR’nin sonraki gelişiminin temelini oluşturur. Örtüşmeye rağmen, AF-EMDR, son yıllarda, temel Standart Protokol’ün modifikasyonlarında araştırmaya dayalı kanıtlardan yoksun olduğu ve bu nedenle, RCT’ler ve ulusal sağlık kurumları tarafından onaylandığı şekliyle EMDR’nin bütünlüğünü tehdit ettiği için eleştirilmiştir. Bu nedenle bu araştırma, uygulamalarında AF-EMDR’yi aktif olarak kullanan terapistlerin anlayış ve algılarını araştırmak için yapılmıştır. Dönüşlü tematik analiz kullanılarak verilerin analizi, üç geniş tema ve 11 alt tema üretti. Şekil 1, bu temaların örtüşmesini ve aralarındaki ilişkiyi göstermektedir. Genel olarak, veri seti boyunca, onay duygusu ve olumlu deneyim, AF-EMDR’nin pratikte kullanımına katkıda bulunan çeşitli kişisel ve profesyonel faktörlerle birlikte, AF-EMDR’nin ana algısı ve deneyimiydi.

Görüşme yapılan tüm kişiler, AFEMDR yaklaşımını ve Üçüncü Aşamadaki değişiklikleri (Değerlendirme) kullanma seçimlerinde kilit bir faktör olarak AF-EMDR’nin İkinci Aşamada (Hazırlık) ek tabanlı kaynakları belirleme ve bunlara dokunmaya yaptığı vurgunun özel değerini onayladı. Birkaç görüşmeci, önceki deneyimlerini AF-EMDR uygulamalarına nasıl dahil ettiklerini vurguladıklarından, bu seçimin görüşülen kişilerin önceki teorik yönelimleri tarafından denetlenmesi mümkündür. Görüşülen kişiler ayrıca, İkinci Aşamada kurulan kaynakların, hastaların herhangi bir travma tedavisinin ve özellikle gelişimsel travmanın önemli bir parçası olan bir kontrol duygusu yaşamasını sağladığını bildirdi (Herman, 2015).

Buna paralel olarak, İkinci Aşama kaynakları da danışan ayrışmasının yönetiminde önemli bir faktör olarak tanımlanmıştır. Görüşülen kişilerin AF-EMDR’deki terapötik uyumu Standart Protokol EMDR’den daha güçlü bulmaları dikkat çekicidir. Bu, AF-EMDR’nin bağlanma ile ilgili odağına atfedilebilir, bu da daha önceki bir çalışmanın bulgularını Standart EMDR’ye yansıtarak, danışanların başarıyı terapistle olan ilişkileriyle daha az ilişkilendirdiklerini, EMDR’yi prosedürel algılarıyla ilişkilendirdiklerini düşündürür (Edmond ve ark., 2004). Üçüncü Aşamada Pozitif Bilişi atlamak ve NC/PV/VoC/Duygular/SUD’ler/Bedenden Duygulara/Beden/İnanç sırasını yeniden düzenlemek, bu araştırmaya katılanlar tarafından özellikle onaylandı ve terapistlerin ve danışanların daha önce ortak olan deneyimlerden kaçınmalarına yardımcı olduğu görülüyor. Travmatik deneyimlerin ve ilgili duyguların sözlü olarak ifade edilmesindeki zorluklardan kaçınıldığı için terapötik süreç bu şekilde gelişmiş görünmektedir (Ehlers & Clark, 2000; Van der Kolk, 2000). AF-EMDR’nin algılanan avantajlarına ve modifikasyonlarına rağmen, katılımcılar, başarılı EMDR için gerekli olan kontrol ve güvenlik hissini sağlamak için Standart Protokolün sekiz aşamasının tümüne de bağlılıklarını doğruladılar (Whitehouse, 2021).

Bu, görüşülen kişiler tarafından, EMDR Birleşik Krallık topluluğunda görüşmelerin yapıldığı tarihte (2018) AF-EMDR’nin konumu bağlamında incelenmiştir. Görüşmeler boyunca, AF-EMDR’nin olumsuz algılarına ilişkin bir farkındalık, katılımcıların sahadaki önyargıyı yansıttığını ve daha önceki araştırma kanıtlarının eksikliğini yansıttığını deneyimledi. Standart Protokolü akreditasyon için gerekli görmenin yanı sıra, bu ankete katılanlar, AF-EMDR ilkelerini rutin olarak içeren, terapist kaygısının düzenlenmesine yardımcı olan ve EMDR topluluğunda yeni yaklaşımlarla ilgili kültürel esnekliği destekleyen EMDR’de gelecekteki temel eğitimi sabırsızlıkla beklediler.

Sınırlamalar

Bildiğimiz kadarıyla bu, terapistlerin AF-EMDR algılarına ilişkin ilk çalışma olmakla birlikte, birkaç önemli sınırlamanın dikkate alınması gerekir. Çalışma amaçlı bir örnekleme yöntemi kullandı ve yazarlar yanıtlarda yanlılık olabileceğini kabul ediyor. Ayrıca, örneklem boyutu küçüktür ve yalnızca çalışmalarının merkezinde AF-EMDR olan terapistleri temsil eder. EMDR konusunda eğitim almış ancak aktif olarak Bağlanma Odaklı bir yaklaşım kullanmayan terapistlere anket uygulanmamıştır. Terapistlerin kendi deneyimleri ve hevesleri ile Bağlanma Odaklı EMDR’ye ilişkin etkinlikleri, algıları ve deneyimleri arasındaki etkileşimi keşfetmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır, çünkü AF-EMDR hakkındaki görüşleri onların algılarını ve deneyimlerini renklendirebilir.

Çeviri Makalesi: Kronik Subjektif Kulak Çınlaması Tedavisinde EMDR Terapisi: Sistematik Gözden Geçirme

Kronik Subjektif Kulak Çınlaması, tek bir kulağı veya her iki kulağı da etkileyebilen; kişiye son derece sıkıntı veren bir semptomdur. Bu sesin kaynağı, subjektif kulak çınlamasında belirsizdir. EMDR ise pek çok psikiyatrik bozukluk için etkili ve güvenli bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda EMDR terapisinin subjektif kulak çınlaması semptomu üzerindeki etkinliğinin sistematik olarak gözden geçirildiği ve Psikolog Derin Kubilay’ın çevirip özetlediği makaleyi aşağıda okuyabilirsiniz.

230 Tinnitus Illustrations & Clip Art - iStock

Birçok araştırmacı kulak çınlaması (tinnitus) şikayetlerini hafifletmek için bir tedavi yöntemi olarak göz hareketi duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR)’i kullanmaktadır. Kulak çınlaması hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki önemli etkisine ek olarak yüksek ekonomik ve toplumsal maliyet dikkate alırsak, klinisyenler üzerinde etkili, kanıta dayalı bir kanıt bulma baskısı mevcuttur. Bu nedenle, EMDR uygun maliyetli ve umut verici bir monodisipliner tedavi sunabilir. Bu, geçerli önerilerin ve yönergelerin yeni bilgiler kullanılabilir olduğunda uyarlanabilmesini sağlayabilir. Bu nedenle ikna edici kanıtlar toplamak, gelecekte kulak çınlaması için etkili bir yönetim sağlamak adına ilk adımlarından biri olabilir.

Tinnitus: Tanım, Yaygınlık ve Sebepler

Kulak çınlaması, dıştan gelen işitsel bir girdi olmayan ses algısı olarak bilinir. Bu da kişinin yaşam kalitesini büyük ölçüde etkileyebilir. Bu işitsel duyumlar genellikle cızırtı, tıslama veya çınlama olarak bildirilmektedir ve öznel veya nesnel olabilir. Objektif kulak çınlaması, kan akışı ve kas kasılmalarının duyulması gibi bir iç kaynağa atfedilebilirken; sübjektif kulak çınlaması hiçbir dış ses kaynağının tespit edilemeyeceği bir tür “hayalet ses” olarak bilinir. Sübjektif kulak çınlamasının yaygınlığı yetişkin popülasyonda % 10- % 15 arasında varsayılır, ancak vakaların % 8 ila % 20’sinde kronik subjektif kulak çınlaması gelişir. Hastaların büyük bir kısmı için, bu duyumlar rahatsız edici olarak algılanmaz. Bununla birlikte, bu hastaların yaklaşık %1 ila %3’ü için kulak çınlaması, kişinin yaşam kalitesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Kulak çınlaması, alttaki bir dizi patoloji ve koşuldan kaynaklanabilir. Vakaların yaklaşık %50’sinde kulak çınlaması otolojik sendromlarla ilişkilidir; yani, işitme kaybı, akustik nörinom, Meniere hastalığı, gürültü travması ve otoskleroz ile ilişkilidir. Ototoksik maddelere ve ilaca verilen tepkiler; anksiyete gibi psikojenik durumlar, depresyon veya duygusal travma; nörolojik bozukluklar veya somatik (örneğin, temporomandibuler eklem veya servikal omurga) ve metabolik hastalıklar (örneğin, hipertiroidi), kulak çınlamasını da ortaya çıkarır veya artırabilir. Bu sınırlı numaralandırma, özel bir multidisipliner tanı değerlendirmesinin önemini vurgulamaktadır.

Kulak Çınlaması ve Komorbidite

Kulak çınlaması sıkıntısı, uyku yoksunluğu, konsantrasyon problemleri, depresyon ve anksiyete de dahil olmak üzere pek çok psikolojik semptomla ilişkilidir. Sonuç olarak, bu bozukluğa sahip bireyler devamsızlık, iş kesintisi veya istifa, sosyal etkileşimin azalması, sosyal izolasyon ve günlük aktivitelerden kaçınma gibi davranışlar eğilimindedir. Kulak çınlamasının hastaların yaşamı üzerindeki etkisi ve buna bağlı psikolojik semptomların etkilenen birey ve toplum için maliyeti büyüktür. Daha önce yapılan bir maliyet çalışması, Hollanda’da bu çınlama sonucunda önemli bir ekonomik yüke neden olan ortalama 6,8 milyar € ‘luk bir maliyet gerçekleştiğini açıkladı. Ayrıca kulak çınlamasının şiddeti ve süresi, yaş ve birlikte ortaya çıkan depresif şikayetler bu maliyetin önemli yordayıcıları olarak belirlendi. Yüksek ekonomik yük, kulak çınlaması için eşit derecede etkili bir tedavinin olmamasıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.

Kanıt Temelli Tedavi

Bugüne kadar, kulak çınlaması tedavileri (örneğin, Kulak Çınlaması Yeniden Eğitim Terapisi (TRT), Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), tekrarlayan transkraniyal manyetik stimülasyon (rTMS), hiperbolik oksijen tedavisi, ses terapisi, işitme cihazları) ile ilgili mevcut sistematik incelemelere gör tek bir etkili yöntem yoktur. Bu konuda terapötik bulgu ölçümleri ve araştırma desenleri konusunda fikir birliği sağlanamadı. Avrupa kulak çınlaması tedavi kılavuzları, ilk adım olarak psikoeğitim ve işitsel müdahaleler ile kademeli bir bakım yaklaşımını önerdi. Bir sonraki adım olarak kulak çınlaması için özel multidisipliner CBT (CBT4T) önermektedir. Bununla birlikte, önerilen bu müdahalelerle, tüm hastalar kulak çınlaması şikayetlerinde yeterli azalmayı bildirmez veya zamanla olumlu tedavi etkilerinin (yani kulak çınlaması bozukluğunda ve kulak çınlaması şiddetinde azalma) kalıcılığını elde edemez. Kulak çınlaması popülasyonunun heterojenliği, en etkili terapötik yörüngeyi tanımlamayı zorlaştırır ve hangi müdahalelerin hangi hasta için en etkili olduğu konusunda araştırmayı daha da kafa karıştırıcı bir hale getirir. EMDR kulak çınlaması yönetimine yeni bir ışık tutmaktadır ve subjektif kronik kulak çınlaması olan hastalar için umut verici bir tedavi yöntemi olabilir.

Tinnitus için EMDR Tedavisi

Zengin, kulak çınlaması sıkıntısını azaltmak adına EMDR yöntemini öneren ilk klinisyen oldu (Zengin, 2009). EMDR ilk olarak 1987 yılında Shapiro tarafından geliştirilmiştir. Travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) tedavisinde kullanılması için güçlü ampirik destek vardır. Dünya Sağlık Örgütü (2013) gibi birçok uluslararası kuruluş tarafından tanınmamaktadır. Bu bilimsel temelli tedavi, bilateral uyarımın kullanımının anahtar unsur olduğu tanışma, hazırlık, çift yönlü uyarım, değerlendirme, duyarsızlaştırma, yerleştirme, beden tarama, kapanış ve yeniden değerlendirme aşamalarından oluşur.

Bu psikoterapötik yaklaşım, “Adaptif Bilgi İşleme” (AIP) adı verilen teorik model tarafından yönlendirilir. AIP modeli, beyinlerimizin yaşam deneyimlerini işlemek ve uyarlanabilir bir çözüm elde etmek için doğal bir yeteneğe sahip olduğunu iddia eder. Bununla birlikte, psikolojik travma beynin içerisinde yer alan bilgilerde tıkanıklıklara neden olabilir. İşleme sistemindeki bu arızalar ile birlikte semptomlar gelişir. Bu model, EMDR’nin bu anıların etkili bilgi işlemesini geliştirebileceğini ve travmanın hızlı ve uyarlanabilir bir şekilde işlenmesine ve mevcut sorunların çözülmesine olanak sağlayabilir.

Shapiro (2001), bu “hayalet ağrının”, örneğin kesilmiş bir uzuvda bile halen daha ağrının yaşanmasının deneyimlenmesinin, depolanan somatik hafızanın işlevsiz bir tezahürü olarak algılanabileceğini belirtti. EMDR tedavisi somatik hafıza ve ağrı hislerini hedefleyebilir ve onları yeniden yerleştirebilir. Kulak çınlaması nasıl hayalet bir ses olarak olarak kabul ediliyorsa hayalet uzuv ağrısına da benzetilebilir. Somatoform bozuklukların (yani hayalet uzuv ağrısı ve kronik ağrı) tedavisinde EMDR’nin etkinliğine dair kanıtlar bulunmuştur. Bu bozukluklar EMDR ve özellikle hayalet uzuv ağrısı için umut verici sonuçlar gösteren veriler bağlamında incelenmiştir. Son zamanlarda bir dizi araştırmacı kulak çınlaması için tedavi olarak EMDR’i kullanmaya yoğunlaşmıştır. Mevcut derlemenin amacı, kulak Çınlaması tedavisinde EMDR tedavisinin etkinliğini incelemek ve gelecekteki klinik çalışmaların etkilerini araştırmaktır.

Yöntem

Çalışma Seçimi

Sistematik İncelemeler ve Meta-Analizler (PRISMA) yönergeleri için Tercih Edilen Raporlama Öğelerine göre sistematik bir inceleme gerçekleştirilmiştir.

Dahil Etme ve Dışlama Ölçütleri

TL ve AG tarafından yürütülen uygunluk değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi için önceden tanımlanmış aşağıdaki dahil etme kriterleri uygulanmıştır:

Katılımcı. Çalışma popülasyonu, bir KBB uzmanı tarafından kronik sübjektif kulak çınlaması tanısı konmuş hastalar içerir. Çalışma ikiden fazla hastayı kapsar.

Müdahale. EMDR müdahalesi kullanılmıştır.

Karşılaştırıcı. Herhangi bir kısıtlama uygulanmadı. Çalışma, EMDR’nin aktif tedavi olarak kullanıldığı bir tasarım anlamına gelir.

Sonuç. Kulak çınlaması sıkıntısını ve yaşam kalitesini değerlendiren ölçümler bu derleme için uygun kabul edilmiştir.

Araştırma Deseni. EMDR müdahalesinin değerlendirme öncesi–sonrası sonuçlarını rapor eden bu derleme için tüm klinik çalışmalar dahil edilmiştir. Yalnızca tek bir hasta üzerinde yapılan vaka çalışmaları analize dahil edilmemiştir.

Veri Ayıklama

Her çalışmadan aşağıdaki veriler seçildi:

(a) çalışma popülasyonunun demografik özellikleri, (b) çalışmanın dahil edilme ve dışlama kriterleri, (c) popülasyon örneklem büyüklüğü, (d) kulak çınlaması değerlendirmesi, (e) EMDR tedavisinin özellikleri (ayarlama, protokol, hedefler, nasıl yapılacağı ve terapist) ve (f) EMDR tedavisinin uygulanmasının sonuçları. Bu değerlendirme aracı EMDR çalışmalarının metodolojik kalitesini araştırmak için geliştirilmiştir.

Her çalışmanın kalite değerlendirmesi PlatinUm Standard kullanılarak yapılmıştır. Bu değerlendirme aracı EMDR çalışmalarının metodolojik kalitesini araştırmak için geliştirilmiştir. EMDR araştırmasının etkinliği, bu kapsamlı değerlendirme aracının ana odak noktasıdır. EMDR’nin tedaviye özgü yönlerini analiz etmek için toplam 13 kriter kullanılmıştır: Açıkça tanımlanmış hedef semptomlar; güvenilir ve geçerli önlemler; kör değerlendiricilerin kullanımı; bir değerlendiricinin eğitimi ile ilgili bilgiler; manuel hale getirilebilir, çoğaltılabilir ve spesifik tedavi; rastgele atama; tedaviye bağlılık; karışık olmayan koşullar; multimodal önlemlerin kullanımı; tedavi süresi; terapist eğitimi seviyesi; denetim grubunun kullanımı; ve etki boyutu raporlaması.

Kalite Değerlendirmesi

İki yazar (TL ve AG) kalite değerlendirmesini bağımsız olarak yaptı ve fikir birliğine vardı. Derecelendirme ölçeği, denetim listesi kullanılarak ve öğeleri puanlamak için üç yanıt seçeneği sağlanarak (yani 0, 0,5 ve 1) uygulanmıştır. Toplam puan kaliteyi iyi (toplam > 9), adil 8-5 veya zayıf (<5) olarak belirledi. Değerlendirme araçlarıyla ilgili sistematik bir incelemede formüle edilen yönergeler izlenerek, yalnızca genel bir puan bildirilmez; aynı zamanda 13 alan adının tümü sunulur. Bu değerlendirmeye genel bakış Tablo 1’de gösterilmiştir.

Sonuç

Çalışma Türleri

Elektronik veri tabanlarında yapılan aramada toplamda 15 kayıt elde edildi.

Katılımcı

Toplamda 49 kulak çınlaması hastası üzerinde rapor edilen iki çalışma dahil etme kriterlerine uygun olarak ortaya konmuştu. Bu denemelere Tablo 2’de ulaşılabilir. Her iki çalışma da kronik sübjektif kulak çınlaması olan hastalardan oluşan bir popülasyondan gelen verileri rapor eder.

Dahil Edilen Çalışmaların Kalitesi

Analiz edilen makalelerin metodolojisi Platin Standardı’na göre adil ve kaliteliydi. Tablo 1’de, EMDR çalışmalarını değerlendirmek için farklı kriterler tanımlanır ve puanlara bağlanır. Geçerliliği ve şeffaflığı garanti etmek için her kriter ayrı ayrı raporlanır.

Demografik Bilgiler

Birincil ve ikincil sonuç ölçüleri Tablo 3’te özetlenmiştir. Phillips ve arkadaşları (2019) etki boyutlarını bildirmedi. Bu nedenle klinik olarak anlamlı iyileşme (KKKA) gösteren hastaların oranı karşılaştırıldı. Tedavi için gereken sayı (NNT) bildirilmiştir. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, çalışmanın NNT’si hesaplandı ve Tablo 3’te de bu sayı sağlandı. Bu türetilmiş istatistik, bu tedavi için gereken hasta sayısını bildirir ve şu anki gibi bir tedavi sonucuna ulaşmak için gereken ek hastayı belirtir.

Çalışmaların Tartışılması

Tasarım

Her iki uygun çalışma da bir ön test ve bir de son test uygulandı. Phillips ve ark. (2019) çalışmasında herhangi bir kontrol grubu bulunmazken, Rikkert ve ark. (2018) pilot çalışmalarında bekleme listesi kontrol grubu uygulandı. Bir kontrol koşulunun kullanılması, platin standardı tarafından bir EMDR çalışmasının metodolojik kalitesini değerlendirmek için önerilen kriterlerden biridir. Bu gecikmiş tedavi tasarımı, zamanın geçmesinin olası etkileri için terapötik değişimin ve kontrollerin bir göstergesini sağlar, ancak beklenti ve hastayı dinlemeye ve desteklemeye istekli bir terapist tarafından verilen ilgi gibi tedavinin spesifik olmayan etkilerini göz ardı edemez. Takip değerlendirmesi zaman diliminde farklılık gösterir, çünkü takip çalışması 3 ay veya 6 ay olarak belirlenebilir.

Örneklem Boyutu

Phillips ve ark. (2019) çalışmasında 14, Rikkert ve ark. (2018) çalışmasında ise 35 hasta vardı. Her iki prospektif klinik çalışmada da çalışma popülasyonu, acil psikiyatrik tedavi gerektiren ve ciddi bir ruh sağlığı sorunu olmayan ve tanı konmuş kulak çınlaması hastalarından oluşuyordu.

EMDR Protokolü

İki çalışma arasındaki temel ayrım kullanılan protokollerde yatmaktadır. Rikkert ve arkadaşları (2018) yalnızca standart EMDR protokolünü kullanırken, Phillips ve arkadaşları (2019) kulak çınlaması ile ilgili anıları işlemek için standart protokolü kullandı, ancak mevcut kulak çınlamasını hedeflemek için “tEMDR” adlı başka bir protokol geliştirdi. Çalışma popülasyonu herhangi bir travma öyküsü ile ilişkili olmayan semptomlar gösterdi. Rikkert ve arkadaşları, standart EMDR protokolünü ve kulak çınlaması ile ilgili rahatsız edici anılardan ve güçsüzlük duygularını uyandıran travmatik deneyimlerden oluşan hedefleri kullanarak travma odaklı bir yaklaşım sergiledi. Bununla birlikte, Rikkert çalışmasında odak noktası travmatik anılar olsa da, TSSB skorlarında çok az azalma olduğu için kulak çınlaması sıkıntısındaki önemli azalma TSSB semptomlarının azaltılması ile açıklanamadı. Bu, somatik semptomların, yani kulak çınlaması hislerinin, duygusal ilişkileri, anıları ve deneyimleri duyarsızlaştırarak işlenebileceğini gösterdi.

Tedavi Süresi

Her iki çalışmada da tedavi süresi karşılaştırıldı. 6 tane 90 dakikalık seans ve 10 tane 60 dakikalık seans ile birlikte 540 ila 600 dakika arasında terapi yapıldı. Seansların sayısı tedavi etkisine bağlı olarak değişti.

Terapist Eğitimi Seviyesi

Terapistlerin eğitim düzeyi ve süpervizyon mevcudiyeti tedavi sonucu üzerinde etkili olabilir. Seviye II, EMDR araştırmalarındaki etkinliği değerlendirmek için elverişli olarak belirtilmiştir.

Tedavi Hedefleri

Her iki çalışma da, yaklaşımları farklı görünse de kulak çınlaması ile ilişkili rahatsız edici anılar işlendi. Phillips ve arkadaşları (2019), eğer varsa travmatik anıları işledikten sonra kulak çınlamasına özgü deneyime odaklandı. Her iki protokol karşılaştırıldığında, tedavi hedefleri arasında temel bir fark bulunmadı. Duyarsızlaştırma ve yeniden işleme evresi sırasında hastalardan, örneğin görme (göz hareketleri) veya dokunsal gibi dışarıdan gelen bilateral bir uyarana odaklanmaları istendi. Bu uyaranlar her iki çalışmada da kullanılmıştır.

Semptom İyileştirme

Benzer sonuç ölçümleri kullanılmamıştır; ancak, her iki pilot çalışmadaki iyileşme yüzdesi esas alınarak bir karşılaştırma yapılabilir. Rikkert ve ark. (2018) tarafından yapılan çalışma, katılımcıların %51.4’ünde 33 aylık takip sonrası stabil etki ile tedavi sonrası kulak çınlaması sıkıntısında belirgin bir azalma olduğunu göstermiştir. Phillips ve ark. (2019) tarafından yapılan çalışmada ise % 57.1’lik bir katılımcı oranı tedaviden sonra daha az kulak çınlaması sıkıntısı bildirdi ve bu etki tedaviden 6 ay sonra arttı (% 64.3). Dikkat çekilmesi gereken önemli bir nokta çalışma desenindeki farktır, oysa Phillips’in çalışmasında, Rikkert ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmadaki bekleme listesi kontrol durumuna kıyasla kontrol grubu yoktu. Bu nedenle bu sayılar bu bağlamda dikkatle yorumlanmalıdır.

Birincil Sonuç Ölçümleri

Kulak Çınlaması Fonksiyonel İndeksi (TFI). TFI, kulak çınlaması sıkıntısını ve kulak çınlaması semptomlarının günlük yaşam üzerindeki etkisini (yani müdahalecilik, kontrol duygusu, bilişsel girişim, uyku problemleri, işitme problemleri, gevşeme, yaşam kalitesi ve duygusal zihin durumu) değerlendirmek için geliştirilmiştir. 35 hastanın toplam 18’i CSI yaşadı ve bu etki 3 ay sonra sabit kaldı.

Kulak Çınlaması Handikap Envanteri (THI). TFI yerine Phillips ve arkadaşları, tedaviden sonra kulak çınlaması sıkıntısının (yani işlevsel, felaket ve duygusal alt ölçekler) azaltılmasını araştırmak için uygulanan THI’yi kullandı.  14 hastanın toplam sekizi tedavi sonrası önemli iyileşme bildirmiş ve dokuz hasta 6 ay sonra pozitif tedavi etkisi yaşamıştır.

İkincil Sonuç Ölçümleri

Mini Kulak Çınlaması Anketi (Mini-TQ).

Bu kendini değerlendirme ölçümü, kulak çınlaması sıkıntısı, bu özel alan adlarına, yani duygusal ve bilişsel sıkıntıya, müdahaleciliğe, uyku bozukluklarına, somatik şikayetlere ve işitsel algısal zorluklara göre puanlanmıştır. Kulak çınlamasında önemli bir azalma EMDR tedavisinden sonra tespit edildi

Semptom Kontrol Listesi-90 (SCL-90). Bu kontrol listesi psikolojik stresin değerlendirilmesi için geliştirilmiş ve Rikkert çalışmasında kullanılmıştır. EMDR müdahalesinden sonra psikolojik streste anlamlı istatistiksel bir azalma bulundu.

Travma Sonrası Stres için Kendi Kendini Derecelendİren Envanter Listesi

Bozukluk (SRIP).

Zamanla, SRIP puanlarında sadece minimum bir düşüş bulundu. Önemli bir etki tespit edilemedi. Bu nedenle kulak çınlaması sıkıntısının azalması TSSB semptomlarının azalması ile açıklanamadı.

Beck Depresyon Envanteri (BDI). BDI, Phillips çalışmasında depresyonun şiddetini ölçmek için kullanılmıştır. Bu skorlar yedi puanlık bir azalma ile tedaviden sonra depresif semptomların önemli bir azalma olduğunu göstermektedir (p  = .0098). Bu etki 6 ay sonra korundu.

Beck Anksiyete Envanteri (BAI). BAI klinik anksiyete için tarama yaptı ve anksiyete semptomlarını değerlendirdi. Klinik olarak anlamlı bir iyileşme gözlenmedi.

Güçlü Yönlerin ve Sınırlamaların Özeti

Dahil Edilen Çalışmaların Güçlü Yönleri

Tüm yazarlar, mevcut son takipte kulak çınlaması semptomlarında klinik ve istatistiksel iyileşme ve güçlü tedavi etkileri bildirmektedir. Gözden geçirilmiş çalışmalar birkaç güçlü yön barındırmaktadır. Rikkert ve ark. (2018) çalışması, tedavi sonucunun bu denemenin çok merkezli doğası için genel uygulanabilirliğini göstermiştir. Bu araştırmacılar ayrıca birden fazla terapistin kullanımının terapist önyargısını sınırladığını belirtirler. Gecikmiş bir tedavi grubunun uygulanması, spontan iyileşmeyi ve dalgalanmaları kontrol edebilir.

Terapistler ve dahil edilen hastalar değerlendirme sonuçlarına kördü. Manuel tedavi protokolü, seans kontrol listeleri ve video ile kaydedilen seanslar gelişmiş tedavi güvenilirliği sağladı. Ayrıca tedavi sonrası kulak çınlaması sıkıntısında önemli bir azalmaya ulaşılmış ve 3 ay sonra bu etki korunmuştu. Ayrıca, bildirilen etki boyutları daha önceki kulak çınlaması çalışmaları ile karşılaştırılabilirdi. Phillips ve ark. (2019) çalışmasında tartışılan, özel bir EMDR protokolünün (tEMDR) oluşturulmasıydı. Bu protokolde kullanılan “an yönelimli odak” dahil kulak çınlaması hastalarının ihtiyaçlarını karşıladı. tEMDR’nin uygulanması ve öne çıkan etkiler, tedavi ve 6 ay sonra sabit kaldı.

Dahil Edilen Çalışmaların Sınırlamaları

Gözden geçirilmiş çalışmaların bazı sınırlamaları, bizi gelecekteki araştırmalar için etkilere yönlendirecek tartışmalarla ilgilidir. Rikkert ve ark. (2018) çalışmasında kullanılan grup içi desen, spesifik olmayan etkilerin (örneğin, olumlu dikkat, umut ve beklenti) küçük değişiklikleri açıklayıp açıklamadığını sorgulamamıza neden oluyor. Philips ve ark. (2019) çalışmasında bağımsız bir kontrol grubunun uygulanması da eksikti. Hasta sayısı Rikkert çalışmasından çok daha küçüktü. Bu nedenle tedavi etkileri dikkatle ve bu bağlamda yorumlanmalıdır. Ancak bu ön çalışmalar klinik alanda açık bir öneme sahiptir çünkü hastaların %50’sinden fazlası önemli bir iyileşme sağlamıştır.

Araştırmanın Etkileri

Bu sistematik inceleme ilgili iki çalışmadan oluşmaktadır. Rikkert ve ark. (2018) ve Phillips ve ark. (2019) çalışmalarında kullanılan sonuç önlemlerinin heterojenliği nedeniyle analiz ve karşılaştırmalar zordur. Değerlendirme araçlarının değişkenliği, gerçek tedavi etkileri hakkında net kanıtlar elde etmeyi sınırlar. Bununla birlikte, iyileşme yüzdesi (örneğin, %51,4’e karşı % 57,1) karşılaştırılabilir ve bir ek hastanın tedavi etkisini elde etmek için benzer sayıda hastaya ihtiyaç duyulduğunu gösteren NNT hesaplaması ile türetilmiş puanlar (örneğin, 1,95’e karşı 0,82) ulaşılabilirdir.

Gelecekteki Araştırmalar için Öneriler

Her iki EMDR çalışmasının umut verici sonuçları, yeterli bir kontrol grubu, önemli bir örneklem boyutu ve standartlaştırılmış EMDR prosedürlerinin kullanımı ile gelecekteki randomize kontrollü çalışmaların değerini göstermektedir. Buna ek olarak, gelecekteki araştırmalar sadece öznel sonuç ölçümlerinin değil, aynı zamanda objektif ölçümlerin uygulanmasında da odaklanmalıdır. Bunun sebebi kulak çınlaması yüksekliği ve kulak çınlaması perdesi ve kulak çınlaması sıkıntısı gibi belirli kulak çınlaması yönleri arasında bir ilişki bulunamamasıdır. Son zamanlarda kulak çınlamasının tedavisinde EMDR’nin değeri üzerinde randomize kontrollü bir çalışma protokolü yayınlanmıştır. İki terapi arasında bir karşılaştırma, örneğin, kanıtlar kontrol tedavisi TRT + CBT ile TRT + EMDR arasında deneysel tedavi olarak, orijinal EMDR protokolünün uygulanması, öznel ve objektif ölçümlerin kullanılması bu çalışmada uygulanmıştır. Bu veriler, kulak çınlaması hastaları üzerinde bu tedavinin etkinliği ve çalışma mekanizmaları hakkındaki içgörüleri detaylandırabilir.

Son

EMDR, daha önce iki pilot çalışmada olumlu etkiler bildirildiği için kulak çınlaması hastaları için potansiyel bir tedavi olarak önerilmiştir. Bu derleme, EMDR’nin orta ila şiddetli kulak çınlaması şikâyeti olan hastalar için umut verici bir tedavi yöntemi olabileceğini göstermektedir. Ayrıca, kulak çınlaması ile ilişkili somatik duyumlar ve duygular, deneyimler ve anılar EMDR kullanılarak başarıyla duyarsızlaştırılabilir. Hem bekleme listesi hem de etkin denetim koşulları kullanılarak çoğaltmalar garanti edilebilir.

Referans:

Luyten, T., van Rompaey, V., van de Heyning, P., Van Looveren, N., Jacquemin, L., Cardon, E., Declau, F., Fransen, E., De Bodt, M., & Gilles, A. (2020). EMDR in the Treatment of Chronic Subjective Tinnitus: A Systematic Review. Journal of EMDR Practice and Research, 14, 135 – 149.

Çeviri Makalesi: Genel Kaygı Bozukluğuna Sahip Yetişkinlerde Metakognitif Terapi vs. Bilişsel Davranışçı Terapi: 9 Yıllık bir Takip Çalışması

Metakognitif terapi ve Bilişsel Davranışçı Terapi pek çok psikiyatrik bozukluk için etkili ve güvenli yöntemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Depresyonun yanı sıra Genel Kaygı Bozukluğu gibi pek çok anksiyete bozukluğunda da bu yöntemler aktif olarak kullanılmaktadır. Bu çerçevede Bilişsel Davranışçı Terapi ile Metakognitif terapinin etkinliğinin karşılaştırıldığı ve Psikolog Derin Kubilay’ın çevirip özetlediği makaleyi aşağıda okuyabilirsiniz.

Genel Kaygı Bozukluğuna Sahip Yetişkinlerde Metakognitif Terapi vs. Bilişsel Davranışçı Terapi: 9 Yıllık bir Takip Çalışması

  1. GİRİŞ

 Genel kaygı bozukluğu (GAD) tedavi edilmediği takdirde nükseden ve kötü prognoz gösteren yaygın bir sorundur. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve metakognitif terapi (MKT) etkili tedavilerdir. GAD için BDT ve MKT’nin karşılaştırıldığı üç randomize kontrollü çalışma da MKT’nin daha etkili olduğunu bulmuştur. Bu araştırmalardan biri MKT’yi rahatlama egzersizleri ile, biri BDT’nin belirsizliğe tahammül edememe modeli ile, diğer ise BDT’nin genel yaklaşımı ile kıyaslamıştır. Her bir çalışmada MKT’nin ilk ölçümlerde ve ikinci ölçümlerin büyük çoğunluğunda daha üstün sonuçlar sağladığı görülmüştür. MKT’nin üstünlüğü 6 ila 24 ay içerisinde değişen takip süreçlerinde de görülmüştür. Bir çalışmada 30 ay süren bir takip yapılmış ve hem MKT hem de BDT’nin danışanlardaki bu süreçteki kazanımları devam ettirdiği görülmüş; ancak MKT’nin daha iyi sonuçlar sağladığı gözlemlenmiştir.

MKT’de 30 aydan fazla süren tedavi etkilerinin süreğenliği hakkında çok az şey bilinmektedir. Bir çalışma bilişsel davranışçı terapinin GAD’nin uzun vadeli (8-14 yıl) sonucunu etkileyip etkilemediğini araştırdı. Ancak çalışma, uzun süreli takip çalışmalarında iyi bilinen bir zorluk olan % 30-55’lik katılım sağlanması görüldü. Bununla birlikte, katılanlardan elde edilen sonuçlar, danışanların% 30-40’ının iyileşmesiyle tedavinin etkisinin devam ettiğini öne sürdü.

Bu çalışmada uzun süreli takipte (8-11 yıl) gözlenen etkileri değerlendirmeyi amaçladık. Bu çalışmada MKT, BDT’den (%38) önemli ölçüde daha yüksek iyileşme oranları (%65) ile ilişkilendirilmiştir. MKT lehine olan farklar 2 yıllık takipte korundu. Bu danışanların iyileşme, nüks etme, semptomlardaki değişiklikler ve tanısal durumlarını araştırmaya çalıştık.

Ana hipotez, MKT ile tedavi edilen danışanların uzun vadede BDT’den daha fazla iyileşme göstermeye devam edeceğiydi. Bu hipotez, orijinal denemedeki ilk yanıt oranlarına dayanıyor, depresyon için MKT’nin uzun vadeli sonuçlarını vaat ediyor ve MKT’nin BDT’den daha etkili olabileceğini öne süren bir meta-analizden yararlanıyor.

2. YÖNTEM

 Katılımcılar ve Prosedür

Bu çalışmada 28 danışan BDT’ye, 32 danışan ise MKT grubuna randomize olarak dağıtıldı. 2 yıllık takipte, her durumda iki danışan olmak üzere dört kişi eksikti (toplam N  =  56, %93,3 devam oranı). 9 yıllık takipte, 17’si BDT durumundan ve 22’si (%68,8) MKT durumundan (%65’lik toplam katılım oranı) olmak üzere toplam 39 danışan kaldı. 15 (%25) danışana ulaşamadık, beş danışan (%8.3) katılmayı reddetti ve biri vefat etti. Katılan 39 kişiden 32’si hem anketleri hem de görüşmeleri tamamladı, beşi sadece anketleri tamamladı ve ikisi yalnızca görüşmeleri tamamladı. Örneklem mevcut ortalama yaşı 48.06 (11.70)’dır ve iki durum arasında anlamlı bir yaş farkı yoktu (p  =  .52). Cinsiyet farkı yoktu (p  =  .36) ve % 66.7’si kadındı. Danışanların tedaviyi tamamlamasının üzerinden 8-11 yıl geçti ve ortalama 9.1 (SD = 1.2) yıl oldu. Görüşmeler Ocak 2018 ile Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleşti.

Hem BDT hem de MKT konusunda eğitilmiş 6 klinik psikolog, en fazla 12 haftalık 60 dakikalık seanslar için yayınlanan kılavuzlara dayanarak tedaviyi sundu. Üç terapist önce BDT, diğer üç terapist de koşulları değiştirmeden önce denemenin ilk yarısı için MKT yaptı. BDT 4 modülden oluşuyordu: Kaygı ve endişenin erken ipuçlarını tespit etmek, bu ipuçlarına yanıt olarak gevşeme uygulamak, kendi kendini kontrol ederek duyarsızlaştırma ile başa çıkma yöntemlerinin zihinsel provası ve felaket inançları ile endişe için BDT. MKT ise 5 modülden oluşuyordu: Baka formülasyonu ve sosyalleşme, kontrol edilemezlik ve endişe tehlikesi hakkındaki inançları değiştirme, endişenin yararları ve avantajları hakkında olumlu inançlara meydan okuma, alternatif başa çıkma stratejilerinin uygulanması ve son olarak nüks etmenin önlenmesi.

Katılımcılar, bilgilendirilmiş onam formunu dolduran ve GAD tanısı alan yetişkinlerdi. Tanısal görüşme için DSM Anksiyete Bozuklukları Görüşme Programı kullanılmıştır. Takip görüşmeleri için değerlendirme ekibi görüşmenin tamamını kullanmadı, ancak danışanların ön tedavideki teşhislerine göre görüşmenin bazı kısımlarını seçti (Şekil 1).

  • Ölçümler

Birincil sonuç ölçüsü Penn State Worry Anketi seçildi. Bu ölçekte derecelendirilmiş 16 öğe vardır ve daha yüksek puanlar daha yüksek endişe seviyelerine işaret eder. İlk çalışmada Beck Anksiyete Envanteri (BAI), Beck Depresyon Envanteri (BDI), durumsal anksiyete ve psikolojik süreçlerin ölçüleri dahil olmak üzere bir dizi ikincil sonuç kullanılmıştır. Bu çalışmada, danışan yükünü azaltmak ve tamamlanma oranını kolaylaştırmak için ikincil önlemleri kısıtladık.

BAI, anksiyete semptomlarını değerlendiren 21 maddelik bir kendi kendini değerlendirme envanteridir. BAI ikincil bir sonuç önlemi olarak dahil edildi. BDI, 21 maddelik kendi kendini değerlendirme depresyon envanteridir. BDI tekrarlanan önlem analizlerine karşın bir eşdeğişken faktör olarak dahil edildi.

  • İstatistik

 Katılan 39 kişiden 32’si hem anketleri hem de görüşmeleri tamamladı. İlk istatistiksel testler, katılımcıların ön ve son işlemdeki puanlar ve 2 yıllık takipteki araştırmayı yarıda bırakanlarla karşılaştırıldı. Bu iki grubu karşılaştırmak için chi-square testleri ve t-testleri kullanıldı. PSWQ ve  BAI (BDI ise eşdeğişken olarak yer aldı) üzerindeki tedavi ve olası zaman × durum etkilerini araştırmak için split-pot tekrarlanan ANOVA kullanılmıştır. Analizler sadece tam vakalar kullanılarak yapıldı. İyileşme ve nüks etme oranları ve tanı durumu için açıklayıcı istatistikler kullanılmıştır.

3. Bulgular

    • İlk Analizler

 Takip değerlendirmesine katılan danışanlar katılmayan danışanlarla karşılaştırıldı. Pswq ve BAI’deki bu iki grup arasında ön işlem, tedavi sonrası ve 2 yıllık takipte önemli bir fark bulamadık (bkz. Tablo  1). Ayrıca, iki grup arasında tedavi sonrası iyileşme oranları açısından anlamlı bir fark yoktu. Ayrıca, iki grup arasında yaş, cinsiyet veya tanı sayısı konusunda önemli bir fark bulamadık.

  • Semptomlarda Değişim

 Sonuçlar her iki önlem için de zaman içinde net bir etki gösterdi. Semptomlar tedavi öncesi ve sonrası dönemde önemli ölçüde azalırken, takip süresinde önemli bir değişiklik olmadı. MKT durumunda daha fazla iyileşme olduğu için endişe ve anksiyete semptomları için durum etkileri × koşul etkileri vardı. BDI, PSWQ analizi (p=.031) için önemli bir eşdeğişken faktöürydü, ancak BAI için değildi (p = .204).

  • İyileşme ve Nüks Etme Oranları

 Tam vaka verileri kullanılarak, iyileşme oranları 9 yıllık takipte MKT için %57,1 ve BDT için %37,5 olurken, klinik iyileşme oranları ise MKT için %23,8 ve BDT için %31,3 olarak gerçekleşti. Ön tedavide, tüm danışanlar PSWQ’da 47’nin üzerinde puan aldı. Tedavi sonrası ve takipte iyileşme oranları benzerdi. Bununla birlikte, bazıları iyileşme durumlarını korurken, diğerleri iyileşme sağladı ve bazıları nüksetti (MKT için% 14 ve BDT için% 19 nüksetti).

  • Takipte tanısal durum

 Takip çalışmasına katılan beş danışan sadece anketlere cevap verdikleri için tanı açısından değerlendirilmedi. BDT grubunda %23,1’e GAD tanısı konmuş, MKT grubunda ise %9,5’e karşılık %9,5’lik bir oran yakalanmıştır. BDT grubunda %69,2’ye tanı konulamazken, MKT grubunda tanı kriterlerini karşılamayan %81,0’e karşılık geldi. İki danışana tekrarlayan depresyon (biri orta ve biri remisyonda), birine de sosyal anksiyete bozukluğu tanısı konuldu. Ayrıca danışanlardan ikisinde komorbid bozukluklar (distimi ve fibromiyalji) vardı.

4. Tartışma

 Bu çalışma, GAD tanısı alan danışanlar için BDT ve MKT’nin olası uzun vadeli etkilerini araştırmak için yapıldı. Katılım oranı orijinal örneklemin %65’i kadardı. BDT için uzun vadeli iyileşme oranı %38 iken, MKT için %57’de daha yüksekti. MKT durumunda danışanların hem endişe hem de anksiyete oranlarında daha fazla iyileşme vardı. MKT’nin ardından %43’ü iyileşme durumunu korudu ve %14’lük bir iyileşme daha elde etti. BDT’nin ardından sürekli iyileşme oranı %13 olurken, %25’lik bir iyileşme daha sağlandı.

%65’lik takipteki katılım oranı diğer çalışmalara göre daha iyidir, ancak bu rakam genel örneklemin küçük olduğu ve bulguların güvenilirliği konusunda belirsizliğe yol açmaktadır. Bununla birlikte, herhangi bir klinik veya demografik değişkende katılımcılar ve katılımcı olmayanlar arasında önemli farklılıklar bulamadık. Bu, takip örneğinin tedaviyi tamamlayan örneklemi temsil etme olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

9 yıllık takipte, MKT’nin tedavi sonrası ve orta vadeli takipte gözlenen BDT’ye göre avantajı korundu. Ayrıca, tedavi sonrası dönemden bu yana iyileşme durumlarını sürdüren oranlar göz önüne alındığında bu farkın artmış olduğu görülmektedir. Uzun süreli takipte sonuçlardaki fark, alttaki psikolojik mekanizmalarda farklı derecelerdeki değişimi yansıtabilir. BDT gevşeme becerilerini geliştirmeye ve endişe içeriğine meydan okumaya odaklanırken, MKT çok farklı bir odak noktasına sahiptir. MKT’de terapist, endişe içeriği değil, endişe ile ilgili zorlu inançlar üzerinde çalışır ve danışanın endişe süreçlerini düşüncelerin önemini vurgulayacak şekilde nasıl düzenleyeceğini keşfetmesine yardımcı olur. Böylece, MKT’deki daha iyi sonuç, uzun vadeli zihinsel düzenlemenin temeli olan işlevsiz üst bilişlerdeki daha fazla değişiklik nedeniyle olabilir.

MKT için 30 aylık takip ve belirsizliğe tahammül edememe üzerine yapılan terapinin çalışması, MKT için% 75 ve IUT için% 50 iyileşme oranı bildirmektedir. Bununla birlikte, bu çalışmada iyileşme için farklı kriterler kullanılmıştır. Aynı kriterleri kullanırken, bu çalışma MKT için % 67 ve BDT için % 44’lük bir iyileşme oranına sahiptir ve tutarlılık, MKT’de gözlenen etkilerin üstünlüğünü desteklemektedir. MKT’ye karşı IUT denemesi ve MKT’nin diğer çalışmalarının mevcut sonuçlarla birlikte, MKT’nin GAD’li insanlar için etkili bir tedavi olarak kabul edilmesi gerektiği ve tedavi etkilerinin muhtemelen uzun süredir devam ettiği söylenebilir.

Mevcut sonuçlar önemlidir, çünkü MKT’nin BDT’ye karşı uzun vadeli takibini gösteren ilk sonuçlardır. Ancak, analizin büyük kısıtlamaları vardır. İlk olarak, orijinal örneklem boyutu mütevazı takip katılım oranı ile birleştiğinde, takip örnekleminin küçük olduğu ve sonuçların güvenilir olamayabileceği anlamına gelir. İkinci olarak, değerlendirme ekibi tam uzunlukta tanı görüşmesini (veya SCID-II görüşmelerini) kullanmadı, bunun yerine danışanların ön tedavideki teşhislerine dayanarak görüşmenin seçilen bazı kısımlarını kullandı. Önceki araştırmalar GAD’nin yerini somatizasyon bozukluklarının alabileceğini ileri sürer. Bu nedenle, mevcut çalışma kaç katılımcının yeni bozukluklar geliştirdiği sorusunu yanıtsız bırakmaktadır.

Sonuç olarak, bu çalışma hem BDT hem de MKT’nin uzun vadeli etkilerle ilişkili olduğunu ve tedavi sonrası görülen MKT’nin üstünlüğünün uzun vadeli takiplerde daha güçlü hale gelebileceğini göstermiştir. BDT alanlara kıyasla MKT danışanlarının daha büyük ve daha istikrarlı bir iyileşmesi olduğu görülürken, bu daha büyük örneklem boyutlarına sahip gelecekteki çalışmalarda doğrulanmalıdır. Bu sonuçlar, GAD ve diğer bozukluklarda MKT ve BDT’nin etkinlik düzeylerinde farklılık gösterdiğini gösteren artan veri gövdesine katkıda bulunur.

REFERANS: Solem, S.,Wells, A., Kennair, L. E.O., Hagen, R., Nordahl, H., & Hjemdal,O. (2021). Metacognitive therapy versus cognitive–behavioral therapy in adults with generalized anxiety disorder: A 9-year follow-up study. Brain and Behavior, 1–7. https://doi.org/10.1002/brb3.2358

 

Çeviri: The Effect Of EMDR Vs. EMDR 2.0 on Emotionality and Vividness of Aversive Memories in a Non-Clinical Sample

EMDR Terapisi başta TSSB olmak üzere pek çok psikiyatrik bozukluk için etkili ve güvenli bir yöntemdir. Gelecek Ocak ayında düzenleyeceğimiz ve Ad de Jongh ve Suzy Matthijssen’nin  konuşmacı olarak katılacağı etkinlik öncesinde kendilerinin yazdığı makalenin çevirisini sizlerle paylaşmak isteriz. Psikolog Derin Kubilay’ın çevirip özetlediği makaleyi aşağıda okuyabilirsiniz.

Giriş

TSSB etkisini ölçmek bir yana, altta yatan mekanizmayı anlayarak bir tedavi yöntemini geliştirmek çok başkadır. Deneysel çalışma törapatik prosedürleri çalışma şansı tanır. Böylece yalnızca bir terapinin etkinliğini değil aynı zamanda bu etkinliği nasıl geliştirebileceği de anlaşılır. Örneğin, TSSB için seçilen yöntemlerin başında EMDR gelmektedir. Bu prosedür hem etkili hem de verimli olduğunu kanıtlamıştır.

Ancak tüm danışanlar aynı şekilde tedaviye yanıt vermez. EMDR terapisinin başka bir versiyonu özellikle yanıt vermeyen danışanlara uyarlanmıştır. EMDR terapisinin etkinliği için geliştirmeler deneysel çalışmalarla araştırılmış ve çalışma belleği teorisine (ÇBT) odaklanarak arkasında yatan mekanizmalar üzerine çalışılmıştır. Bu teoriye göre EMDR terapisinin etkileri aversif bir anıyı hatırlama konusundaki limitli çalışma belleği kapasitesine yorulmalıdır. İkili görevlendirmenin sonucu olarak bu aversif anı daha az duygusal ve canlı hale gelmektedir. Anıların yeniden pekiştirilmesi ise uzun bellekteki gibi gerçekleşir.

ÇBT teorisi ve aversif anıların ayrıştırılmasına dair çalışmalara göre EMDR terapisinin daha etkin hale gelmesi mümkündür. Klinik açıdan, şimdiden pek çok potansiyel unsur danışan örnekleminde kullanılmış ve spor, psiko-eğitim ve uzun süreli maruz kalma gibi yöntemlerle birleştirilmiş yoğun bir tedavi ortamında daha geniş yararlar sağlamıştır. Çalışma belleği yükünün önemini göz önüne alarak, ikili çalışma belleği bölmesinin ikili bölmeye göre duygusallık ve canlılık özelliklerini azaltmakta daha etkili olduğu gözlenmiştir. Buna ek olarak ikili bölme sırasında bir anıyı hafızada tutmak da çok önemlidir. İki görevin rekabeti temeldir; katılımcılar iki görevle de (bir anıyı hatırlamak ve diğer çalışma belleği görevleri) eşzamanlı uğraşmaktadır. Ayrıca, kısa süreli maruz bırakma negatif bir anıyı temsil eden ekran görüntüsüne yapıldığında ve eşzamanlı ikili görev sergilendiğinde bir anının duygusallık oranı daha büyük ölçüde azalmaktadır. Bunun sonucunda EMDR terapisi için bölme ve yeniden işlemleme sırasında çalışma belleği yükünün artması ve travmatik anının aktive edilmesi önerilmiştir.

EMDR terapisinin etkisini artırmak için pek çok öneri yapılmıştır. Psikoterapi araya giren anıların duygusallığını azaltarak görünür olmasını da engellemeyi hedefler. Araya giren anılar farklı duyular yardımıyla ortaya çıkar; mesela işitsel anılar en kolay şekillendirilebilen anılardır. Ayrıca, hem gerçekleştirilen ikili görev hem de belleğin (baskın) duyusal modalitesi aynı modalitede olduğunda çalışma belleği üzerinde daha büyük bir etki bulunduğuna dair bazı kanıtlar vardır.

EMDR terapisinin etkinliğini arttıran mekanizmalar düşünüldüğünde yalnızca çalışma belleği akla gelmemelidir. Beklenmedik (sürpriz) etkileri de hesaba katılmalıdır. Sürpriz faktörü karmaşık anıları istikrarını bozarak esnetebilir. Bu bağlamda Görsel Şema Yer Değiştirme Terapisi (VSDT), aversif anıların canlılık ve duygusallık özelliklerini azaltma yetisine sahip olan sürpriz faktörünü kullanan yeni ve umut vaat eden bir terapi metodudur.

Travma odaklı terapileri geliştirme kapasitesine sahip bir diğer potansiyel olarak ilginç bir mekanizma ve etkin törapatik bir parça ise uyarılmadır. Uyarılma ile yeniden sağlamlaştırma sırasında anıların güncellenmesi geliştirilebilir. Paralel olarak, plasebo kontrollü çalışmalar göz hareketlerinin etkisini azaltan beta engelleyicileri yöneterek uyarılmanın azaltıldığını göstermiştir. Bu sayede duygusal anıların canlılığı da azalmaktadır. Uyarılmayı artırarak EMDR terapisi gibi travma odaklı terapilerin etkinliği artırılabilir.

Shapiro’nun standart EMDR protokolüne ve çalışma belleği üzerine yapılan araştırmalarla klinik gözlemlere dayanarak, bahsi geçen faktörlerin standart EMDR terapisine entegrasyonu bu terapiyi etkinleştirerek daha verimli hale getirecektir. Bu yüzden bu çalışmanın amacı standart EMDR protokolünü uyarlanmış EMDR terapisi ile karşılaştırarak etkinliğini ölçmektir. Bu noktada klinik olmayan bir örneklem üzerinde uyarlanmış protokol “EMDR 2.0” olarak anılacaktır. Bu yöntem ise randomize kontrollü bir çalışma içerisinde yeni bir tedavi yöntemini araştıran standart bir uygulamadır. Hipotez ise EMDR 2.0’ın standart EMDR’den daha etkin olması ve anıların duygusallık ile canlılık oranında daha büyük bir düşüş göstereceğidir.

EMDR terapisinin ana özelliği terapistin ikili çalışma belleği bölmesi yaparak yaklaşık 30 saniye süren setler uygulaması ve eşzamanlı olarak danışanın travmatik bir anıyı bilince getirmesidir. EMDR’e oranla EMDR 2.0’de çalışma belleğinin daha fazla vergilendirilmesi daha kısa bir seans süresi ve daha az set sayısı ile daha etkili bir terapi ile sonuçlanmasına yol açacaktır. Bu yüzden ikinci hipotez ise EMDR 2.0’ın standart EMDR’e göre daha kısa bir zaman ve daha az sayıda set gerektireceği yönündedir.

Yöntem

Yaş ortalaması 35 olan ve büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan 62 katılımcı bu çalışmada yer almıştır. Bir imge veya negatif anıyı hatırlarken yaşanan sıkıntının yoğunluğunu ölçmek için SUD ölçeği kullanılmıştır. Anının canlılığını ölçmek içinse 11 puanlık bir Likert ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmada danışanlar eşzamanlı olarak terapistin elini takip etmek gibi başka bir iş yaparken travmatik anıya odaklanmaktadır. Çalışma belleği bölmesinin olduğu 30 saniyelik her sette danışanlar akıllarına gelen çağrışımları bildirdi. Bu setler danışanlar iki eşzaman arasında benzer bir bağ bulana dek devam etti. Bir duyarsızlaştırma turunun bitmesi ve sonrasında terapistin tedavi sürecini değerlendireceği ana dönmesi ile bu rahatsızlık seviyeleri değerlendirdi. Ondan sonra da yeni bir tura geçildi. Duyarsızlaştırma turları maksimum 20 dk. Olan seans zamanına ulaşana veya SUD skoru sıfıra düşene dek tekrarlandı. Değerlendirme sırasında ve pozitif bir kapanış öncesi SUD ve seçilen anının canlılığı puanlandı.

EMDR 2.0

EMDR 2.0 da sekiz fazlı protokole dayanır ancak danışanı belli bir anıyı kendi çalışma belleği içerisinde açıkça yerleştirmesi içinde motive eden yazı bölümleri ile takviye edilir. Bu sırada da spesifik olarak çalışma belleği bölme teknikleri ile anının rahatsız edici kısımlarını aktive eder. Bu kısımlar duyarsızlaştırma kısmında gerçekleşir. Spesifik olarak, EMDR 2.0 üç ana bileşeni de içermektedir: Öncelikle danışanı travmatik anısını detaylı bir şekilde çalışma belleğine yerleştirmesi konusunda motive eder ve bilgilendirir. Böylece danışan tedaviye bağlanır ve terapinin mantığını kavrar. İkinci olarak, anıyı etkinleştirmesi ve bellek ağının ve bedenin uyarılması için kişiye yardım edilir. Anının yalnızca görsel değil tüm duyusal kısımlarına odaklanarak anının etkinleştirilmesi adına terapist destek olur. Son olarak yeni anı bölme görevlerinin çeşitliliğini kullanarak anıyı yeniden işlemek adına farklı duyusal modüller kullanılır. Terapistler bunu danışan için uygun olacak şekilde genişletir ve uyarlar. Duyarsızlaştırma açısından dört açı da hesaba katılır.

Çalışma belleği bölmesini maksimize etmek

Farklı görevleri birleştirerek çalışma belleği bölmesi maksimize edilebilir. Danışan hafifçe vurarak ve çok hızlı göz hareketleri ile başlar. Bu setler altı farklı görevin bir veya pek çok hızlı göz hareketi ile birleştirilir: 1. Yatay yerine çember gibi başka şekillerde göz hareketlerini yapmak 2. Görevleri saymak veya hecelemek 3. Tik-tak gibi dil sürçmesi yaratabilecek kelime öbeklerini tekrarlamak 4. V-adımı yapmak: Ayağa kalkmak ve çapraz adımlar atmak 5. Hafifçe vurma görevleri 6. Dikkat dağıtıcı koku ve tatlar tanıtmak.

Sürpriz etkisini eklemek

Danışanı bağlantısız yorumlar yaparak şaşırtmak, alakasız konularda sorular sormak (Hava hakkında ne düşünüyorsun? gibi) veya beklenmedik hareketler sergilemek.

Uyarılma yapmak

Terapisi beklenmedik bir anda el çırparak veya yüksek sesle kelime söyleyerek ya da aniden değişik sesler çıkararak veya ani hareketler yaparak uyarılmayı sağlar.

Modüle özgü bölme

Terapist çalışma belleği bölmesini hedef anıya uygular. Örneğin, hedef anı güçlü bir işitsel bileşene sahipse işitsel bir bölme yöntemi başka bir yöntemle kullanılır. (Yüksek sesle nefes alıp verme bileşenine sahip bir anı için sayma ve heceleme gibi). Maksimize edilen çalışma belleği bölmesi altında sınıflandırılan görsel, işitsel ve kinetik görevler dışında, modül spesifik bölme için farklı nesneler de laboratuvarda mevcuttur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Desen

Çalışmada dörde (Zaman: öncesi, sonrası, takip 1, takip 2) iki (Koşul: EMDR ve EMDR 2.0) karma tasarımı kullanıldı. Katılımcılar, dahil edilme sırasına göre koşullardan birine rastgele atandı. Denekler içinde değişken süre, deneyin başlangıcında (öncesi), tamamlandıktan sonra (sonrası), bir haftalık takipte (takip 1) ve dört haftalık takipte (takip 2) SUD ve canlılık değerlendirmelerinden oluşuyordu. Denekler arası değişken EMDR veya EMDR 2.0 ile koşul olarak belirlendi. Verimlilik için, bağımlı değişkenler ise toplam oturum süresi ve gerçekleştirilen set sayısı ölçümleriydi. Setler hem toplamda hem de set başına ortalama olarak ölçüldü.

Veri Analizi

Tüm veriler JASP adlı istatistik programındaki Bayesian yöntemi ile ölçüldü. BF>1 ise model desteklenir; BF<1 ise model desteklenmez. Tüm grup farkları ANOVA ile ölçüldü.

Sonuçlar

62 danışanın verisi analize girdi. Temel düzeyde danışanların seçtikleri hedef anının duygusallık oranı ortalama olarak SUD ölçeğinde 8 iken canlılığının ortalaması 7.99 olarak bulundu. İki koşulda da tedavi maksimum 20 dakika sürdü.

Duygusallık

Sonuçlara göre (EMDR, EMDR 2.0) koşullu tekrar eden ANOVA’yı denekler arası değişken olarak düşünürsek ve SUD ölçeğini de denekler içi değişken (Zaman: pretest, posttest, follow up 1, follow up 2) olarak ele alırsak, bu modeli desteklemek adına sadece zamanın bir ana etki (main effect) gösterdiğini görmekteyiz.

Post hoc testleri pretest’ten posttest’e kadar olan SUD düşüş derecelendirmeleri için güçlü bir destek göstermektedir. SUD derecelendirmeleri post testinin ardından daha fazla düşmedi, yani post, takip 1 ve takip 2 derecelendirmeleri arasında karşılıklı düşüşler olmadan model için destek bulundu. Zaman ve Koşul için ana etkiye sahip model ikna edici bir şekilde desteklenmez. Etkileşim etkisi de dahil olmak üzere modele karşı güçlü kanıtlar vardır. SUD derecelendirmelerindeki düşüşleri pretest’ten posttest’e, takip 1 ve takip 2’ye kıyasla planlanan post hoc sonuçları, koşullar arasındaki farkların eksikliğine destek gösterir.

 

 

 

 

 

 

Canlılık

Tekrarlanan ölçüleri ANOVA gruplar arasında zaman içinde canlılık puanlarını karşılaştıran, zamanın sadece ana etkisi de dahil olmak üzere model için en fazla desteği göstermektedir. Canlılık derecelendirmelerinde pretest’ten posstest’e kadar güçlü bir şekilde desteklenen bir düşüş vardır. Analiz, etkileşim etkisi de dahil olmak üzere modele karşı kanıtlar gösterir. Koşullar ve belirli zaman noktaları arasındaki canlılık derecelendirmelerinde eşit düşüşler de dahil olmak üzere modeller için destek gösterdi.

 

 

 

 

 

 

Etkinlik

Gruplar arasında seans süresinde fark yok. EMDR 2.0 koşuluna katılanlar (M = 9.03; SD = 4.36) seans içinde standart EMDR koşulundaki katılımcılardan (M = 12.90); SD = 6.30) daha az set gerçekleştirdi.

Tartışma

Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bir örnekte sıkıntılı otobiyografik anıların duygusallığını ve canlılığını etkilemede EMDR 2.0 terapi protokolünün etkinliğini ve verimliliğini standart EMDR protokolü ile karşılaştırmaktı. Bu çalışmanın sonuçları, EMDR 2.0’ın hem doğrudan müdahale-sonrası hem de bir ve dört hafta sonra follow up sırasında duygusallığı ve üzücü anıların canlılığını azaltmada geleneksel EMDR terapisinden daha etkili olacağı hipotezini desteklemedi. Her iki tedavi koşulunda da bireyler eşit etki gösterdi. EMDR 2.0’ın EMDR’den daha verimli olacağı hipotezi için sadece kısmi destek vardı. EMDR 2.0 koşulundaki katılımcılar, EMDR ile aynı duygusallığı ve canlılığı azaltma etkisini teşvik etmek için EMDR koşulundan daha az sete ihtiyaç duydular. Tersine, iki müdahale seans-süre-zaman bakımından farklılık görmedi.

Benzer etkiler elde etmek için EMDR 2.0’da daha az sete ihtiyaç duyulduysa, neden etkilerde seans süresindeki fark veya daha düşük duygusallık veya canlılık puanları gözlenmedi? EMDR 2.0’da kullanılan gelişmiş WM (Working Memory = Çalışma Belleği) yüklemesinin WM’nin aşırı yüklenmesine neden olabileceğini ve böylece bazı katılımcıların olumsuz belleği akılda tutmasını imkansız hale getirebileceğini iddia edebiliriz. Son araştırmalar, EMDR’deki WM bölmesinin bir doz-yanıt ilişkisi izlediğini defalarca göstermiştir, ancak katılımcıların da işlemesi için anıyı akılda tutmaları gerekir. Katılımcıların ikili görevleri yerine getirirken rahatsız edici belleği ne ölçüde akılda tutabildikleri izlenmedi. Çalışmayı tamamladıktan sonra EMDR 2.0 koşulundaki birkaç katılımcıdan gelen raporlar – sıkıntı uyandıran hafızayı düşünmek zorunda kalmamak için ikili görevlere girmekten mutlu olduklarını kabul etmek gibi – bu ihtimalin olasılığını da ekliyor. Öte yandan, WM kapasitesi kalmasaydı ve katılımcılar anıyı akılda tutamasaydı, EMDR 2.0’ın hiçbir etkisi gözlenmeyecekti. Gelecekteki araştırmalar, katılımcıların ikili görevleri gerçekleştirirken belleği akılda tutup tutmadıklarını izlemeli ve bunu yapamazlarsa ikili görev kapasitelerine göre ayarlanmalıdır.

Zaman ve etki farklılıklarının olmamasının bir başka oldukça mantıklı açıklaması ise müdahaledeki diğer unsurlar için kullanılan zamandır. EMDR 2.0 tedavisinde aktif duyarsızlaştırma, bir setin süresinin yaklaşık 30 saniye olduğu dikkate alınırsa, az ya da çok 4.5 dakika iken, geleneksel EMDR’de bu 6.5 dakikaydı. Bu, müdahale süresinin büyük kısmının tedavinin diğer unsurlarıyla dolu olduğunu göstermektedir. Hedefe geri dönmek ve ikili görevleri açıklamak buna örnektir. Daha da fazlası, katılımcılar EMDR 2.0’da hedefe daha hızlı geri döndüklerinden, hedefe dönüş prosedürünün de daha fazla zaman aldığı açıktır. Seans süresi ve etkisinde farklılık olmamasının bir başka açıklaması, kullanılan örnek ve bundan kaynaklanan anılardan kaynaklanabilir. TSSB’den mustarip danışanlarda, hafızayı işlemek için daha fazla zaman harcanıyor ve bu nedenle SUD sıfıra duyarsızlaştırılması daha fazla set gerektiriyor. Klinik olmayan katılımcıların örneklemi nedeniyle, olumsuz anıların kalıplarının daha kolay olması muhtemeldir. Ayrıca, anıların manipüle edilmesi kolay olduğu için, EMDR ve EMDR 2.0’ın etkilerinde daha az fark olabileceğini iddia edebiliriz, çünkü ek motivasyon, aktivasyon ve / veya duyarsızlaştırmaya daha az ihtiyaç olabilir. Veriler, tipik olarak TSSB’den mustarip hastalarda gözlenen sıkıntı verici anıların önlenmesinin aksine, bu çalışmaya katılmaya motive olan sağlıklı bir örneklem arasında toplanmıştır (Amerikan Psikiyatri Derneği, 2013). EMDR 2.0, bir belleği tam olarak etkinleştirmekten kaçındığı için EMDR’ye yanıt vermeyen bireylerde klinik uygulamada tanık olunan bir etki ve düzenli çalışma belleği bölme dozajları etki yaratmak için yetersiz göründüğü için  özel olarak geliştirilmiştir.

Oturum süresinde farklılık yaratmasa da EMDR 2.0’da duyarsızlaştırma ve canlılığın azaltılmasında aynı etkiye ulaşmak için daha az sete ihtiyaç duyulduğunun tespiti, izleme bağlantıların yararlılığı veya ilişkilendirmeler hakkında araştırma ihtiyacı sorusunu gündeme getirmektedir. İçsel ilişki sürecine izin vererek EMDR etkinliği üzerinde olumlu etkiler gözlenmiş olsa da, ilişkilendirmelerin ilave etkisi ampirik olarak ve bağlantıların veya bunların söze dökülmesinin EMDR tedavisinin etkili ve dolayısıyla önemli bir bileşeni olup olmadığı tartışılır.

Sonuç

Bu çalışmanın birkaç sınırlaması vardır. Birincisi, maksimum 20 dakikalık sabit bir zaman sınırının kullanılmasıdır. Bu, tüm anıların duygusallığını çözmeye devam edeceğimizde seans süresinde herhangi bir fark olup olmadığını tespit edemememize neden oldu. Toplam sürenin karşılaştırılması, seans sürelerinde daha düz bir karşılaştırmaya neden olurdu. Ayrıca, örnekte, 62 katılımcıdan 25’i, ortalama seans süresine yansıyan sıfır SUD puanına ulaştı, ancak aynı zamanda kalıplamanın daha kolay olduğu bazı anıların araçlara büyük bir parça derlendiğini, böylece belki de duyarsızlaştırma çabasındaki farklılığı yansıtmadığını gösterir. Ayrıca, seans sırasında duygusallık derecelerinin düşüş hızını belirlemek için herhangi bir süreç ölçüsü dahil değildi. Bu nedenle, duygusallık veya canlılık düşüşü eğiminde daha rafine bir görüşe sahip olmak zordur. Gelecekteki araştırmalarda, seans sırasında duygusallık puanlarındaki düşüşü daha iyi anlamak için daha uzun seanslar kullanılabilir ve süreç önlemleri dikkate alınabilir. Ayrıca, klinik olmayan numunenin kullanımı mekanizmaların tanımlanmasına ışık tutsa da, böyle bir örneklemin kullanımının sınırlandırılması bulguların genelleştirilebilirliğidir. EMDR 2.0’ın belirli bir danışan grubu için standart EMDR’e göre daha iyi çalışan bir alternatif olup olmadığını belirlemek için hasta gruplarında daha fazla araştırma yapılmalıdır.

Matthijssen, S., Brouwers, T., van Roozendaal, C., Vuister, T., & de Jongh, A. (2021). The effect of EMDR versus EMDR 2.0 on emotionality and vividness of aversive memories in a non-clinical sample. European journal of psychotraumatology12(1), 1956793. https://doi.org/10.1080/20008198.2021.1956793

Çocuk ve Ergenlerle İlgili Son Yayımlanan İki Araştırma

EMDR Terapisi başta TSSB olmak üzere pek çok psikiyatrik bozukluk için etkili ve güvenli bir yöntemdir. Psikiyatrik tedavilerde araştırmalarla ilgili etik ve diğer kısıtlılıklar nedeni ile çocuklarla ilgili araştırmalar genellikle yetişkin araştırmalarından sonra gelmektedir. Bu doğrultuda EMDR ile ilgili araştırmalarda da çocuk literatürü yetişkin literatürünün gerisindedir diyebiliriz. Çocuklarda ruhsal bozukluklarda, EMDR’ın yeni henüz kılavuzlarda tam netleşmemiştir.Bu nedenle çocuklarla ilgili yapılan EMDR çalışmaları daha da önem taşıyor. Bu önem doğrultusunda yakın zamanda yayınlanan EMDR ve Çocuk konulu iki araştırmayı Psikolog Derin Kubilay’ın çevirisi ile özetlemek istedik.

 

 

EMDR ve Çocuk

 

1.    Çocuklar için EMDR Grup Protokolünün Mülteci Çocuklarda TSSB Semptomlarını Azaltmaktaki Etkisi

 

Giriş

2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’ndan bu yana, milyonlarca Suriyeli Türkiye sınırını geçerek ailelerini ve kendilerini savaşın etkilerinden korumaya çalıştı. Sonuç olarak, 1,9 milyon Suriyeli yetişkin ve 17 yaş altındaki 1,6 milyon çocuk Geçici Koruma Yönetmeliği kapsamında Türkiye’ye yerleşti. Koruma kapsamında temel ihtiyaçları karşılansa da pek çok mülteci savaş sırasında maruz kaldıkları travmatik olaylar sebebiyle ruhsal bozukluklara yakalandı.

Bu artan ihtiyaca cevaben Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD) kamp sahasına öncelik vererek mülteci topluluklarına psikososyal destek sağladı. Hükümetlerarası birtakım organizasyonlar (UNHCR gibi) bu kamp sahalarına psikososyal rehabilitasyon merkezleri kurdu. Ancak, bu kamp sahalarının dışında ikamet eden Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğu kentsel alanlardaki hizmetlere erişme konusunda pek çok zorlukla karşılaştı. Metropollere giden sürekli göç akışı ve geçici mültecilere uzun vadeli sağlık poliçeleri yapmaktaki zorluk sebebiyle bu sistem bir çıkmaza girdi. Buna ek olarak, kentteki mültecilere sağlık servislerine erişim konusunda sorumluluğa sahip yerel belediyeler ve kamu yetkilileri birtakım yasal, politik ve finansal bariyerlere tosladı.

İstisnai bir vaka olarak, yerel kamu yetkilileri İstanbul’daki Suriyeli çocukların TSSB tedavisini benimseyip destekledi. Bu konuya dair potansiyel olarak travmatize olmuş pek çok Suriyeli çocuğa grup terapisi uygulama kararı verildi. Bunun dışında, analiz için bu çocukların majör depresyon seviyeleri ve iyi oluş hallerindeki farklılıklar kontrol edildi. Bu çalışma, projeye öncülük eden İstanbul’daki Maltepe ilçesinin yaptığı çalışmanın sonuçlarını raporlamaktadır.

Silahlı Çatışmadan Etkilenen Mülteci Çocukların Ruh Sağlığı

Savaşa bağlı olarak çıkan TSSB semptomlarını araştıran çalışmaların Suriye iç savaşı yüzünden ortaya çıkan duygusal acının çocukların zihinlerinde de var olduğunu gösterdiği bilinmektedir. Son yapılan çalışmalara göre Suriyeli çocukların yarısının zihninde anksiyete semptomları ve geri kalan çocukların üçte birinde de hem depresyon hem de anksiyete belirtileri gözlenmiştir. Suriyeli mülteci çocuklar depresyon ve anksiyete ile eş zamanlı olarak yüksek seviyede TSSB belirtisi de göstermektedir. İlginç bir şekilde, yalnızca Suriyeli mülteci çocuklar değil, aynı zamanda Suriye sınırına yakın yaşayan Türk akranları da orta ve şiddetli seviyede TSSB semptomlarından mustaripler.

Günlük stresörler ve travma ile etkileşime giren mültecilerde tedavi edilmeden ruhsal bozukluklar kronik hale gelmektedir. Daha geniş bir açıdan bakarsak, Suriyeli çocukların iyi oluş halleri geçmiş travmatik olaylar (ölüm tehditleri, işkence, açlık, ciddi yaralanmalar, aile üyelerinin zarar görmesi, ölüm ya da kalıcı yok oluş gibi) tarafından zedelenmektedir. Bu yüzden de Suriyeli mülteci çocukların ruh sağlıkları için bütüncül bir yaklaşıma sahip olarak onların depresyon ve psikososyal iyi oluş hallerinin belirleyicilerini kontrol etmek çok önemlidir.

EMDR Tedavisi

AIP (Adaptif Bilgi İşleme) modeline göre insan beyni bilgileri genelde işlevsel bir yolla işler. Ancak travma veya yaşamı tehdit eden olaylar yaşandığında bunlar bilgi işleme sistemini bozarak travmatik deneyimlerin işlenmemiş bir hafıza durumunda depolanmasına yol açar. Bunun sonucunda da bu hafıza deposu birtakım bedensel duyumlar, negatif duygular ve inançlarla ilişkilendirilir. EMDR insanların travmatik anılarını işlemesine ve bu anıların negatif taraflarını nötralize etme konusunda yardımcı olur. Terapist göz hareketleri ile çift yönlü uyarım yaptığında danışan imge, biliş, duygu ve bedensel duyular yoluyla o anılara ulaşabilir.

EMDR terapisi travma deneyimi olan çocuklarda da etkinliğini göstermiştir. Çocukların farklı yaşlarda dünyayı farklı yönlerden kavradığı ve bu yüzden de travmatik çocuklarda yaşa bağlı olarak travmanın farklı etkileri olabileceği görülmüştür. Bu yüzden psikolojik müdahalelerin çocukların gelişimsel seviyelerine uygun olarak ilerlemesi gerekir. Bu yüzden de “Gelişimsel EMDR” protokolü çocuk ve ergenlerde kullanılmaktadır.

Çocuklar ile EMDR Grup Protokolü (EMDR-GP/C)

Afet koşullarında bireysel olarak EMDR terapisini uygulamak pratik olmayabilir. Bir afetten pek çok insan etkilendiğinde grup müdahalelerinin çok daha etkili ve ekonomik olduğu bilinmektedir. Çocuklarla EMDR Grup protokolü 1999’da meydana gelen Marmara Depremi sonrasında geliştirilmiştir. EMDR-GP/C bireysel terapiye erişim sağlayamayan pek çok travmatik çocuk için sağlanmıştır. O günden beri spesifik afetler ve farklı popülasyonlar için EMDR-GP/C modifiye edilerek kullanılmaktadır. EMDR-GP/C, EMDR-IGTP (EMDR bütüncül grup protokolü)’ne göre daha farklıdır: Her ikisi de 8 fazlı olsa da hazırlık, duyarsızlaştırma ve yerleştirme adımlarının içeriği daha farklı ilerler. Travmaya özgü hikayelerin kullanılması ile anıların duygusal, duyusal ve sözel taraflarının güçlendirilmesi hedeflenir çünkü travmatik anı deneyimlendiğinde sözel ifadeler ve yorumlamalar engellenir.

EMDR-GP/C’nin 8 adımı:

  1. Tanışma: Travmanın doğasını, grup kurallarını, isim etiketlerini ve ölçekleri doldurmanın mantığını anlatmak
  2. Hazırlık: Çocukların destek sistemini anlamak; EMDR’i, güvenli yeri, kaynak egzersizini ve BLS (Çift yönlü uyarım) ile yerleştirmeyi açıklamak
  3. Değerlendirme: Kâğıdın küçük bir bölümüne en kötü imgeyi çizmek, SUD (rahatsız edici duygular, bedensel duyumlar vs.) seviyesini ölçmek
  4. Duyarsızlaştırma: Çift yönlü uyarım ile (kelebek sarılması veya diz vuruşu) 4 farklı kâğıda çizim yapılır. Gerektiği durumlarda 5 ve 6. Çizime kadar işleme devam edebilir.
  5. Yerleştirme: Bilgi İşlem Modeli’ne göre yazılan iyileştirici hikâye ile, çift yönlü uyarımla beraber yerleştirme yapılır.
  6. Beden tarama: Gevşeme tekniği ile pozitif bedensel durum yerleştirilir.
  7. Kapanış ve gelecek şablonu: Sanat işi ile güçlü bir kapanış sağlanır.
  8. Yeniden değerlendirme: Eğer mümkünse yapılır.

Bu içerikle EMDR-GP/C danışanlara travmatik anılarını bütünleştirme ve yeniden sağlamlaştırma için yardımcı olur. Travmatik olaya ise işlevsel bir anlam verir.

Bu araştırmanın amacı

Kentsel kesim içerisindeki mülteci topluluklarının yüksek seviyeli hareketini ve kısıtlı finansal kaynakların mülteci çocukların ruh sağlığı servislerine paylaştırılmasındaki zorluğu göz önüne alarak EMDR-GP/C uygulamasının mülteci çocuklardaki TSSB semptomları için uygun maliyetli ve hızlı bir çözüm olarak karşımıza çıktığını göstermekteyiz.

Böylece randomize kontrollü bir çalışma ile EMDR-GP/C’nin orta ve şiddetli TSSB semptomu gösteren 121 mülteci çocuk üzerinde uygulanması planlanmıştır. Daha geniş bir açıdan yaklaşırsak, depresyon seviyesini azaltmakta ve iyi oluş halini geliştirmekte EMDR-GP/C’nin etkinliği araştırılmıştır. Bu çalışmada 3 hipotez öne sürülmüştür:

  1. EMDR-GP/C Suriyeli mülteci çocukların TSSB semptomlarını azaltmakta etkili bir tedavi yöntemi olabilir.
  2. EMDR-GP/C Suriyeli mülteci çocukların iyi oluş hallerini geliştirebilir.
  3. EMDR-GP/C Suriyeli mülteci çocukların majör depresyon seviyelerini azaltmakta etkili olabilir.

Yöntem

6-15 yaşları arasında olan ve TSSB semptomları gösteren 121 Suriyeli mülteci çocuk bu çalışmaya katıldı. Yalnızca savaşla ilişkili travmalara sahip ve 6 aydan uzun süredir devam eden semptomlara sahip kişilerle çalışıldı. Bu çocukların TSSB tanı kriterlerini karşıladığı belirtildi.

Suriye’de yalnızca “deli” insanların psikososyal destek aldığında dair kültürel bir damgalama mevcuttur. Bu yüzden TSSB tanısı almak, Suriyeli mülteci gruplarında dışlanma ve bir hastaneye nakledilme korkusu içeriyor. Bu kültürel engeli aşmak adına hem Arapça hem de Türkçe dilinde yazılmış bilgilendirici metinler hazırlanarak mülteci ailelerine ve Türk komşularına yapılan ziyaretlerde dağıtıldı. Okullarda Suriyeli çocukların ebeveynlerini kendi çocuklarında mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ruh sağlığı konularında destek alması için bilgilendirici konuşmalar yapıldı. 7/24 açık bir hat kurularak eğer bu proje hakkında daha fazla bilgi almak isterlerse arayabilecekleri söylendi. En sonunda birtakım katılımcıların devamsızlığı ile 94 katılımcı projeye devam etti.

Ölçekler

94 katılımcı randomize bir şekilde EMDR ve kontrol gruplarına dağıtıldı. Tüm bunlara rağmen kontrol grubunda yüksek oranda bir devamsızlık oluştu çünkü o grupta ilk başta herhangi bir müdahale uygulanmadı. Bu araştırmada travmatik anıların şiddetini ölçmek adına “Child posttraumatic stress reaction index (CPTS-RI), α=.86”, öznel iyi oluş hallerini incelemek adına “World Health Organisation (WHO)-5 Well-Being İndex, α=.78” ve depresif belirtileri görmek için “Major depression inventory (MDI), α=.87” ölçekleri kullanıldı. Geçerlilik ve güvenilirlik ise “veri doğruluğu”, “tanısal güvenilirlik” ve “bilişsel geçerlilik” ile ölçüldü.

Müdahale

EMDR-GP/C protokolü standart 8 aşamayı içerir ve grup terapi modeline odaklanır. Seanslar boyu gelişimi takip etmek adına SUD ölçeği uygulanır. Böylece danışanlar negatif duygularını 1 ila 10 arasında puanlar. SUD skorlarında düşüş ise seanslar sonundaki gevşemenin göstergesidir. Ortalama bir seans 90-120 dk. sürmektedir.

Veri Analizi

Gruplararası tasarımda temel düzey skorları ve demografik bilgiler t-testi ile analiz edildi. Tedavi öncesi skorlar kontrol edildi ve ANCOVA ile gruplararası farklar analize sokuldu.

Sonuçlar

Bu çocukların büyük çoğunluğu erkekti ve büyük bir kısmı Suriye’deki sivil savaşta bir aile üyesini kaybetmişti. Pretest skorları EMDR ve kontrol grubunda anlamlı bir fark göstermedi. Ancak EMDR-GP/C tedavi grubunda olanların TSSB semptomları kontrol grubuna oranla düşüş gösterdi. Ayrıca EMDR terapisinin iyi oluş puanlarında ve depresyon seviyelerinde de anlamlı bir etkisi olmuştur. Aradan geçen zamanın kendisi ise TSSB semptomlarının şiddetini düşürmüştür. Pretest ile Posttest arasında geçen zaman boyunca EMDR terapisinin TSSB semptomlarında önemli bir gelişme kaydetti görülmüştür.

Tartışma

Bu çalışmanın amacı EMDR-GP/C’nin Suriyeli mülteci çocuklardaki TSSB’deki etkisini değerlendirmektir. İlk hipoteze göre, EMDR-GP/C’nin TSSB semptomları üzerindeki törapatik etkisi incelenmiştir. İkinci ve üçüncü hipotezde ise EMDR-GP/C müdahalesinin iyi oluş hali ve depresyon üzerindeki potansiyel pozitif etkisi araştırılmıştır. Bilindiği kadarıyla, kentsel bir alanda yaşayan mülteci çocuklarda uygulanmış EMDR grup terapisi etkinliği ölçen ilk çalışma budur.

Pratik hayata uyarlandığında bu çalışmanın yerel belediyeler ve kamu yetkilileri için kendi bölgelerindeki mülteci çocuklarına uygulayabilecekleri bir EMDR-GP/C grup protokolü sunması açısından bu çalışma bir örnek teşkil etmektedir. TSSB semptomlarında, depresyon belirtilerinde iyi oluş seviyelerinde istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olmuştur. Bu yüzden tüm araştırma hipotezleri desteklenerek EMDR-GP/C’nin etkinliği kanıtlanmıştır.

Pek çok mülteci çocuk kendi travmalarını işlemleme ve sıkıntı verici düşüncelerini çizimlere yansıtarak onlara karşı koyabilme becerisine sahiptir. Çocuklar tekrarlayıcı bir şekilde daha önceden çizdikleri negatif resimlere baktıklarında travma işleme süreci engellenebilir. Bu yüzden her çizimde farklı bir sayfa kullanılarak travma işlemenin devamı sağlanmalıdır. İlk çizimlerde genel olarak temaların köyleri yok eden tanklar, binalara bomba atan uçaklar, yaralı veya ölü insanlar ve kasvetli bir havadan oluştuğu gözlemlendi. Ancak son seanslara doğru bu temaların değişerek gülümseyen hayvanlar, caddede oyun oynayan çocuklar ve güneşli havalara dönüştüğü fark edildi.

Bu yüzden travmaya özgü EMDR-GP/C müdahalesinin çocukların travmayı işlemesinde yardımcı olacağı görülmüştür. Kaynak yerleştirme ve daha sonrasında travma işlemesine geçilmesi çok yardımcı olmuştur. İkinci olarak, EMDR-GP/C ile iyileştirici bir hikâyenin eklenmesi çok kullanışlı olmuştur. Bu sayede SUD puanları düşerek kişilerde geleceğe dair umut ve pozitif duygular uyandırmıştır. Bu hikâye travmatik olayları içererek pozitif duygularla başlar, sonra negatif duyu ve duyumlarla ilerler, en son da gene pozitif duygu ve umut dolu cümlelerle kapanış yapar. Ayrıca söze dökülmeyen anıların da sağlamlaştırılması hedeflenir. Duyarsızlaştırma aşamasında yapılan çizim ise örtülü belleği aktive ederken sözel hafıza iyileştirici öykü ile etkinleştirilir. Bazı çocuklar kelebek sarılmasını gevşeme egzersizi olarak yapmakta zorlanmıştır. Çift yönlü uyarım ise doğu kültürüne de uygun olarak alternatif bir ritim oluşturması açısından dize vurarak gerçekleştirilmiştir.

Son olarak el kılavuzunu saha çalışması öncesinde hazırlamak çok önemlidir çünkü bilgiye ulaşımı kolaylaştırarak terapi formatını tüm terapistler için standart hale getirmektedir. Bu el kılavuzu içeriği travma bilgisi, popülasyon özellikleri, kendini koruma yöntemleri, müdahale konusunda dikkat edilecekler, acil durumda aranacak kişiler ve yerler, ölçekler, EMDR-GP/C detaylı bilgisi, belgelendirme şablonları ve kaynaklardan oluşmaktadır. Bu yüzden yapılandırılmış bir müdahale planı geliştirerek travma sahasının kaotik atmosferini başarılı bir tedaviye dönüştürmek mümkündür.

Son

Bu çalışma EMDR-GP/C’nin mülteci çocuklarda toplumsal seviyede oluşan travmalarının iyileşmesinde hem etkili hem de pratik, ekonomik ve hızlı zamanda gerçekleşebilir olduğunu göstermektedir. Grup terapisi etkinliğini göz önüne alarak mültecilerin yaşadığı metropol alanlarında, yerel belediyelerde ve kaymakamlıklarda bunun uygulanabilir olduğu açıktır. Örneğin, EMDR-GP/C içerecek mülteci politikaları bu tarz çocuk ve ailelere ulaşma konusunda bir yardımcı olacaktır. Toplumsal seviyedeki oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları EMDR-GP/C yöntemini sosyal destek hizmetleri ile bütünleştirerek depresif belirtiler gösteren mülteci çocukların yaşam doyumunu artıracaktır.

REFERANS

Banoğlu, K., & Korkmazlar, Ü. (2022). Efficacy of the eye movement desensitization and reprocessing group protocol with children in reducing posttraumatic stress disorder in refugee children. European Journal of Trauma & Dissociation6(1), 100241.

 

 

 

 

 

 

  1. Travma Sonrası Stres Bozukluğuna Sahip Küçük Çocuklarda (4-8 yaş) EMDR: Çoklu Başlama Düzeyi Deseni

Giriş

Travmatik olaylara maruz kalan küçük çocuklarda birçok psikolojik problemin yanı sıra TSSB geliştirme ihtimali de yüksektir. Diğer yaş grupları ile karşılaştırıldığında okul öncesi çağdaki çocuklardaki kötü muamele, ihmal ve fiziksel ve cinsel istismar sıklığı gözle görünür biçimde yüksek bir orana sahiptir. Buna ek olarak, küçük yaştaki çocuklar travmatik olayların olumsuz sonuçlarına karşı daha hassastırlar çünkü sınırlı bir baş etme becerisine sahip olup bakımverenlerinin koruma ve duygusal desteğine muhtaçtırlar.

Buna ek olarak, beyin gelişiminin bu kritik evresinde travma maruz kalma sonucunda nörofizyolojik regülasyon sisteminde geri dönülemez birtakım sonuçlar oluşabilir. Eğer bu dönemde TSSB tedavi edilmezse bu bozukluğun kronik bir seyir izleyebileceği görülmüştür. Özellikle ilk yapılan TSSB tanısı üç sene sonra yeniden bu tanının konulabileceğini yordamıştır. Çocukluk döneminde meydana gelen psikolojik sıkıntıların yetişkinlik dönemindeki duygudurum bozuklukları, anksiyete ve madde bağımlılığı gibi birtakım psikolojik bozukluklarla da anlamlı bir şekilde ilişkili olduğu bulunmuştur. Travma ve TSSB’nin uzun vadeli etkilerini azaltmak için erken ve etkili bir tedavi yöntemi kesinlikle yapılmalıdır.

Ne yazık ki literatürde erken çocukluk döneminde yaşanılan TSSB ve travmatik belirtilerle ilgili etkili tedavi yöntemlerine dair çalışmalar oldukça azdır. Genel olarak önerilen iki psikoterapi yöntemi ise travma-odaklı bilişsel davranışçı terapi ve EMDR olarak karşımıza çıkmaktadır. EMDR ile danışanların travmatik anılarına dair rahatsız edici bir imgeyi aklında tutarak sakkadik göz hareketleri yapması istenir. EMDR’in küçük çocuklar için bir müdahale yöntemi olarak kullanıldığı çok az çalışma olduğunu hesaba katarak bu çalışmanın aslında EMDR’in etkili bir yöntem olabileceğini göstermesi açısından literatüre değerli bir katkı sunduğu söylenebilir.

Bu çalışma kapsamında yaşları 4 ile 8 arası olan çocuklar hedef kitle olarak belirlenmiş ve çoklu başlama düzeyi deneysel desen kullanılmıştır. Bu sayede spesifik bir grup için tedavinin ilk değerlendirilmesi yapılarak hem müdahale süreci hem de sonuçların analiz edilmesine olanak tanınmıştır. Her çocuğun günlük olarak TSSB’ye bağlı iki semptomu günlük yöntemi ile ölçülerek bakımverenlerin kendi çocukları adına bilgi edinmeleri konusunda zengin bir veri sağlanmıştır. Bu şekilde pretest, post-test ve 3 aylık takip ölçeği gönderilmiştir. TSSB semptomlarında önemli bir düşüş beklenmiş ve çocukların EMDR terapisi sonrasında DSM-5 kriterlerine göre herhangi bir TSSB semptomu göstermemesi hedeflenmiştir. Buna ek olarak, duygusal ve davranışsal problemlerde de azalma beklenmiştir.

Yöntem

9 tane katılımcı araştırmada yer almıştır. Katılımcılar 3 EMDR terapistine bölüştürülmüştür. Dahil etme kriterleri 4-8 yaş aralığında olmak, TSSB için DSM-5 kriterlerini karşılıyor olmak ve katılımcıların çalışma sırasında başka bir tedavi almaması olarak belirlenmiştir.

Çalışma Deseni

2 farklı ölçüm serisi gerçekleştirilmiştir:

  1. 3 zaman noktasında (pretest, post-test, 3 aylık takip ölçeği) TSSB tanı statüsü yarı yapılandırılmış tanı görüşmeleri ile değerlendirilmiş; duygusal ve davranışsal sorunlar ise standardize edilmiş formlar ile ölçülmüştür.
  2. Eş zamanlı olmayan çoklu başlama düzeyi deneysel desen ise ana bakımalanın iki TSSB semptomunu ölçmek amacıyla günlük ölçümler yoluyla yapılmıştır.

Eş zamanlı olmayan çoklu başlama düzeyi deneysel desen tek vaka araştırma deseninin iç geçerliğini ve dış geçerliğini değerlendiren RoBiNT ölçeğini kullanır. Katılımcıların bakımverenleri günlük ölçümlerini müdahale olmayan fazda (faz A), müdahale sırasında (faz B) ve 3 aylık takip sürecinde (Faz FU (follow-up)) tamamladı. Bu deneyin randomize bir şekilde tekrarlanması sayesinde zaman etkisi ve müdahale etkisinin ayrılması ile desenin gücü arttırıldı. Bu başlama düzeyi tasarımının uzunluğu tüm katılımcılar için 10 ile 24 gün arasında değişmektedir. 10 gün olarak seçilen minimum temel müdahale başlamadan önce kişiler arası farklılıkları gözlemlemeyi hedeflemiştir.

Müdahale

EMDR; PTSD ve travma ile ilişkili semptomlar için kısa ve travma odaklı bir müdahale yöntemidir. Shapiro’nun standart 8 fazlı protokolüne ve uygulanacak yaş grubuna uygun bir şekilde ilerler. Bu fazlar danışan geçmişi, tedavi planı ve hazırlık, değerlendirme, duyarsızlaştırma, pozitif bilişlerin yerleştirilmesi, rahatsız edici bedensel duyuların taranması, pozitif kapanış ve yeniden değerlendirme olarak sıralanır.

Eğer çocuk 4 yaşından önce travmatik olaylara maruz kalmış ise, kombine bir EMDR prosedürü kullanılır. Buna göre standart protokolü takiben EMDR hikâye anlatma yöntemi kullanılarak tedavi etkisinin arttırılması hedeflenir. Buna göre katılımcılar 1 saat sürecek 6 haftalık tedavi seansları alır. 4 – 6 yaşlarındaki çocukların ebeveynleri seans boyunca çocuklarını desteklemek için hem bilgi veren hem de gözlemci olarak tedavi odasında yer alır. 6-8 yaşındaki çocukların ebeveynleri ise her seans başı ve sonunda odada yer alarak terapisti kendi çocuğunun geçen haftaki işlevselliği hakkında terapisti bilgilendirir. Her seans sonunda bu seansın ilerleyişi hakkında terapist ebeveynleri bilgilendirir.

Ölçümler

The Diagnostic Infant and Preschool Assessment (DIPA) yarı yapılandırılmış bir tanı görüşmesi metodu olup 2-8 yaş aralığındaki çocukların bakımverenleri ile yapılır. Daily Measures of the Two Main PTSD Symptoms, tedavinin nasıl ve ne zaman TSSB semptomlarını değiştirdiğini gözlemler; ana bakımveren çocuğunun seçilen iki TSSB semptomunu günlük olarak raporlar. Trauma Symptom Checklist for Young Children (TSCYC) ise 3 – 12 yaş aralığındaki çocukların bakımverenleri için bir form olup TSSB semptomları ve ilgili duygusal ve davranışsal problemler için verilir. Son olarak, Strengths and Difficulties Questionnaire for Parents (SDQ‑P) yaşları 4 ila 17 arası değişen çocukların davranışlarını, duygularını ve ilişkilerini inceleyen davranışsal bir izleme formudur.

Prosedür

Yaşları 4-8 arası olan ve bir veya birden fazla travmatik olay yaşayıp TSSB semptomları gösteren çocukların bakımverenleri bu çalışma hakkında bilgilendirilmiştir. Katılmayı kabul eden ve bilgilendirilmiş onam formunu dolduran bakımverenlere DIPA formu uygulanarak çocuğunun dahil edilme kriterlerine uygunluğu ölçüldü. Ondan sonra bir pretest uygulanarak 2 TSSB semptomu belirlendi ve bakımverenin telefonuna günlük uygulaması yüklendi. Pretest günü bakımveren günlük ölçümleri yaparak başlar ve EMDR terapisi bittikten bir hafta sonrasına kadar her gün devam eder. 6. Seanstan bir hafta sonra post-test ölçümü yapılır (DIPA, TSCYC, SDQ). Tedaviyi takiben 3 ay sonra bakımveren diğer 10 gün için günlüğünü doldurur ve DIPA görüşmesi ile ölçekler yeniden doldurulur.

İstatistik Analizi

Günlük verisini analiz etmek için randomizasyon testleri her danışanın her ana semptomu için uygulandı. EMDR’in uzun vadeli etkisini görebilmek için başlama düzeyi ile 3 aylık takip süresini karşılaştırılan randomizasyon testleri yapıldı.

Bulgular

Tedavi sonunda 8 katılımcının 7’si TSSB semptomları göstermediğinden %85.7’lik bir iyileşme gösterildi. Başlama düzeyi fazı ve tedavi aşaması ile karşılaştırıldığında (N = 9), küçük (SMD > 0,2) orta (SMD > 0,5) ve büyük etkiler (SMD > 0,8) bulundu. Özetle, günlük verilerine göre terapi boyunca ve 3 aylık takip sürecinde genel olarak belirlenen iki TSSB semptomunda, anksiyete seviyesinde, depresyon ölçeğinde, öfke duygusunda düşüş gözlemlendi. Tüm katılımcıların duygusal yükü fazla travmatik anıları tüm seanslarda işlendi. Tüm bakımverenler EMDR terapisi konusunda memnuniyet belirtti.

Tartışma

Bu araştırmanın amacı EMDR’in 4-8 yaş aralığındaki TSSB semptomları gösteren çocuklar için etkili bir tedavi yöntemi olduğunu göstermektir. Sonuçlara göre EMDR’ın TSSB semptomlarında %85.7’lik bir iyileşme gösterdiği görülmüştür. Ebeveynlerin raporladığı TSSB semptomları ve eşlik eden anksiyete, depresyon ve öfkede de azalma görülmüştür. En önemlisi, tedavi kazanımları 3-aylık takip sürecinde de devam etmiştir. Tüm çocukların çoklu veya kronik travmatik olaylar yüzünden sıkıntı çektiğini göz önüne alırsak en şiddetli travmatik semptomlar gösteren çocuklarda bile kısa, 6 seanslık EMDR terapisi başarılı bir şekilde semptomları azalabiliyor.

Günlük ölçümlerin etkisi bireysel seviyede istatistiki olarak anlamlı çıkmamıştır. Bunun sebebi, A-B faz desenli tek vakalı çalışmaların gücünün az olması ve bireyler arası farkların oldukça fazla olmasıdır. Bu beklenmedik yüksek varyansın sebebi TSSB semptomlarının tipi olarak düşünülebilir. Pek çok ebeveyn öfke patlamaları ve uyku bozukluklarını ana TSSB semptomları olarak belirtmiştir. Özellikle bu semptomların günlük hayata olan etkisini göz önüne aldığımızda bu iki belirtinin seçilmesi oldukça anlaşılabilirdir. Ancak, bu iki semptom küçük çocuklarda minör stresörlere karşı verilen yaygın tepkiler olması ve normal duygusal gelişimlerinin bir parçası olması, bu sonucu açıklayabilir. Bu yüzden varyans beklenilen bir durumdu. Daha gneiş TSSB semptomları için yapılacak bir günlük ya da kısa TSSB envanteri küçük çocukların duygusal durumlarına karşı daha hassas olabilir. Ek olarak, duygusal ve davranışsal problemlerde güçlü bir düşüş gerçekleşti.

Bu araştırmanın güçlü yönleri arasında tanı görüşmesi ile standardize edilmiş formlar ve günlük kendine has ölçümler gibi pek çok yöntemi ile TSSB semptomlarının çalışmanın farklı fazlarında ölçülmüş olması yer alıyor. Böylece gerçek hayatta bu semptomların gelişimi üzerine bize bir fikir sağlamıştır. İkinci olarak, çoklu başlama düzeyi deneysel yönteminin 9 defa tekrar edilmesi bize semptomlardaki değişimin gerçekten tedaviye bağlı olup olmadığını göstermiştir. Son olarak, tedavi manuel olarak uygulanmış ve terapistler terapi etkisini artırmak amacıyla süpervizyona dahil edilmiştir. Ancak zayıf yönlerine baktığımızda aktif bir kontrol durumunun olmaması, plasebo etkilerinin incelenmemesi, bakımverenlerin bağımsız değerlendiriciler olarak yer alamaması, küçük bir örneklemin kullanılması bu çalışmanın genelleştirilebilmesini önemli ölçüde etkilemiştir. Öneriler kısmında ise bu çalışmanın daha küçük çocuklarla (1.5-4 yaş) ve daha büyük yaş gruplarıyla (1.5-8) yapılması yer alıyor. Gelecek çalışmalar spesifik travmatik deneyimlere sahip çocukların EMDR terapisinden sağladığı yararı ölçebilir. Sonuç olarak, bu çalışma EMDR yönteminin 4-8 yaş aralığındaki TSSB semptomları gösteren çocuklar üzerinde uygulanabilir, etkili ve kısa bir tedavi yöntemi olduğunu göstermiştir.

Katılımcı Cinsiyet Yaş Travma tipi Sıklık (Süre)
1 Erkek 4,5 Tıbbi travma Çoklu (2.0-3.6)
2 Erkek 5,1 Ev içi şiddet Kronik (doğum öncesi -4.1)
3 Erkek 5,3 Tıbbi travma Çoklu (0-4)
4 Kadın 7,5 Ev içi şiddet Çoklu (0-4)
5 Erkek 5,4 Tıbbi travma, Ev içi şiddet Çoklu (doğum öncesi -4.6)
6 Kadın 6 Ev içi şiddet Kronik (0.3-5.6)
7 Kadın 7,9 Kardeş ölümü üzerine travmatik yas Çoklu (7.6-7.7)
8 Erkek 5,5 Tıbbi travma, Ev içi şiddet Kronik (doğum öncesi – 5.1)
9 Kadın 5,11 Ev içi şiddet Çoklu (0 – 5.4)

 

 

REFERANS: Olivier, E., de Roos, C., & Bexkens, A. (2021). Eye Movement Desensitization and Reprocessing in Young Children (Ages 4–8) with Posttraumatic Stress Disorder: A Multiple-Baseline Evaluation. Child Psychiatry & Human Development, 1-14.

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı – Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta?

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

  • Mutluluk ve mutluluğun sırrını arayan ve daha doyumlu bir hayat, değerlerine göre yaşayan insanların daha başarılı olma ihtimali vardır.
  • Mutluluk diğer kavramlara benzemez. Sağlıkta, fizikte ya da başka alanlarla ilgili verilere baktığımızda objektif ve nesnel bazı göstergelere bakarız. Ancak mutluluğa baktığımızda öznel bir deneyim görüyoruz. Kişiden kişiye değişiyor ve ölçemiyoruz. Ortalama tatmin seviyesi, sevinçli duygu sıklığı ve rahatsız edici duyguların azlığı ile mutluluğu tarif ediyoruz.
  • Ancak burada şöyle bir sıkıntı var: Sürekli biz mutluluk gerekir ve şarttır ve hep mutlu olmalıyız diye düşünürsek şöyle bir paradoksa geliriz –hayatın olağan akışında olması gereken hüzün, mutsuzluk ve diğer duyguları yaşadığımız için bizim bu kuralımız tam tersi bir etki yaratıyor. Mutsuzluğu doğal olarak yaşadığımız zaman mutluluk şarttır diye inanan ben galiba yanlış bir şey yapıyorum, olması gerekenin dışındayım diye daha mutsuz olabiliyor. Pek çok duygumuz; kaygılar, keyifsizlik, anksiyete, heyecan, aşk sevgi gibi mutluluk da içeriden bize kıymetli bir bilgi akışıdır. Böyle değerlendirmeliyiz.

Şehir Hayatının Etkisi

  • Şehir hayatının mutluluk üzerindeki etkisini düşündüğümüzde şehir hayatından kastettiğimiz günde 15 saat mesai yapmak, egzoz dumanların arasında dolaşmak ve diğer gün daha çok ciro yapmak üzerine düşünüyorsak strese ve doyumsuz bir hayata yol açar. Ancak şehir hayatından kastettiğimiz ulaşım ağları ile insanların rahatça buluşabildiği, geniş parklarda yürüyebildiği, evcil hayvanını veterinere götürebildiği, sokakta mutlu çocukların güvenle oynayabildiği bir şehir hayatı doyum getirir.
  • Hayat tarzıyla ilgili sosyalleşme, hareket, spor, fiziksel olarak insanların yan yana getirebildiği ortamları artırmak, kültürel ve spor aktivitelerini çoğaltmak, kişisel olarak kendi içsel becerisine göre yaratıcılığını öne koyabileceği özellikleri sosyal imkanlarla geliştirmek… Bunlar hem sivil toplum hem de kamunun alan açması ile ilgilidir.

Başarı ve Mutluluk İlişkisi

  • Başarı ve mutluluk ilişkisine baktığımızda başarılı insanlar daha mı mutludur diye baktığımızda emin değiliz. Ancak tersi doğru olabilir. Ruhsal zorlantı yüzünden psikoterapi ve diğer müdahaleler ile insanların hayatlarının nasıl değiştiğini düşündüğümüzde mutlu olmak için çabalayan ve değerleri ölçüsünde daha doyumlu bir hayat yaşayan insanlar daha mutlu. Başarı mutluluk getirir mi bilinmez ama daha mutlu olabilecekleri ortamları insanlara sağlarsak daha yüksek bir başarı gelecektir.
  • İnanç ve mutluluk kısmına baktığımızda inançlı olmanın daha mutlu olduğunu söyleyen de söylemeyen araştırmalar da mevcut. İnanç bir değerdir ve bir şeye kıymetimizdir. Kıymet verdiğimiz şeyler mutluluk vaat etmez; bir kıymet vaat eder. Elimizden geleni yapıyorsak doyum vaat eder. Önemli olan böyle durumlarda budur. Nasıl spora kıymet veren biri daha çok spor yapıyorsa daha mutlu olabileceğini düşünüyorsa inanç için de doyum getiriyor diyebiliriz. Dolayısıyla neye kıymet veriyoruz ve yaptığımız şeyler kıymetimiz için doğru şeyler mi buna bakmakta fayda var.
  • İnsanlar sosyal canlılardır. Bu yüzden sevdiklerimizle daha çok vakit geçirmek, kahkaha atabilmek, egzersiz ile bedenimizi koruyabilmek, sağlıklı beslenebilmek toplumsal ödevler. Bu yüzden devlet, daha çok imkan yaratarak spor alanları, mutlu olabilecekleri sanatsal faaliyetleri, temiz ortamları yapmalı. Böylece insanın kendini gerçekleştirebileceği alanlar yaratılır. Tüm bunlar olduğunda mutlulukla ilişkilidir.

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Sürekli Mutlu Olmak Mümkün mü? -19.11.2020

İç sesimize kulak veriyor muyuz?

  • Dışarıyı içerideki parçalarımız, kişisel öykümüz, geçmişimiz bizi belirler. İçsel süreçlerimiz, dışarıdaki davranışlarımızı, yorumlarımızı ve algılarımızı belirler.
  • Günlük hayattaki tutumlar ve davranışlar, içsel parçalarımızdan kaçmak odaklıysa o zaman dışarıyı duyamayız. İçimizle nasıl temas ettiğimiz önemli; daha cesur ve açık temas etmeliyiz.

Beyin zamanı nasıl hisseder?

  • Fizik yasalarından psikoloji yararlanır ve içsel güçlerin ne olduğu ile ilgili bir kuram inşa etti.
  • Mutlak bir zaman kavramı yok. İzafiyet teorisine göre hız ve zaman görecelidir. Referans noktasına göre tanımlıyoruz.
  • Muzaffer Sherif: Gruba bir sabit nokta gösteriliyor ve daha önceki oyuncular (confederates) orası 4 cm ortaya göre sağda diyor. Böylece ondan sonra gelenler de bunu böyle algılayarak o noktanın sağında olduğunu ifade ediyor. Direk algı bu şekilde etkileniyor. Doğrudan ekrandaki uyaranların ışığın yansımalarıyla bize gelen bilgisi, gözümüz aracılığıyla ve beyindeki diğer mekanizmalar aracılığıyla işlendikten sonra farkındalık algı boyutunda oynanmış bir sonuç ortaya çıkar.
  • Biz zaten bütün algımızı ve varlığımızı diğerinin gözünde (anne, baba, bakım veren) inşa ediyoruz. İnsan zaten ilişkisel olarak diğerinin gözünden bir gerçeklik kuruyor ve insan oluyor. Zaman daha hızlı akıyor demeden önce zaman nasıl ve algılarımız bu normal beraber yeniden inşa edilen bir durum olarak bakabiliriz.
  • Çocukluğumuz ve geçmişimiz daha yavaşken şu an daha hızlı diyemeyiz. Çocukluğumuzun daha yavaş ya da hızlı olduğunu diyemeyiz.
  • Beynimiz bu süreci nasıl yapıyor? Sizden bir veriyi alıyorum, iki gözüm iki ayrı veriyi alarak onları yan yana getirmeye çalışıyor. Bellekteki diğer verilerle onu birleştirerek bir yorum elde ediyor ve ben o yoruma göre konuşurum çünkü bu benim algımdır.
  • “Çarpışık algılarımız”, zamanı neden öyle algılıyor demeden önce nasıl algılıyor sorusunu kurcalayalım.

Hızlı cihazlar ve mutluluk

  • İnsanlar kendi içsel ihtiyaç, arzu ve korkularıyla bir sistemi (distopya) inşa edebilir. Eğer böyle bir inşa olursa onun gibi bizim gibi de yapabileceklerimiz var: İnsanın en önemli özelliklerinden bir tanesi diğer hayvanlardan ayrı olarak dil ve konuşabilmektir. Diğerinin zihnini kendi zihninde canlandırabilmek ve kendini görebilmek. Ayrıca çok uzun yollar ve süreler koşabilmesidir. Mesela uçağı düşünebiliriz. Bir diğer özelliği de uyum diyebiliriz. Böyle bir distopyada da uyum sağlayacak bir savunmayı inşa eder insan.

 

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Neden mutlu olamıyoruz? -29.10.2020

(Beyaz ve kırmızı kapı örneğindeki beyaz kapıyı ideal yaşam olarak yazdım; daha sonradan karışıklık olmasın amacıyla yazdım)

Neden mutlu olamıyoruz?

  • Haz, keyif hali, iyi hisler olarak mutluluğu tanımlamamak lazım çünkü bunlar anlık hislerdir. İnsanlar sürekli mutlu olamaz. Eğer anlık hazları, keyif hislerini sürekli tutmayı mutluluk tanımı yaparsak mutluluğa erişmek zor olur.
  • Ancak hayatı anlamlı ve doyumlu yaşamak olarak tanım yaparsak, hazdan daha farklı olur. Mutluluğu burada aramak lazım.
  • Beynimiz neye programlı? Aslında maalesef onbin yıl önceki beyinle aynıyız. Kültürel evrim, modern dünyadaki evrim biyolojik evrimi geçmiş durumdadır. Çok eski yıllarda ihtiyaçlar farklıydı. O noktada hayatta kalmaya odaklıydı beyin –mutluluk aramıyor ve zevk yok. Sadece hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarımıza bakıyor. Bir de insanoğlunun en kritik özelliği olan gruplar halinde yaşamaya bakıyor. İnsan, grup halindedir. Bu yüzden beynimiz de grup içerisinde kal ve gruptan dışlanma diyor. Sosyal medya ile de böyle ilişki kurabiliriz.
  • Hayal ettiğini yaşıyormuş gibi işleyen bir beynimiz var. Şimdi muz yediğimi hayal etsem tadını alırım. Mesela sanal ve sahte birçok görsel içerik var; grup oradaysa ben buradaysam dışlandım diye düşünürüm.
  • BDT Depresyonun tanımı, Beck –ben değersizim diye düşünür. Dünya kötüdür ve gelecek de kötü olacaktır. Bu haliyle duygusal, fizyolojik ve davranışsal etkilerini görürüz. Fakat depresyonda olmayanlar ben iyiyim, gelecek iyi olacak ve dünya iyidir diyor. Hangisi daha gerçekliğe yakın? Beynimiz mutluluğa göre kodlanması –daha eskiden kodlandığımız kaygı ve korku var. Depresyon giderek artıyor.

Tek başına mutluluk mümkün mü?

  • Eskideki bir kraldan daha iyi imkânlara sahibiz. Erişilebilirlik olarak farklı bir zamandayız ama mutsuzuz.
  • Öfke, buzdağının görünen gözüdür. En altında ise baş edilemeyecek düzeyde değersizlik, suçluluk ve üzüntüler çıkar. Ancak bunlar baş edilmeyecek olarak algılanır. Duygular bize bir mesaj veriyor. Korktuğumda kaç diyor, kaygılandığımda tehdit var diyor, üzüldüğümde değerlerime uyamayan bir şey var diyor, öfke ise bana hayatta kalmak için öfkeyi kullan diyor. Bu duyguları kabullenmek ve mutsuzlukla baş edebilmek aslında mutluluğa giden bir yoldur.
  • Bugün problemimiz nedir? Değerler. Ben ne uğruna yaşıyorum? Neden yaşıyorum? Bunları yaparken özgür irademle mi yapıyorum yoksa bir şeylerden mi kaçınıyorum? Koşturma içinde unutuyoruz.
  • 5 yıl sonra bugüne bakarken veya ölürken nasıl bir yaşam sürdüm diye düşündüğüm bir yan var. Bir diğer yandan bu ideal yaşamı unutup vardığımızda doyum almadığımız bir alan da var. O alan da bizim mutsuzluktan ve keyifsizlikten kaçmak için gittiğimiz ve doyum almadığımız bir alan. Anlamasız bir yere giderken düşüyoruz ve ayağa kalkacak bir güç bulamıyoruz –neden kalkayım? Motivasyon yok. Ancak kendimize ideallerimizi hatırlatması gereken bir alan var ki doyumlu bir hayat için o alanı kendimize hatırlatmalıyız.
  • Depresyondaki insanlar der ki hiçbir keyifli aktiviteden zevk almıyorlar. O ideal yaşamı hatırlayıp yeniden keşfettiklerinde motivasyon buluyorlar.
  • Kendimizi değerlendirdiğimiz alanı düşünmek lazım –süreç mi hedef mi? Amacıma bir an önce ulaşmak değil, o süreci anlamak. Kendimize sürece dair bir puan vermek gerekir. Asıl hedefim barışsa bugün kendime nasıl küçük ve ulaşılabilir bir hedef belirleyebilirim?
  • Kendime olumlu bir pekiştireç bulmalıyım: Bugün dünyayı değiştirmek için bir adım attım.
  • Değer verdiğimiz şeyler uğruna bizim değiştirevileceğimiz değişkenlerle bugün yaptığımız davranışlara göre puan verirsek bu doyumlu bir hayata götürür.
  • Değerler nedir? Başarı, adalet, sevgi, iyilik, aile, erdem, kültür, siyasi parti vs. Bütün bunlar ideal yaşama giden yoldur.

İnsan olma özelliğimizi, ne zaman ve nasıl yitiriyoruz?

  • Nasıl kazanıyoruz? Psikanaliz: İnsanı eksik bir varlık olarak tanımlıyor. Anne karnındayken tüm güçlü, mutlu, sıcacık bir noktadayız. Her şey çok güzel. Ondan sonra doğum gerçekleşiyor ve “cennetten çıkıyoruz”. Artık muhtaç bir noktadayız çünkü anne babaya muhtacız hayatta kalmak için. Çocuk tüm o gücü kaybedince o sıcak noktaya bakıyor. Sürekli bakılan anne, kendisine bakmıyor olabilir. Bebek de o eksikliği bir yerlerde arıyor. Onun baktığı yerdeki gibi olayım –özdeşim.
  • Sürekli o eksikliği tamamlamaya çalışıyoruz. O mutlak hazzı varmış gibi yaşıyoruz ama yok. Bu koşturma içinde ne yaptığımız duruşumuzu belli ediyor. Savaşı nasıl verdiğimiz önemli. Eksiklikle ilişkimiz nasıl? Sürekli tamız dersek hiç iyi olmaz. Hepimiz yaralı ve eksiğiz.

Şehir hayatının mutluluğa etkisi

  • Daha ileri bir seviyede buhran olsa herkes şeker arar. Metropol hayatına öfkeli olsak da çok güzel. Güvenlik, ulaşım, iletişim her şeye ulaşmak kolay. Mesela Amerika’da herkesin bir silahı vardır. Müstakil evler arasındaki mesafeler uzaktır.
  • Bir tehdit var –beyinde alarm sistemi çalışır. Kaç ya da savaş. Teslim de olabilir. Zor olan kısım tehdit içeridyse ne yapacağız? Mesela düşüncelerimiz tehlikeliyse nasıl olacak? Panik bozukluk hastaları kaçamaz: Deliriyorum, ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum. Kontrol edemediği durumlar vardır. Kaçmaya çalıştığı bir düşüncedir. Yeniden böyle bir atak gelirse düşüncesi zarar veriyor.
  • Uygulama: Saçma pembe ve kocaman bir fil hayal edin. Gözünüzü 30 saniye kapatın ve pembe fili düşünmeyin. Eğer bu düşünce aklınıza gelirse kağıda bir çizik atın.
  • Dışarıdakinden kaçsak da içerideki düşmandan kaçamayız.

Mutluluk ve umut ilişkisi:

  • Değerlerden yaklaşalım. Ana değerlerimiz mesela aidiyet/vatanseverlik, aile, kariyer ve hobiler (seyahat vs.). Her değer başka bir şey söyler. Mesela bir davranış üç değere de hizmet edebilir. Mesela yurtdışında kariyer ve ailem için çalışmak gibi. Bir davranış bazı değerlere aykırı da olabilir. Sürekli ideal yaşamı kontrol etmek gerekir. Bazen birinci değere uygun gitmeyebilir hayatımız; bizim tek değerimiz mesela aileymiş dersek mahvoluruz ve umutsuzluğa kapılırız.
  • Her gün hastalığa dair yeni bir tedavi bulunmuş mu diye bakmak umuttur. Ruhsallık ve fiziksel sağlığa iyi gelecek şeyler yapsak da tek değerimiz oymuş gibi davranmamalıyız. Bir değere uygun davranış diğerlerine aykırı olsa da umudu canlı tutmak lazım. Aykırı olan değerimizin vereceği acıya göğüs germek/ gönüllü olmalıyız.

Mutluluk ve sosyal toplum ilişkisi (aidiyet duygusu)

  • Gözden çıkarmamak gerekir ki her insanın içinde iyilik ve kötülük vardır. Hepsi bizim elimizdedir ve hangi gün nereye gidiyor olduğumuz belirsizdir. Diğer insanları niyetlerine göre değerlendiriyoruz. Kendimizi ise davranış ve sonuçlara göre değerlendiriyoruz.
  • Milli değerlerle ilgili ne yaptığımız çok önemli: Bugün bu amaçla ne yaptım?

Başarı ve mutluluk

  • Başarı çok önemli bir kıymettir. Bazı insanlarda başarı çok önemli bir değerdir ve şansları yaver giderse kendilerini gerçekleştirebilir ve başarılı olabilirler. Her kaybedişimde yaşayacağım mutsuzluk çok önemlidir ki başarılı olmak için ileriye atacağımız adımları planlamış olalım.

Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta: Gençler neden evlenmiyor? –31.01.2021

  • Paylaşım, birlikte olmayı önemsiyorlar.
  • Eğer bir korku yüzünden evlenmiyorsa, bu korkunun temeli büyüdüğü ve yetiştiği çevredir. Evlilik ve aile kurumuna bakış da bu çevreden etkiliyor.

Kültür ve evlilik:

  • Kültür, bizi insan yapan özelliklerden bir tanesidir. İnsanlar evleneceklerse önceliklerine bakıldığında ekonomik durum, yaş, eğitim ve en önemlilerinden biri hangi kültürden, milletten gelip siyasi görüşleri nelerdir diye düşünüyorlar. Öte yandan evlilik öncesi ve sonrasına dair kültürel faktörler var: Evlilik öncesi ritüellerin erkekler üzerinde bir stres faktörü olduğunu görüyor. Öte yandan gene de bu kültür baskısı nedeniyle evlenmek zorunda hissedip evlenen insanlar da var. Dolayısıyla kültürün baskısı ile karar vermek risklidir. Eğer evlenme kararı varsa bu ilişkiye yatırım yapma ve ilişkinin içinde bulunma isteği nedeniyle verilmelidir. Kültürel baskı yerine bu şekilde verilen kararlar daha sağlıklıdır.
  • Evlilik ve ekonomi: Evlenmek ve ekonomiye baktığımızda gençlerin evliliğe yetişkinliğe adım atma olarak baktığını görüyoruz. Evlenmek için gençler eğitimini bitirip ekonomik bağımsızlık kazanmayı istediklerini önemsiyorlar. Evlilik içinde ekonomik refah önemli ama bunun ötesinde ekonomiyi nasıl yönettikleri önemli; bu ekonomiyi nasıl ayırdıkları ve organize ettikleri daha önemli. Eldeki kaynaklar nasıl kullanılıyor? Evlilikte ekonomik en önemli stres faktörlerinden biri olsa da bunun nasıl kullanıldığını da düşünmeliyiz.
  • Evliliğe ve hayata bakış: Mutlu evliliğin sırrı veya iksiri tabii ki yok. Ancak verilere göre ilişki doyumu için mizah çok önemli. Sadakat, sevgi, arkadaşlık, dürüstlük gibi faktörleri görüyoruz. Her ilişkinin de dinamiklerinde bu konseptler farklı anlamlar ifade edebilir.

 

 Gizemli Tedavisi İçin Biyolojik İpuçları EMDR Terapisi

Merhabalar

2019 yılından bu yana EMDR’ın nörobiyolojisi ile ilgili Nature ve Lancet gibi birçok dergide çok önemli makaleler yayınlandı. Tedavideki ve ruhsal acı çeken insanların şifa bulması konusundaki çığır açan faydalı dışında nörobilimdeki karanlık noktalara ışık yakmak için de EMDR çok önemli bir yöntem olarak kullanılacak gibi gözüküyor. Bu yazıda son zamanlardaki önemli yayınlardan biriyle ilgili bir makaleyi çevirip paylaşmak istedik. Mekanizmalara dair önemli bilimsel veriler içeren bu yazı, EMDR camiasına da yepyeni fikirler için zemin oluşturacaktır….

 

 Gizemli Tedavisi İçin Biyolojik İpuçları

Stresli zamanlarda yaşıyoruz. Epidemiyolojik çalışmalar majör depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve anksiyete bozuklukları gibi stresle bağlantılı “klasik” rahatsızlıklarda ve yine stresin tetiklediği bağımlılık, vb. durumlarda artış olduğunu belirtiyor[1]. Neyse ki, modern nörobilim en nihayetinde stresi alt etmemizi sağlayacak, beynin stresle baş etme yollarını deşifre edecek yeni stratejiler geliştiriyor. Baek ve arkadaşları, Nature’da yayımlanan makalelerinde[2] bu stratejilerin ne kadar güçlü olabileceğine dair bir örnek sunuyorlar. Bu örnekte en yeni nörobilim teknikleri ile yaratıcı davranışsal analizin bir kombinasyonu fareler üzerinde deneniyor.

Kronik stresin (örneğin savaş bölgesinde yaşamanın sebep olduğu) ağır ağır işleyişi, büyük bir travmatik deneyimden (örneğin bir patlayıcı maddenin üzerinden geçmek) temelde daha farklıdır. Akut ve yoğun stres faktörleri ve belli çevresel uyarıcılar hafızada bütünleşik hale gelebilir ve bu da orijinal travmanın hatırlanmasını ve gelecekteki potansiyel tehlikelere karşı tetikte olmamızı sağlar. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda ise, bu uyarıcılar anksiyeteyi tetikleyen güçlü ve yaygın faktörlere dönüşürler.

İşte burada bir terapötik fırsat yatıyor. Travmanın hatırlatıcılarına travmanın yarattığı zararı görmeksizin (örneğin terapistin ofisinin güvenli ortamında) maruz kalmak, yeni bir tür hafızanın oluşmasını (“extinction memory”)sağlar ve bu da anksiyeteyi hafifletir. “Sönümlendirme” tedavisi olarak bilinen bu yaklaşım, TSSB tedavisinin dayanak noktası olmakla birlikte[3] her hastada başarılı olmayabiliyor, ayrıca etkilerinin zamanla zayıfladığı da biliniyor. Bu sebeple, örneğin sönümlendirme hafızasının oluşumunu ve pekişmesini sağlayacak ilaçların kullanımı gibi, sönümlendirme sürecini kuvvetlendirecek yolların[4] bulunması için çalışılıyor.

Baek ve arkadaşlarının çalışmasının odak noktasında Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) adı verilen psikolojik tedavi yöntemi yer alıyor. EMDR tedavisinde hastaya, tekrarlayan göz hareketlerini tetikleyen görsel uyarıcılar gösterilerek (Çift Yönlü Uyarım olarak da bilinen süreç) hastanın travmayı hatırlaması beklenir.[5] Birkaç büyük ruh sağlığı kurumu, EMDR’yi TSSB tedavisi için önerirken, bazı çalışmalar[6] bu tedavinin ortaya koyduğu sonuçların, eşzamanlı çift yönlü uyarım olmadan doğrudan travma hatırlatıcılarına maruz kalınması sonucunda elde edilen sonuçlardan çok da farklı olmadığını gösteriyor. EMDR’nin uygulanmasındaki psikolojik süreç gizemini koruyor ve bu tedavinin altında yatan nörobiyolojik mekanizmalar da hala büyük ölçüde çözülebilmiş değil.

Baek ve arkadaşları, çalışmalarında, bir yandan bir ses duyarken bir yandan da ayaklarına elektrik akımı verilen ve bunun sonucunda korku davranışı (donakalma) geliştirmiş fareler kullandılar. (Şekil 1a). Ardından farelere bu kez elektrik şoku vermeksizin sesi dinlettiler ve hayvanları soldan sağa ve sağdan sola yanan LED ışık dizisine maruz bırakarak söndürme hafızası oluşturmalarını sağladılar. (Şekil 1b). Bu yaklaşım, her ne kadar farelerin bakışlarını ve dikkatlerini LED uyaranına nasıl yönlendirdiklerini tespit etmek zor olsa da (insanlardaki çift yönlü uyarım pratiğinin aksine) çift yönlü uyarımı taklit etmeyi hedefliyordu. İlginç biçimde, söndürme ve çift yönlü uyarım yöntemlerinin bir aradalığı, farelerdeki korku davranışının açık ve kararlı bir biçimde azalmasını sağladı.

 

Şekil 1 | Travmaya bağlı korku tepkisini azaltmaya yönelik bir yaklaşım. a, Baek ve arkadaşları fareleri belli bir sese ve ayaklarından rahatsız edici bir şekilde elektrik şokuna maruz bırakarak bu iki uyaran arasında bir hafıza bağlantısı kurdular ve farelerin bu sesi duyduklarında korku davranışı göstermesine sebep oldular. b, Ardından kullandıkları deney setiyle, farelere tekrar tekrar aynı sesi dinletirken bir yandan da fareleri, belli göz hareketlerine sebep olacak şekilde tasarlanmış LED ışıklarına maruz bıraktılar. Bu farelerde, yalnızca ışığa veya yalnızca sese maruz kalan farelere göre sese karşı korku tepkisi azaldı. c, Hem ışığa hem de sese aynı anda maruz kalan farelerin beyninde, superior kollikulus ve mediyo dorsal talamus arasındaki ve mediyo dorsal talamus ile BLA arasındaki uyarıcı nörol bağlantılar (mavi oklar)  kuvvetlendi. Bu BLA’da korkuyu kodlayan nöronların engellenmesini sağladı (kırmızı oklar). Bunun sonucunda beynin korkuyu üreten bölgelerine çıktı gidişi düştü ve travma hatırlatıcıya verilen korku tepkisi azaldı.

Araştırmacılar, söndürme ve çift yönlü uyaırm prosedürlerinin bir aradalığının, beyinde görsel bilgiyi işleyip bireyin dikkatini yönlendiren bölge olan süperior kollikulusun aktivitesini artırdığını gözlemlediler (Şekil 1c). Bu sürecin ayrıca, süperior kollikulustan  nöronal izdüşümler alan bir bölge olan mediyo dorsal talamusu da etkin hale getirdiği görüldü. Bu iki bölgenin aktivasyon seviyesi, söndürme (combined extinction) ve çit yönlü uyarımdan kaynaklı korku davranışının azalma derecesini de öngörüyordu. Araştırmacılar mediyo dorsal talamus nöronlarının ateşlenmesini engellemek için onları genetik olarak bozduğunda ise korku davranışı azalmadı.

Ardından ise optogenetik yaklaşım kullanıldı. Fiber optik kablodan nöronlara lazer ışını iletilerek süperior kollikulus ile mediyo dorsal talamus arasındaki nöronal sinyalleme susturuldu. Bu iki alan arasındaki iletişimin, söndürme ve çift yönlü uyarım kaynaklı korku davranışının azaltılması için gerekli olduğu sonucuna varıldı.

Beynin, duyu süreçlerindeki rolleriyle bilinen bölgeleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek korku davranışını azaltmayı nasıl sağladı? Baek ve arkadaşları, söndürme ve çift yönlü uyarımın, korkuya verilen reaksiyonları kalibre eden bir bölge olan ve farelerin korku davranışıyla ateşlenen BLA’daki (bazolateral amigdala)[7] nöronların uyarılganlığını körelttiğini gözlemlediler. Ardından mediyo dorsal talamus ile BLA nöronları arasında işlevsel ve iki aşamalı engelleyici bir bağlantı olduğunu gösterdiler. Bu BLA nöronları optogenetik olarak susturulduğunda, söndürme ve iki yönlü uyarımın korkuyu azaltan etkileri de ortadan kalkıyordu. Bu tespitler bir arada değerlendirildiğinde, söndürme ve iki yönlü uyarımın süperior kollikulus ile mediyo dorsal talamusu bağlayan nöronal bir yol çıkarmak için ortaklaşa hareket ettiği bir model ortaya koydular. Bu model, BLA tarafından tetiklenen travma hatırlatıcı uyarana karşı korku tepkisini azaltıyor.

Baek ve arkadaşlarının bulguları, her ne kadar basitleştirilmiş bir model olsa da, söndürme ve iki yönlü uyarımın korku azaltıcı etkilerinin altında yatan temel nöral devrelerden birini detaylı bir biçimde ortaya koyuyor. Yine de, hala yanıtlanmamış sorular mevcut. Hafıza söndürmesi için çift taraflı görsel uyaranlara maruz kalmak gerekiyor ve bu sebeple, deney odasında serbestçe dolaşan farenin bu uyaranları tam olarak nasıl algıladığının tespit edilmesi gerekiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, farenin kafasının pozisyonu LEDlere göre ayarlanarak hayvanın bakışlarının alternatif olarak yanıp sönen ışıklara yönelmiş olduğundan emin olunabilir.

Daha geniş çaplı bir soru ise iki yönlü uyarımın ve de EMDR’ın hafıza söndürmesine nasıl yardımcı olduğu ve korku davranışını nasıl azalttığı üzerine olabilir. Bir yoruma göre, görsel uyarıcılar aynı zamanda dikkat dağıtıcı işlevi görüyor; dikkati, korkuyu tetikleyen uyaranlardan saptırarak anksiyeteyi engelliyor ve söndürme hafızasının kodlanmasını sağlıyor. Ancak bu yine de, rastgele yanıp sönen LED ışıklarının korku davranışını engellemede neden başarısız olduğunu açıklamıyor. Öte yandan dikkat dağıtma ile ilgili açıklama da mevcut görüşle uyumlu değil: Genel kanı, dikkati, korkuyu artıran uyarıcıya daha fazla yöneltmenin travmayı hatırlatan durumla güven arasındaki bağlantıyı güçlendirerek[8] hafıza söndürmeyi kuvvetlendireceği yönünde.

Baek ve arkadaşları, iki yönlü uyarımın rekabet halindeki beyin devrelerinin arasındaki dengeyi değiştirerek, korkunun sürekliliğini sağlayan nöral yola baskın gelecek ve korkunun sönmesini sağlayacak bir nöral yol oluşturmayı öneriyorlar. Öne sürdükleri model doğru olsun veya olmasın, bu çalışma, iki yönlü uyarımın ve hatta muhtemelen EMDR’ın davranışsal etkilerine nörobiyolojik açıdan akla yatkın bir açıkıklama getiriyor. Ve dahası, bu gizemli davranışçı terapi üzerine gelecekte yürütülecek çalışmalar için de bir zemin sağlıyor. Travmaya bağlı rahatsızlıklara sahip insanlara etkili tedavi seçenekleri sunma ihtiyacının gittikçe arttığı düşünüldüğünde bu gerçekten de önemli bir gelişme denilebilir.

Nörobilimde teknoloji temelli devrimin psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde çığır açıp açmayacağı üzerine tartışmalar bir süredir devam ediyor. Özellikle de psikiyatrik bozuklukların ve tedavilerinde kullanılan psikoterapilerin laboratuarda modellenmesinin zorluğu[9] düşünüldüğünde, bu vaadi gerçekleştirmenin ne kadar çetin bir iş olduğu anlaşılıyor. Öğrenilmiş korku ve korku söndürme gibi travma bağlantılı rahatsızlıkların temel özellikleri basit organizmalarda bile gözlemlenebiliyor ve bu da nöral temellerin detaylı bir şekilde haritalandırılmasını mümkün kılıyor. Bu sebeple, travma bağlantılı rahatsızlıklar terapötik araştırmalar için büyük bir fırsat da yaratıyor[10]. Baek ve arkadaşlarının ortaya koyduğu fikir gibi fikirler, bu sarsıcı rahatsızlıkların teşhisi, tedavisi ve en nihayetinde de önlenmesine yönelik çığır açıcı atılımlar yapılacağına dair bir şevk yaratıyor.

 

Kaynak

https://www.nature.com/articles/d41586-019-00294-8?fbclid=IwAR1vet_7DrLLdVGm5uIp7vRF9AxXloMAuhqCso0vp3V2kNicGLQk99aN13U#ref-CR5

[1] Kessler, R. C. et al. Arch. Gen. Psychiatry 62, 593–602 (2005).

[2] Baek, J. et al. Nature 566, 339–343 (2019).

[3] Foa, E. B. & McLean, C. P. Annu. Rev. Clin. Psychol. 12, 1–28 (2016).

[4] Bukalo, O., Pinard, C. R. & Holmes, A. Br. J. Pharmacol. 171, 4690–4718 (2014).

 

[5] Shapiro, F. J. Anxiety Disord. 13, 35–67 (1999).

[6] Salkovskis, P. Evidence-Based Mental Health 5, 13 (2002).

[7] Tovote, P., Fadok, J. P. & Luthi, A. Nature Rev. Neurosci. 16, 317–331 (2015).

[8] Pearce, J. M. & Hall, G. Psychol. Rev. 87, 532–552 (1980).

[9] Nestler, E. J. & Hyman, S. E. Nature Neurosci13, 1161–1169 (2010).

[10] Hariri, A. R. & Holmes, A. Nature Neurosci18, 1347–1352 (2015).

TSSB (Tramva Sonrası Stres Bozukluğu) Nedir?

TSSB Tedavisi ve Çocukluk Çağı Travmaları

TSSB (Tramva Sonrası Stres Bozukluğu) Nedir?

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bir kişinin yaşadığı travma sonucunda oluşan psikolojik bir rahatsızlıktır. Tramvalar kişiyi hem duygusal hem de ruhsal olarak derinden etkileyen olayların bütünüdür. Tramvalar yalnızca çocuklukta değil, her yaşta meydana gelebilen durumlardır.

Psikoloji alanındaki önemli dergilerden biri olan The British Journal of Psychiatry’de yayınlanan “TSSB tedavisi için Çocukluk Çağı Travmalarının ayrıntıları ile detaylı bir şekilde temas etmek şart değildir” başlıklı araştırma aslında çocukluk çağı tramvayına sahip hastalara yaklaşımı ele alıyor.

Aynı araştırma, JAMA Network’te de “Çocukluk travması sonrası travma sonrası stres bozukluğu olan yetişkinler için tedavi olarak Imagery Rescripting ve EMDR: Randomize Klinik Çalışma” başlığında yayınlanmıştır.

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) hastalığının tedavi sürecinde kullanılabilecek metodları inceleyen bir araştırma yazısıdır.

Araştırmanın Arka Planı

Çocuklukta yaşadıkları zorlu süreçlerden dolayı meydana gelen travma sonrası stres bozukluğuna sahip olan yetişkinlerin (Ch-PTSD) etkili bir tedavisi ve hastalar tarafından iyi tolere edilen tedavilerin araştırılması sürecinde, bu popülasyon için sonuçların iyileştirilmesi bu araştırmaya ihtiyaç duyulmuştur.

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tedavisi için travmalara odaklanan iki farklı tedavi metodunun (İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR)) etkili olma ölçülerini karşılaştırmaktır.

Araştırmanın Yöntemi 

16 yaşından küçük yaşta çocukluk travması geçiren, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olan yetişkinlerin katıldığı çalışmada uluslararası, çok merkezli ve randomize bir klinik çalışma yürütülmüştür. Katılımcılar, tedavi durumuna göre randomize edilmiştir ve birçok zaman noktasında kör hakemler tarafından değerlendirilmişlerdir. Katılımcılar haftada iki defa olmak üzere 90 dakikalık 12 ImRs veya EMDR seansı almışlardır.

Koordinatörünün tedavinin devamının gerekmediği fikrini desteklediği durumlarda, katılımcıların tedavilerini 12 seanslık tedaviyi tamamlamadan önce bitirmelerine izin verildi. Bu gibi durumlarda, değerlendirmeler orijinal planda bulunan zaman noktalarında ölçülmeye devam edildi. Tüm tedavi seansları ses kaydı veya görüntü kaydı ile kaydedildi. İlk seansın tedavi modeline bir giriş niteliği taşıması istendi ve işleme için travma anılarından bir liste oluşturuldu. ImRs durumunda, katılımcılar daha az olumsuz (travmatik olmayan) bir anı ile yeniden yazma denemesi yaptılar. EMDR durumunda ise zaman sıkışıklığı sebebiyle bir deneme yapılmadı. Sonraki her bir seansta travma işlemesi gerekli kılındı.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci

ImRs için terapistlerin bilişsel davranışçı terapide temel eğitim almaları gerekiyordu ve EMDR için 1. seviye temel eğitime sahip olmak gerekiyordu. Her iki tedavi için de özellikle çocukluk çağı travmasının tedavisine özel olarak yapılan 2 günlük ek eğitim şart koşuldu. Terapistler IREM’e katılan katılımcıları tedavi etmeye başlamadan önce, video kaydı alınan ve bölge koordinatörü tarafından değerlendirilen en az iki deneme vakasında yeterliliklerini göstermek zorundaydılar. Terapistlere RKÇ boyunca devam eden süpervizyonlar, mestektaşları tarafından sağlandı. Tedavi bütünlüğü, üç ülkeden 60 katılımcının görüntülerini kapsayan kayıtların arasından rastgele seçilerek değerlendiriciler tarafından değerlendirildi. Her katılımcı kasedi, değiştirilmiş EMDR Terapi Uygunluk Derecelendirme Ölçeği ile her öğe 0-2 arasında olacak şekilde derecelendirildi. ImRs Uyum ve Yetkinlik Ölçeğinde ise her bir madde 0-4 arasında değerlendirildi. Tatmin edici bağlılık, EMDR için ortalama 1.34, ImRs için ortalama 3.19 derecelendirmeleriyle gösterildi. Hollandalı katılımcılar için tedavi koşullarının derecelendirme puanları istatistiksel olarak birbirinden ayırt edilebilir analiz edildi.

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavisi

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci: ImRs Tedavisi

Arntz ve Weertmen tararından geliştirilen ImRs protokolü takip edildi. Bu protokole göre; birinci aşamada hasta, çocuk-benlik perspektifleri, düşünceleri, duyguları ve ihtiyaçlarından gelen bir travma anısını hatırlar. Daha sonra bu hasta, birinin istismarı durdurarak ve çocuğun diğer ihtiyaçlarını önemseyerek müdahalede bulunması gibi farklı bir son hayal etmeleri için yönlendirilir. İlk altı tedavi seansı için terapist görüntüye girer ve müdahale eder. Yedinci seanstan itibaren, hasta görüntünün içine yetişkin benliği olarak girer ve müdahale eder (ikinci aşama). Üçüncü aşamada hasta, olayı çocuk perspektifinden bakarak yetişkin müdahalesiyle birlikte yeniden deneyimler.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci: EMDR Tedavisi

Shapiro tarafından geliştirilen sekiz aşamalı EMDR protokolü takip edildi. İşlenecek ilk travmanın genel değerlendirme, hazırlık ve temel bellek bileşenleri (birinci, ikinci ve üçüncü aşamalar) ilk seansa dahil edildi. Üçüncü aşamadan sekizinci aşamaya kadar olan aktif travma işleme aşamaları ikinci seanstan itibaren tekrarlandı. 12. seansta veya hastaların ilerleyişine bağlı olarak daha öncesinde, seansın odak noktası mevcut tetikleyiciler ve gelecekteki olaylarla ilgili beklenti kaygısıydı. Orijinal EMDR protokolünden tek sapma, tedaviler arasındaki kontaminasyonu önlemek için yapılan engelleri kaldırma stratejilerini veya imajinasyonda yeniden yazmayı kısıtlamaktı.

Araştırmanın Sonuçları

ImRs ve EMDR tedavilerinin, çocukluk çağı travmasından kaynaklanan TSSB semptomlarının tedavisinde ve depresyon, disosiyasyon ve travmatik bilişler gibi diğer semptomları azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Düşük çalışmayı bırakma oranları, tedavilerin katılımcılar tarafından iyi tolere edildiğini göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, travma odaklı tedavilerin çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB için kullanımına kanıt niteliği taşımaktadır.

Bu araştırmada travmatik anıların uzun süre hatırlanmasını gerektirmeyen iki tedavi, çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olan yetişkinler için eşit derecede etkili olarak gözlenmiştir.

Çeviri

Dr Öğretim Üyesi Alişan Burak Yaşar

Psk. Kübra Nalçacı

EMDR 2019  Güncellemeleri!

2019’da, EMDR tedavisine güçlü destek sağlayan, dünyanın en önemli psikolojik ve psikiyatri dergilerinden üçündeüç önemli makale yayınlanmıştır.

Bu makalelerden biri olan, dünyanın önde gelen multidisipliner bilim dergisi Nature (OF 43.0)de, Baek ve arkadaşları tarafından yayımlandıÇalışmaları, hayvan denekler üzerinde EMDR’nin etki mekanizmasını ve nöroanatomik yollarını ortaya koyuyor. Yazarlar, bilateral uyarım eklenen müdahale grubunun, kontrol grubuna kıyasla , korku içeren davranışlarda (fobiler) anlamlı ve kalıcı bir azalmaya yol açtığını keşfetmiştir.

Daha ileri EMDR tartışmalarına katkıda bulunan yazarlar, bilateral stimülasyonun superior kollikülüsta ve mediodorsal talamusta nöronal aktiviteyi arttırdığını, böylece amigdalanın bazolateral çekirdeğindeki nöronların uyarılabilirliğini azalttığını bulmuşlardı.

İkinci makale, nörobilimdeki bilimsel literatürün en etkili platformlarından biri olan Neuron’da yayınlandı (IF 14.4). Maddox ve meslektaşları, travmatik belleğin kodlanışını inceledi. Yazarlar ayrıca, rahatsız edici bir deneyimin sinirsel kodlamasını takiben, travmatik hatıraların kalıcılığının altında yatan travmatik hatıraların  yendiden yazımı için etkili bir psikoterapi olarak görülen EMDR’yi detaylıca ele alıp tartışmaktadır.

Üçüncü makale, Nature Publishing Group tarafından yayınlananbilimsel bir dergi olan Moleküler Psikiyatri’de yayınlandı. İmpact faktörü 11.9’dur. İlk kez, Vinkers ve meslektaşları, EMDR’nin, TSSB’li hastalarda, farklı olarak metillenmiş bölgelerde, özellikle Zinc finger Proteini 57’de (ZFP57), epigenetiği modüle edebileceğini gösterdiler. Bu veriler, ZFP57 metilasyonunun, konuşlandırmaya bağlı TSSB’nin gelişmesinde ve başarılı tedavisinde rolü olduğuna dair kanıtlar sunmakta. Bu, TSSB’nin etiyolojisi ve tedavisi ile ilgili genomik bölgelerin tanımlanmasını sağlayan, psikolojik ve biyolojik sistemler arasındaki etkileşimin çözülmesine yönelik önemli bir adım olarak vurgulanmış durumda.

 

Kaynakça:

“Neural circuits underlying a psycho-therapeutic regimen for fear disorders”. Jinhee Baek, Sukchan Lee, Taesup Cho, Seong-Wook Kim, Minsoo Kim, Yongwoo Yoon, Ko Keun Kim, Junweon Byun, Sang Jeong Kim, Jaeseung Jeong & Hee-Sup Shin, Nature 566, 339–343 (2019) doi:10.1038/s41586-019-0931-y.

“Deconstructing the Gestalt: Mechanisms of Fear, Threat, and Trauma Memory Encoding”. Stephanie A. Maddox, Jakob Hartmann, Rachel A. Ross and Kerry J. Ressler, Neuron 102, April 3, 2019, https://doi.org/10.1016/j.neuron.2019.03.017

“Successful treatment of post-traumatic stress disorder reverses DNA methylation marks”. Christiaan H. Vinkers, Elbert Geuze, Sanne J. H. van Rooij, Mitzy Kennis, Remmelt R. Schür, Danny M. Nispeling, Alicia K. Smith, Caroline M. Nievergelt, Monica Uddin, Bart P. F. Rutten, Eric Vermetten, Marco P. Boks, Molecular Psychiatry (2019) doi:10.1038/s41380-019-0549-3

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Nedir?

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi), insan davranışı ve duygularından yararlanarak geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapinin pek çok psikolojik rahatsızlık alanında etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu terapi, ruh sağlığını geliştirmeyi amaçlayarak bireye fayda sağlamayan düşünce, duygu ve benzeri bozulmaların sebeplerine odaklanarak bunları iyileştirmeyi hedefler.

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Temelli Kendine Yardım Kitaplarının Anksiyete Bozukluğu ve Depresyon Tanılı Hastaların Depresif Belirtileri Üzerindeki Etkisi Çalışması

Çalışma, sözel olarak 56. Ulusal Psikiyatri Kongresinde sunulmuştur. Çalışmanın özeti, yakın zamanda Türk Psikiyatri Dergisi ek sayısında yayımlanacaktır. Ayrıca hakemli bir dergide de yayımlanması adına yaptığımız başvuru süreci devam etmektedir.

Çalışmanın Amacı

Bu çalışmada, bilişsel davranışçı terapi kuramları (BT, BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) , ACT, Şema Terapi) ile hazırlanmış kendine yardım psikoterapi kitaplarının depresif semptomlar üzerindeki etkisinin, plasebo psikoloji kitabı ve kitap önerilmeyen kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada ‘Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa’, ‘Hayatı Yeniden Keşfedin’, ‘İyi Hissetmek’ ve ‘Mutluluk Tuzağı’ kitaplarının depresyon ve anksiyete bozukluğu hastalarındaki depresif semptomlar üzerindeki etkilerinin, bilişsel davranışçı terapi müdahaleleri içermediği için placebo kitap olarak seçilen ‘İnsan Olmak’ kitabı ve kitap önerilmeyen olağan tedavi grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kendine yardım deney grubu kitapları önerilen, kitap önerilmeyen ve plasebo kitap önerilen hastalar randomize kontrollü çalışmamızda incelenmiştir.

Çalışmanın Yöntemi

Marmara Üniversitesi Pendik EAH Psikiyatri Polikliniği’ne Temmuz 2019-Şubat 2020 arasında başvuran depresyon veya anksiyete bozukluğu tanılı, en az ilkokul mezunu gönüllü hastalar alınmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastaların tümüne SCID-I yapılmış, depresyon ve anksiyete bozukluğu grubundaki hastalara randomize şekilde kitap önerilerinde bulunulmuştur. Kitap önerilen ve önerilmeyen tüm hastaların rutin poliklinik tedavileri sürmüştür. Çalışmada GAS, WHOQOL, DASS-21, BAÖ, BDÖ ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 110 kişiden 63’ünün ilk ay ölçümleri yapılmıştır. Koronavirüs pandemisi nedeniyle yeni hasta alımı sürdürülememiştir. Kitapların zamanla etkileşimini gözlemlemek için karma-desenli ANOVA uygulanmıştır. Olağan tedavi grubu dışlanarak, deney kitaplarının plasebo kitabıyla karşılaştırılması için ikinci bir ANOVA testi yapılmıştır. Çalışma için Marmara Üniversitesi Etik Kurulundan 09.2019.693 sayılı onay alınmıştır.

Çalışmadan Çıkarılan Bulgular

Karışık desenlerde ANOVA sonucunda Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ’ndeki düşüşün kitaplar arasındaki farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F(5,57)=2.621, p=0.033, ηp2=0.187).  Post-hoc analizlerde zamana göre kitaplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlılık gösteren bir bulguya işaret etmese de, planlı kontrast analizine göre kitapların bütünü ele alındığında depresyon puanlarındaki düşüşün olağan tedavilerde görülen düşüşe göre farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t(57)=2.525, p=0.014). Analiz olağan tedavi grubu çıkarılarak tekrarlandığında, benzer sonuçlar placebo kitap grubuna karşı da bulunmuştur (t(48)=2.501, p=0.016). İstatistiksel olarak ise anlamlı farklılıklar bulunmamıştır (F3,40 = 0.227, p = 0.887, ηp2 = 0.017).

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

Çalışmanın Sonucu

Depresyon ve anksiteyete bozukluğu tanıları alan hastalarda, BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) kuramı çerçevesinde hazırlanan, Kabul Kararlılık Terapisi, Bilişsel Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi kendine yardım kitapları; depresif skorları düşürmede, plasebo kitaba ve olağan tedavi grubuna göre anlamlı derecede etkilidir. Kitapların uzun vadeli etkilerini gözlemleyebilmek için ileri araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

page1image44983680

Dr. Alişan Burak Yaşar, Dr. Rümeysa Taşdelen, Psk. Afra Selma Taygar,   Psk. Esra Uludağ, Dr. Erdoğdu Akça, Dr. K. Fatih Yavuz, Dr. Alp Karaosmanoğlu, Dr. Mehmet Hakan Türkçapar

  1. İstanbul Gelişim Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul
  2. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği, İstanbul
  3. Üsküdar Üniversitesi, Klinik Psikoloji Bölümü, İstanbul
  4. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Klinik Psikoloji Bölümü, İstanbul
  5. İstanbul Medipol Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul
  6. Psikonet Psikoterapi ve Eğitim Merkezi, Serbest Hekim, İstanbul
  7. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Ankara