Kategori arşivi: Yazıları ve Konuşmaları

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı – Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta?

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

  • Mutluluk ve mutluluğun sırrını arayan ve daha doyumlu bir hayat, değerlerine göre yaşayan insanların daha başarılı olma ihtimali vardır.
  • Mutluluk diğer kavramlara benzemez. Sağlıkta, fizikte ya da başka alanlarla ilgili verilere baktığımızda objektif ve nesnel bazı göstergelere bakarız. Ancak mutluluğa baktığımızda öznel bir deneyim görüyoruz. Kişiden kişiye değişiyor ve ölçemiyoruz. Ortalama tatmin seviyesi, sevinçli duygu sıklığı ve rahatsız edici duyguların azlığı ile mutluluğu tarif ediyoruz.
  • Ancak burada şöyle bir sıkıntı var: Sürekli biz mutluluk gerekir ve şarttır ve hep mutlu olmalıyız diye düşünürsek şöyle bir paradoksa geliriz –hayatın olağan akışında olması gereken hüzün, mutsuzluk ve diğer duyguları yaşadığımız için bizim bu kuralımız tam tersi bir etki yaratıyor. Mutsuzluğu doğal olarak yaşadığımız zaman mutluluk şarttır diye inanan ben galiba yanlış bir şey yapıyorum, olması gerekenin dışındayım diye daha mutsuz olabiliyor. Pek çok duygumuz; kaygılar, keyifsizlik, anksiyete, heyecan, aşk sevgi gibi mutluluk da içeriden bize kıymetli bir bilgi akışıdır. Böyle değerlendirmeliyiz.

Şehir Hayatının Etkisi

  • Şehir hayatının mutluluk üzerindeki etkisini düşündüğümüzde şehir hayatından kastettiğimiz günde 15 saat mesai yapmak, egzoz dumanların arasında dolaşmak ve diğer gün daha çok ciro yapmak üzerine düşünüyorsak strese ve doyumsuz bir hayata yol açar. Ancak şehir hayatından kastettiğimiz ulaşım ağları ile insanların rahatça buluşabildiği, geniş parklarda yürüyebildiği, evcil hayvanını veterinere götürebildiği, sokakta mutlu çocukların güvenle oynayabildiği bir şehir hayatı doyum getirir.
  • Hayat tarzıyla ilgili sosyalleşme, hareket, spor, fiziksel olarak insanların yan yana getirebildiği ortamları artırmak, kültürel ve spor aktivitelerini çoğaltmak, kişisel olarak kendi içsel becerisine göre yaratıcılığını öne koyabileceği özellikleri sosyal imkanlarla geliştirmek… Bunlar hem sivil toplum hem de kamunun alan açması ile ilgilidir.

Başarı ve Mutluluk İlişkisi

  • Başarı ve mutluluk ilişkisine baktığımızda başarılı insanlar daha mı mutludur diye baktığımızda emin değiliz. Ancak tersi doğru olabilir. Ruhsal zorlantı yüzünden psikoterapi ve diğer müdahaleler ile insanların hayatlarının nasıl değiştiğini düşündüğümüzde mutlu olmak için çabalayan ve değerleri ölçüsünde daha doyumlu bir hayat yaşayan insanlar daha mutlu. Başarı mutluluk getirir mi bilinmez ama daha mutlu olabilecekleri ortamları insanlara sağlarsak daha yüksek bir başarı gelecektir.
  • İnanç ve mutluluk kısmına baktığımızda inançlı olmanın daha mutlu olduğunu söyleyen de söylemeyen araştırmalar da mevcut. İnanç bir değerdir ve bir şeye kıymetimizdir. Kıymet verdiğimiz şeyler mutluluk vaat etmez; bir kıymet vaat eder. Elimizden geleni yapıyorsak doyum vaat eder. Önemli olan böyle durumlarda budur. Nasıl spora kıymet veren biri daha çok spor yapıyorsa daha mutlu olabileceğini düşünüyorsa inanç için de doyum getiriyor diyebiliriz. Dolayısıyla neye kıymet veriyoruz ve yaptığımız şeyler kıymetimiz için doğru şeyler mi buna bakmakta fayda var.
  • İnsanlar sosyal canlılardır. Bu yüzden sevdiklerimizle daha çok vakit geçirmek, kahkaha atabilmek, egzersiz ile bedenimizi koruyabilmek, sağlıklı beslenebilmek toplumsal ödevler. Bu yüzden devlet, daha çok imkan yaratarak spor alanları, mutlu olabilecekleri sanatsal faaliyetleri, temiz ortamları yapmalı. Böylece insanın kendini gerçekleştirebileceği alanlar yaratılır. Tüm bunlar olduğunda mutlulukla ilişkilidir.

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Sürekli Mutlu Olmak Mümkün mü? -19.11.2020

İç sesimize kulak veriyor muyuz?

  • Dışarıyı içerideki parçalarımız, kişisel öykümüz, geçmişimiz bizi belirler. İçsel süreçlerimiz, dışarıdaki davranışlarımızı, yorumlarımızı ve algılarımızı belirler.
  • Günlük hayattaki tutumlar ve davranışlar, içsel parçalarımızdan kaçmak odaklıysa o zaman dışarıyı duyamayız. İçimizle nasıl temas ettiğimiz önemli; daha cesur ve açık temas etmeliyiz.

Beyin zamanı nasıl hisseder?

  • Fizik yasalarından psikoloji yararlanır ve içsel güçlerin ne olduğu ile ilgili bir kuram inşa etti.
  • Mutlak bir zaman kavramı yok. İzafiyet teorisine göre hız ve zaman görecelidir. Referans noktasına göre tanımlıyoruz.
  • Muzaffer Sherif: Gruba bir sabit nokta gösteriliyor ve daha önceki oyuncular (confederates) orası 4 cm ortaya göre sağda diyor. Böylece ondan sonra gelenler de bunu böyle algılayarak o noktanın sağında olduğunu ifade ediyor. Direk algı bu şekilde etkileniyor. Doğrudan ekrandaki uyaranların ışığın yansımalarıyla bize gelen bilgisi, gözümüz aracılığıyla ve beyindeki diğer mekanizmalar aracılığıyla işlendikten sonra farkındalık algı boyutunda oynanmış bir sonuç ortaya çıkar.
  • Biz zaten bütün algımızı ve varlığımızı diğerinin gözünde (anne, baba, bakım veren) inşa ediyoruz. İnsan zaten ilişkisel olarak diğerinin gözünden bir gerçeklik kuruyor ve insan oluyor. Zaman daha hızlı akıyor demeden önce zaman nasıl ve algılarımız bu normal beraber yeniden inşa edilen bir durum olarak bakabiliriz.
  • Çocukluğumuz ve geçmişimiz daha yavaşken şu an daha hızlı diyemeyiz. Çocukluğumuzun daha yavaş ya da hızlı olduğunu diyemeyiz.
  • Beynimiz bu süreci nasıl yapıyor? Sizden bir veriyi alıyorum, iki gözüm iki ayrı veriyi alarak onları yan yana getirmeye çalışıyor. Bellekteki diğer verilerle onu birleştirerek bir yorum elde ediyor ve ben o yoruma göre konuşurum çünkü bu benim algımdır.
  • “Çarpışık algılarımız”, zamanı neden öyle algılıyor demeden önce nasıl algılıyor sorusunu kurcalayalım.

Hızlı cihazlar ve mutluluk

  • İnsanlar kendi içsel ihtiyaç, arzu ve korkularıyla bir sistemi (distopya) inşa edebilir. Eğer böyle bir inşa olursa onun gibi bizim gibi de yapabileceklerimiz var: İnsanın en önemli özelliklerinden bir tanesi diğer hayvanlardan ayrı olarak dil ve konuşabilmektir. Diğerinin zihnini kendi zihninde canlandırabilmek ve kendini görebilmek. Ayrıca çok uzun yollar ve süreler koşabilmesidir. Mesela uçağı düşünebiliriz. Bir diğer özelliği de uyum diyebiliriz. Böyle bir distopyada da uyum sağlayacak bir savunmayı inşa eder insan.

 

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Neden mutlu olamıyoruz? -29.10.2020

(Beyaz ve kırmızı kapı örneğindeki beyaz kapıyı ideal yaşam olarak yazdım; daha sonradan karışıklık olmasın amacıyla yazdım)

Neden mutlu olamıyoruz?

  • Haz, keyif hali, iyi hisler olarak mutluluğu tanımlamamak lazım çünkü bunlar anlık hislerdir. İnsanlar sürekli mutlu olamaz. Eğer anlık hazları, keyif hislerini sürekli tutmayı mutluluk tanımı yaparsak mutluluğa erişmek zor olur.
  • Ancak hayatı anlamlı ve doyumlu yaşamak olarak tanım yaparsak, hazdan daha farklı olur. Mutluluğu burada aramak lazım.
  • Beynimiz neye programlı? Aslında maalesef onbin yıl önceki beyinle aynıyız. Kültürel evrim, modern dünyadaki evrim biyolojik evrimi geçmiş durumdadır. Çok eski yıllarda ihtiyaçlar farklıydı. O noktada hayatta kalmaya odaklıydı beyin –mutluluk aramıyor ve zevk yok. Sadece hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarımıza bakıyor. Bir de insanoğlunun en kritik özelliği olan gruplar halinde yaşamaya bakıyor. İnsan, grup halindedir. Bu yüzden beynimiz de grup içerisinde kal ve gruptan dışlanma diyor. Sosyal medya ile de böyle ilişki kurabiliriz.
  • Hayal ettiğini yaşıyormuş gibi işleyen bir beynimiz var. Şimdi muz yediğimi hayal etsem tadını alırım. Mesela sanal ve sahte birçok görsel içerik var; grup oradaysa ben buradaysam dışlandım diye düşünürüm.
  • BDT Depresyonun tanımı, Beck –ben değersizim diye düşünür. Dünya kötüdür ve gelecek de kötü olacaktır. Bu haliyle duygusal, fizyolojik ve davranışsal etkilerini görürüz. Fakat depresyonda olmayanlar ben iyiyim, gelecek iyi olacak ve dünya iyidir diyor. Hangisi daha gerçekliğe yakın? Beynimiz mutluluğa göre kodlanması –daha eskiden kodlandığımız kaygı ve korku var. Depresyon giderek artıyor.

Tek başına mutluluk mümkün mü?

  • Eskideki bir kraldan daha iyi imkânlara sahibiz. Erişilebilirlik olarak farklı bir zamandayız ama mutsuzuz.
  • Öfke, buzdağının görünen gözüdür. En altında ise baş edilemeyecek düzeyde değersizlik, suçluluk ve üzüntüler çıkar. Ancak bunlar baş edilmeyecek olarak algılanır. Duygular bize bir mesaj veriyor. Korktuğumda kaç diyor, kaygılandığımda tehdit var diyor, üzüldüğümde değerlerime uyamayan bir şey var diyor, öfke ise bana hayatta kalmak için öfkeyi kullan diyor. Bu duyguları kabullenmek ve mutsuzlukla baş edebilmek aslında mutluluğa giden bir yoldur.
  • Bugün problemimiz nedir? Değerler. Ben ne uğruna yaşıyorum? Neden yaşıyorum? Bunları yaparken özgür irademle mi yapıyorum yoksa bir şeylerden mi kaçınıyorum? Koşturma içinde unutuyoruz.
  • 5 yıl sonra bugüne bakarken veya ölürken nasıl bir yaşam sürdüm diye düşündüğüm bir yan var. Bir diğer yandan bu ideal yaşamı unutup vardığımızda doyum almadığımız bir alan da var. O alan da bizim mutsuzluktan ve keyifsizlikten kaçmak için gittiğimiz ve doyum almadığımız bir alan. Anlamasız bir yere giderken düşüyoruz ve ayağa kalkacak bir güç bulamıyoruz –neden kalkayım? Motivasyon yok. Ancak kendimize ideallerimizi hatırlatması gereken bir alan var ki doyumlu bir hayat için o alanı kendimize hatırlatmalıyız.
  • Depresyondaki insanlar der ki hiçbir keyifli aktiviteden zevk almıyorlar. O ideal yaşamı hatırlayıp yeniden keşfettiklerinde motivasyon buluyorlar.
  • Kendimizi değerlendirdiğimiz alanı düşünmek lazım –süreç mi hedef mi? Amacıma bir an önce ulaşmak değil, o süreci anlamak. Kendimize sürece dair bir puan vermek gerekir. Asıl hedefim barışsa bugün kendime nasıl küçük ve ulaşılabilir bir hedef belirleyebilirim?
  • Kendime olumlu bir pekiştireç bulmalıyım: Bugün dünyayı değiştirmek için bir adım attım.
  • Değer verdiğimiz şeyler uğruna bizim değiştirevileceğimiz değişkenlerle bugün yaptığımız davranışlara göre puan verirsek bu doyumlu bir hayata götürür.
  • Değerler nedir? Başarı, adalet, sevgi, iyilik, aile, erdem, kültür, siyasi parti vs. Bütün bunlar ideal yaşama giden yoldur.

İnsan olma özelliğimizi, ne zaman ve nasıl yitiriyoruz?

  • Nasıl kazanıyoruz? Psikanaliz: İnsanı eksik bir varlık olarak tanımlıyor. Anne karnındayken tüm güçlü, mutlu, sıcacık bir noktadayız. Her şey çok güzel. Ondan sonra doğum gerçekleşiyor ve “cennetten çıkıyoruz”. Artık muhtaç bir noktadayız çünkü anne babaya muhtacız hayatta kalmak için. Çocuk tüm o gücü kaybedince o sıcak noktaya bakıyor. Sürekli bakılan anne, kendisine bakmıyor olabilir. Bebek de o eksikliği bir yerlerde arıyor. Onun baktığı yerdeki gibi olayım –özdeşim.
  • Sürekli o eksikliği tamamlamaya çalışıyoruz. O mutlak hazzı varmış gibi yaşıyoruz ama yok. Bu koşturma içinde ne yaptığımız duruşumuzu belli ediyor. Savaşı nasıl verdiğimiz önemli. Eksiklikle ilişkimiz nasıl? Sürekli tamız dersek hiç iyi olmaz. Hepimiz yaralı ve eksiğiz.

Şehir hayatının mutluluğa etkisi

  • Daha ileri bir seviyede buhran olsa herkes şeker arar. Metropol hayatına öfkeli olsak da çok güzel. Güvenlik, ulaşım, iletişim her şeye ulaşmak kolay. Mesela Amerika’da herkesin bir silahı vardır. Müstakil evler arasındaki mesafeler uzaktır.
  • Bir tehdit var –beyinde alarm sistemi çalışır. Kaç ya da savaş. Teslim de olabilir. Zor olan kısım tehdit içeridyse ne yapacağız? Mesela düşüncelerimiz tehlikeliyse nasıl olacak? Panik bozukluk hastaları kaçamaz: Deliriyorum, ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum. Kontrol edemediği durumlar vardır. Kaçmaya çalıştığı bir düşüncedir. Yeniden böyle bir atak gelirse düşüncesi zarar veriyor.
  • Uygulama: Saçma pembe ve kocaman bir fil hayal edin. Gözünüzü 30 saniye kapatın ve pembe fili düşünmeyin. Eğer bu düşünce aklınıza gelirse kağıda bir çizik atın.
  • Dışarıdakinden kaçsak da içerideki düşmandan kaçamayız.

Mutluluk ve umut ilişkisi:

  • Değerlerden yaklaşalım. Ana değerlerimiz mesela aidiyet/vatanseverlik, aile, kariyer ve hobiler (seyahat vs.). Her değer başka bir şey söyler. Mesela bir davranış üç değere de hizmet edebilir. Mesela yurtdışında kariyer ve ailem için çalışmak gibi. Bir davranış bazı değerlere aykırı da olabilir. Sürekli ideal yaşamı kontrol etmek gerekir. Bazen birinci değere uygun gitmeyebilir hayatımız; bizim tek değerimiz mesela aileymiş dersek mahvoluruz ve umutsuzluğa kapılırız.
  • Her gün hastalığa dair yeni bir tedavi bulunmuş mu diye bakmak umuttur. Ruhsallık ve fiziksel sağlığa iyi gelecek şeyler yapsak da tek değerimiz oymuş gibi davranmamalıyız. Bir değere uygun davranış diğerlerine aykırı olsa da umudu canlı tutmak lazım. Aykırı olan değerimizin vereceği acıya göğüs germek/ gönüllü olmalıyız.

Mutluluk ve sosyal toplum ilişkisi (aidiyet duygusu)

  • Gözden çıkarmamak gerekir ki her insanın içinde iyilik ve kötülük vardır. Hepsi bizim elimizdedir ve hangi gün nereye gidiyor olduğumuz belirsizdir. Diğer insanları niyetlerine göre değerlendiriyoruz. Kendimizi ise davranış ve sonuçlara göre değerlendiriyoruz.
  • Milli değerlerle ilgili ne yaptığımız çok önemli: Bugün bu amaçla ne yaptım?

Başarı ve mutluluk

  • Başarı çok önemli bir kıymettir. Bazı insanlarda başarı çok önemli bir değerdir ve şansları yaver giderse kendilerini gerçekleştirebilir ve başarılı olabilirler. Her kaybedişimde yaşayacağım mutsuzluk çok önemlidir ki başarılı olmak için ileriye atacağımız adımları planlamış olalım.

Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta: Gençler neden evlenmiyor? –31.01.2021

  • Paylaşım, birlikte olmayı önemsiyorlar.
  • Eğer bir korku yüzünden evlenmiyorsa, bu korkunun temeli büyüdüğü ve yetiştiği çevredir. Evlilik ve aile kurumuna bakış da bu çevreden etkiliyor.

Kültür ve evlilik:

  • Kültür, bizi insan yapan özelliklerden bir tanesidir. İnsanlar evleneceklerse önceliklerine bakıldığında ekonomik durum, yaş, eğitim ve en önemlilerinden biri hangi kültürden, milletten gelip siyasi görüşleri nelerdir diye düşünüyorlar. Öte yandan evlilik öncesi ve sonrasına dair kültürel faktörler var: Evlilik öncesi ritüellerin erkekler üzerinde bir stres faktörü olduğunu görüyor. Öte yandan gene de bu kültür baskısı nedeniyle evlenmek zorunda hissedip evlenen insanlar da var. Dolayısıyla kültürün baskısı ile karar vermek risklidir. Eğer evlenme kararı varsa bu ilişkiye yatırım yapma ve ilişkinin içinde bulunma isteği nedeniyle verilmelidir. Kültürel baskı yerine bu şekilde verilen kararlar daha sağlıklıdır.
  • Evlilik ve ekonomi: Evlenmek ve ekonomiye baktığımızda gençlerin evliliğe yetişkinliğe adım atma olarak baktığını görüyoruz. Evlenmek için gençler eğitimini bitirip ekonomik bağımsızlık kazanmayı istediklerini önemsiyorlar. Evlilik içinde ekonomik refah önemli ama bunun ötesinde ekonomiyi nasıl yönettikleri önemli; bu ekonomiyi nasıl ayırdıkları ve organize ettikleri daha önemli. Eldeki kaynaklar nasıl kullanılıyor? Evlilikte ekonomik en önemli stres faktörlerinden biri olsa da bunun nasıl kullanıldığını da düşünmeliyiz.
  • Evliliğe ve hayata bakış: Mutlu evliliğin sırrı veya iksiri tabii ki yok. Ancak verilere göre ilişki doyumu için mizah çok önemli. Sadakat, sevgi, arkadaşlık, dürüstlük gibi faktörleri görüyoruz. Her ilişkinin de dinamiklerinde bu konseptler farklı anlamlar ifade edebilir.

 

 Gizemli Tedavisi İçin Biyolojik İpuçları EMDR Terapisi

Merhabalar

2019 yılından bu yana EMDR’ın nörobiyolojisi ile ilgili Nature ve Lancet gibi birçok dergide çok önemli makaleler yayınlandı. Tedavideki ve ruhsal acı çeken insanların şifa bulması konusundaki çığır açan faydalı dışında nörobilimdeki karanlık noktalara ışık yakmak için de EMDR çok önemli bir yöntem olarak kullanılacak gibi gözüküyor. Bu yazıda son zamanlardaki önemli yayınlardan biriyle ilgili bir makaleyi çevirip paylaşmak istedik. Mekanizmalara dair önemli bilimsel veriler içeren bu yazı, EMDR camiasına da yepyeni fikirler için zemin oluşturacaktır….

 

 Gizemli Tedavisi İçin Biyolojik İpuçları

Stresli zamanlarda yaşıyoruz. Epidemiyolojik çalışmalar majör depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve anksiyete bozuklukları gibi stresle bağlantılı “klasik” rahatsızlıklarda ve yine stresin tetiklediği bağımlılık, vb. durumlarda artış olduğunu belirtiyor[1]. Neyse ki, modern nörobilim en nihayetinde stresi alt etmemizi sağlayacak, beynin stresle baş etme yollarını deşifre edecek yeni stratejiler geliştiriyor. Baek ve arkadaşları, Nature’da yayımlanan makalelerinde[2] bu stratejilerin ne kadar güçlü olabileceğine dair bir örnek sunuyorlar. Bu örnekte en yeni nörobilim teknikleri ile yaratıcı davranışsal analizin bir kombinasyonu fareler üzerinde deneniyor.

Kronik stresin (örneğin savaş bölgesinde yaşamanın sebep olduğu) ağır ağır işleyişi, büyük bir travmatik deneyimden (örneğin bir patlayıcı maddenin üzerinden geçmek) temelde daha farklıdır. Akut ve yoğun stres faktörleri ve belli çevresel uyarıcılar hafızada bütünleşik hale gelebilir ve bu da orijinal travmanın hatırlanmasını ve gelecekteki potansiyel tehlikelere karşı tetikte olmamızı sağlar. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda ise, bu uyarıcılar anksiyeteyi tetikleyen güçlü ve yaygın faktörlere dönüşürler.

İşte burada bir terapötik fırsat yatıyor. Travmanın hatırlatıcılarına travmanın yarattığı zararı görmeksizin (örneğin terapistin ofisinin güvenli ortamında) maruz kalmak, yeni bir tür hafızanın oluşmasını (“extinction memory”)sağlar ve bu da anksiyeteyi hafifletir. “Sönümlendirme” tedavisi olarak bilinen bu yaklaşım, TSSB tedavisinin dayanak noktası olmakla birlikte[3] her hastada başarılı olmayabiliyor, ayrıca etkilerinin zamanla zayıfladığı da biliniyor. Bu sebeple, örneğin sönümlendirme hafızasının oluşumunu ve pekişmesini sağlayacak ilaçların kullanımı gibi, sönümlendirme sürecini kuvvetlendirecek yolların[4] bulunması için çalışılıyor.

Baek ve arkadaşlarının çalışmasının odak noktasında Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) adı verilen psikolojik tedavi yöntemi yer alıyor. EMDR tedavisinde hastaya, tekrarlayan göz hareketlerini tetikleyen görsel uyarıcılar gösterilerek (Çift Yönlü Uyarım olarak da bilinen süreç) hastanın travmayı hatırlaması beklenir.[5] Birkaç büyük ruh sağlığı kurumu, EMDR’yi TSSB tedavisi için önerirken, bazı çalışmalar[6] bu tedavinin ortaya koyduğu sonuçların, eşzamanlı çift yönlü uyarım olmadan doğrudan travma hatırlatıcılarına maruz kalınması sonucunda elde edilen sonuçlardan çok da farklı olmadığını gösteriyor. EMDR’nin uygulanmasındaki psikolojik süreç gizemini koruyor ve bu tedavinin altında yatan nörobiyolojik mekanizmalar da hala büyük ölçüde çözülebilmiş değil.

Baek ve arkadaşları, çalışmalarında, bir yandan bir ses duyarken bir yandan da ayaklarına elektrik akımı verilen ve bunun sonucunda korku davranışı (donakalma) geliştirmiş fareler kullandılar. (Şekil 1a). Ardından farelere bu kez elektrik şoku vermeksizin sesi dinlettiler ve hayvanları soldan sağa ve sağdan sola yanan LED ışık dizisine maruz bırakarak söndürme hafızası oluşturmalarını sağladılar. (Şekil 1b). Bu yaklaşım, her ne kadar farelerin bakışlarını ve dikkatlerini LED uyaranına nasıl yönlendirdiklerini tespit etmek zor olsa da (insanlardaki çift yönlü uyarım pratiğinin aksine) çift yönlü uyarımı taklit etmeyi hedefliyordu. İlginç biçimde, söndürme ve çift yönlü uyarım yöntemlerinin bir aradalığı, farelerdeki korku davranışının açık ve kararlı bir biçimde azalmasını sağladı.

 

Şekil 1 | Travmaya bağlı korku tepkisini azaltmaya yönelik bir yaklaşım. a, Baek ve arkadaşları fareleri belli bir sese ve ayaklarından rahatsız edici bir şekilde elektrik şokuna maruz bırakarak bu iki uyaran arasında bir hafıza bağlantısı kurdular ve farelerin bu sesi duyduklarında korku davranışı göstermesine sebep oldular. b, Ardından kullandıkları deney setiyle, farelere tekrar tekrar aynı sesi dinletirken bir yandan da fareleri, belli göz hareketlerine sebep olacak şekilde tasarlanmış LED ışıklarına maruz bıraktılar. Bu farelerde, yalnızca ışığa veya yalnızca sese maruz kalan farelere göre sese karşı korku tepkisi azaldı. c, Hem ışığa hem de sese aynı anda maruz kalan farelerin beyninde, superior kollikulus ve mediyo dorsal talamus arasındaki ve mediyo dorsal talamus ile BLA arasındaki uyarıcı nörol bağlantılar (mavi oklar)  kuvvetlendi. Bu BLA’da korkuyu kodlayan nöronların engellenmesini sağladı (kırmızı oklar). Bunun sonucunda beynin korkuyu üreten bölgelerine çıktı gidişi düştü ve travma hatırlatıcıya verilen korku tepkisi azaldı.

Araştırmacılar, söndürme ve çift yönlü uyaırm prosedürlerinin bir aradalığının, beyinde görsel bilgiyi işleyip bireyin dikkatini yönlendiren bölge olan süperior kollikulusun aktivitesini artırdığını gözlemlediler (Şekil 1c). Bu sürecin ayrıca, süperior kollikulustan  nöronal izdüşümler alan bir bölge olan mediyo dorsal talamusu da etkin hale getirdiği görüldü. Bu iki bölgenin aktivasyon seviyesi, söndürme (combined extinction) ve çit yönlü uyarımdan kaynaklı korku davranışının azalma derecesini de öngörüyordu. Araştırmacılar mediyo dorsal talamus nöronlarının ateşlenmesini engellemek için onları genetik olarak bozduğunda ise korku davranışı azalmadı.

Ardından ise optogenetik yaklaşım kullanıldı. Fiber optik kablodan nöronlara lazer ışını iletilerek süperior kollikulus ile mediyo dorsal talamus arasındaki nöronal sinyalleme susturuldu. Bu iki alan arasındaki iletişimin, söndürme ve çift yönlü uyarım kaynaklı korku davranışının azaltılması için gerekli olduğu sonucuna varıldı.

Beynin, duyu süreçlerindeki rolleriyle bilinen bölgeleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek korku davranışını azaltmayı nasıl sağladı? Baek ve arkadaşları, söndürme ve çift yönlü uyarımın, korkuya verilen reaksiyonları kalibre eden bir bölge olan ve farelerin korku davranışıyla ateşlenen BLA’daki (bazolateral amigdala)[7] nöronların uyarılganlığını körelttiğini gözlemlediler. Ardından mediyo dorsal talamus ile BLA nöronları arasında işlevsel ve iki aşamalı engelleyici bir bağlantı olduğunu gösterdiler. Bu BLA nöronları optogenetik olarak susturulduğunda, söndürme ve iki yönlü uyarımın korkuyu azaltan etkileri de ortadan kalkıyordu. Bu tespitler bir arada değerlendirildiğinde, söndürme ve iki yönlü uyarımın süperior kollikulus ile mediyo dorsal talamusu bağlayan nöronal bir yol çıkarmak için ortaklaşa hareket ettiği bir model ortaya koydular. Bu model, BLA tarafından tetiklenen travma hatırlatıcı uyarana karşı korku tepkisini azaltıyor.

Baek ve arkadaşlarının bulguları, her ne kadar basitleştirilmiş bir model olsa da, söndürme ve iki yönlü uyarımın korku azaltıcı etkilerinin altında yatan temel nöral devrelerden birini detaylı bir biçimde ortaya koyuyor. Yine de, hala yanıtlanmamış sorular mevcut. Hafıza söndürmesi için çift taraflı görsel uyaranlara maruz kalmak gerekiyor ve bu sebeple, deney odasında serbestçe dolaşan farenin bu uyaranları tam olarak nasıl algıladığının tespit edilmesi gerekiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, farenin kafasının pozisyonu LEDlere göre ayarlanarak hayvanın bakışlarının alternatif olarak yanıp sönen ışıklara yönelmiş olduğundan emin olunabilir.

Daha geniş çaplı bir soru ise iki yönlü uyarımın ve de EMDR’ın hafıza söndürmesine nasıl yardımcı olduğu ve korku davranışını nasıl azalttığı üzerine olabilir. Bir yoruma göre, görsel uyarıcılar aynı zamanda dikkat dağıtıcı işlevi görüyor; dikkati, korkuyu tetikleyen uyaranlardan saptırarak anksiyeteyi engelliyor ve söndürme hafızasının kodlanmasını sağlıyor. Ancak bu yine de, rastgele yanıp sönen LED ışıklarının korku davranışını engellemede neden başarısız olduğunu açıklamıyor. Öte yandan dikkat dağıtma ile ilgili açıklama da mevcut görüşle uyumlu değil: Genel kanı, dikkati, korkuyu artıran uyarıcıya daha fazla yöneltmenin travmayı hatırlatan durumla güven arasındaki bağlantıyı güçlendirerek[8] hafıza söndürmeyi kuvvetlendireceği yönünde.

Baek ve arkadaşları, iki yönlü uyarımın rekabet halindeki beyin devrelerinin arasındaki dengeyi değiştirerek, korkunun sürekliliğini sağlayan nöral yola baskın gelecek ve korkunun sönmesini sağlayacak bir nöral yol oluşturmayı öneriyorlar. Öne sürdükleri model doğru olsun veya olmasın, bu çalışma, iki yönlü uyarımın ve hatta muhtemelen EMDR’ın davranışsal etkilerine nörobiyolojik açıdan akla yatkın bir açıkıklama getiriyor. Ve dahası, bu gizemli davranışçı terapi üzerine gelecekte yürütülecek çalışmalar için de bir zemin sağlıyor. Travmaya bağlı rahatsızlıklara sahip insanlara etkili tedavi seçenekleri sunma ihtiyacının gittikçe arttığı düşünüldüğünde bu gerçekten de önemli bir gelişme denilebilir.

Nörobilimde teknoloji temelli devrimin psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde çığır açıp açmayacağı üzerine tartışmalar bir süredir devam ediyor. Özellikle de psikiyatrik bozuklukların ve tedavilerinde kullanılan psikoterapilerin laboratuarda modellenmesinin zorluğu[9] düşünüldüğünde, bu vaadi gerçekleştirmenin ne kadar çetin bir iş olduğu anlaşılıyor. Öğrenilmiş korku ve korku söndürme gibi travma bağlantılı rahatsızlıkların temel özellikleri basit organizmalarda bile gözlemlenebiliyor ve bu da nöral temellerin detaylı bir şekilde haritalandırılmasını mümkün kılıyor. Bu sebeple, travma bağlantılı rahatsızlıklar terapötik araştırmalar için büyük bir fırsat da yaratıyor[10]. Baek ve arkadaşlarının ortaya koyduğu fikir gibi fikirler, bu sarsıcı rahatsızlıkların teşhisi, tedavisi ve en nihayetinde de önlenmesine yönelik çığır açıcı atılımlar yapılacağına dair bir şevk yaratıyor.

 

Kaynak

https://www.nature.com/articles/d41586-019-00294-8?fbclid=IwAR1vet_7DrLLdVGm5uIp7vRF9AxXloMAuhqCso0vp3V2kNicGLQk99aN13U#ref-CR5

[1] Kessler, R. C. et al. Arch. Gen. Psychiatry 62, 593–602 (2005).

[2] Baek, J. et al. Nature 566, 339–343 (2019).

[3] Foa, E. B. & McLean, C. P. Annu. Rev. Clin. Psychol. 12, 1–28 (2016).

[4] Bukalo, O., Pinard, C. R. & Holmes, A. Br. J. Pharmacol. 171, 4690–4718 (2014).

 

[5] Shapiro, F. J. Anxiety Disord. 13, 35–67 (1999).

[6] Salkovskis, P. Evidence-Based Mental Health 5, 13 (2002).

[7] Tovote, P., Fadok, J. P. & Luthi, A. Nature Rev. Neurosci. 16, 317–331 (2015).

[8] Pearce, J. M. & Hall, G. Psychol. Rev. 87, 532–552 (1980).

[9] Nestler, E. J. & Hyman, S. E. Nature Neurosci13, 1161–1169 (2010).

[10] Hariri, A. R. & Holmes, A. Nature Neurosci18, 1347–1352 (2015).

TSSB (Tramva Sonrası Stres Bozukluğu) Nedir?

TSSB Tedavisi ve Çocukluk Çağı Travmaları

TSSB (Tramva Sonrası Stres Bozukluğu) Nedir?

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bir kişinin yaşadığı travma sonucunda oluşan psikolojik bir rahatsızlıktır. Tramvalar kişiyi hem duygusal hem de ruhsal olarak derinden etkileyen olayların bütünüdür. Tramvalar yalnızca çocuklukta değil, her yaşta meydana gelebilen durumlardır.

Psikoloji alanındaki önemli dergilerden biri olan The British Journal of Psychiatry’de yayınlanan “TSSB tedavisi için Çocukluk Çağı Travmalarının ayrıntıları ile detaylı bir şekilde temas etmek şart değildir” başlıklı araştırma aslında çocukluk çağı tramvayına sahip hastalara yaklaşımı ele alıyor.

Aynı araştırma, JAMA Network’te de “Çocukluk travması sonrası travma sonrası stres bozukluğu olan yetişkinler için tedavi olarak Imagery Rescripting ve EMDR: Randomize Klinik Çalışma” başlığında yayınlanmıştır.

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) hastalığının tedavi sürecinde kullanılabilecek metodları inceleyen bir araştırma yazısıdır.

Araştırmanın Arka Planı

Çocuklukta yaşadıkları zorlu süreçlerden dolayı meydana gelen travma sonrası stres bozukluğuna sahip olan yetişkinlerin (Ch-PTSD) etkili bir tedavisi ve hastalar tarafından iyi tolere edilen tedavilerin araştırılması sürecinde, bu popülasyon için sonuçların iyileştirilmesi bu araştırmaya ihtiyaç duyulmuştur.

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tedavisi için travmalara odaklanan iki farklı tedavi metodunun (İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR)) etkili olma ölçülerini karşılaştırmaktır.

Araştırmanın Yöntemi 

16 yaşından küçük yaşta çocukluk travması geçiren, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olan yetişkinlerin katıldığı çalışmada uluslararası, çok merkezli ve randomize bir klinik çalışma yürütülmüştür. Katılımcılar, tedavi durumuna göre randomize edilmiştir ve birçok zaman noktasında kör hakemler tarafından değerlendirilmişlerdir. Katılımcılar haftada iki defa olmak üzere 90 dakikalık 12 ImRs veya EMDR seansı almışlardır.

Koordinatörünün tedavinin devamının gerekmediği fikrini desteklediği durumlarda, katılımcıların tedavilerini 12 seanslık tedaviyi tamamlamadan önce bitirmelerine izin verildi. Bu gibi durumlarda, değerlendirmeler orijinal planda bulunan zaman noktalarında ölçülmeye devam edildi. Tüm tedavi seansları ses kaydı veya görüntü kaydı ile kaydedildi. İlk seansın tedavi modeline bir giriş niteliği taşıması istendi ve işleme için travma anılarından bir liste oluşturuldu. ImRs durumunda, katılımcılar daha az olumsuz (travmatik olmayan) bir anı ile yeniden yazma denemesi yaptılar. EMDR durumunda ise zaman sıkışıklığı sebebiyle bir deneme yapılmadı. Sonraki her bir seansta travma işlemesi gerekli kılındı.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci

ImRs için terapistlerin bilişsel davranışçı terapide temel eğitim almaları gerekiyordu ve EMDR için 1. seviye temel eğitime sahip olmak gerekiyordu. Her iki tedavi için de özellikle çocukluk çağı travmasının tedavisine özel olarak yapılan 2 günlük ek eğitim şart koşuldu. Terapistler IREM’e katılan katılımcıları tedavi etmeye başlamadan önce, video kaydı alınan ve bölge koordinatörü tarafından değerlendirilen en az iki deneme vakasında yeterliliklerini göstermek zorundaydılar. Terapistlere RKÇ boyunca devam eden süpervizyonlar, mestektaşları tarafından sağlandı. Tedavi bütünlüğü, üç ülkeden 60 katılımcının görüntülerini kapsayan kayıtların arasından rastgele seçilerek değerlendiriciler tarafından değerlendirildi. Her katılımcı kasedi, değiştirilmiş EMDR Terapi Uygunluk Derecelendirme Ölçeği ile her öğe 0-2 arasında olacak şekilde derecelendirildi. ImRs Uyum ve Yetkinlik Ölçeğinde ise her bir madde 0-4 arasında değerlendirildi. Tatmin edici bağlılık, EMDR için ortalama 1.34, ImRs için ortalama 3.19 derecelendirmeleriyle gösterildi. Hollandalı katılımcılar için tedavi koşullarının derecelendirme puanları istatistiksel olarak birbirinden ayırt edilebilir analiz edildi.

Tramva Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavisi

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci: ImRs Tedavisi

Arntz ve Weertmen tararından geliştirilen ImRs protokolü takip edildi. Bu protokole göre; birinci aşamada hasta, çocuk-benlik perspektifleri, düşünceleri, duyguları ve ihtiyaçlarından gelen bir travma anısını hatırlar. Daha sonra bu hasta, birinin istismarı durdurarak ve çocuğun diğer ihtiyaçlarını önemseyerek müdahalede bulunması gibi farklı bir son hayal etmeleri için yönlendirilir. İlk altı tedavi seansı için terapist görüntüye girer ve müdahale eder. Yedinci seanstan itibaren, hasta görüntünün içine yetişkin benliği olarak girer ve müdahale eder (ikinci aşama). Üçüncü aşamada hasta, olayı çocuk perspektifinden bakarak yetişkin müdahalesiyle birlikte yeniden deneyimler.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Tedavi Süreci: EMDR Tedavisi

Shapiro tarafından geliştirilen sekiz aşamalı EMDR protokolü takip edildi. İşlenecek ilk travmanın genel değerlendirme, hazırlık ve temel bellek bileşenleri (birinci, ikinci ve üçüncü aşamalar) ilk seansa dahil edildi. Üçüncü aşamadan sekizinci aşamaya kadar olan aktif travma işleme aşamaları ikinci seanstan itibaren tekrarlandı. 12. seansta veya hastaların ilerleyişine bağlı olarak daha öncesinde, seansın odak noktası mevcut tetikleyiciler ve gelecekteki olaylarla ilgili beklenti kaygısıydı. Orijinal EMDR protokolünden tek sapma, tedaviler arasındaki kontaminasyonu önlemek için yapılan engelleri kaldırma stratejilerini veya imajinasyonda yeniden yazmayı kısıtlamaktı.

Araştırmanın Sonuçları

ImRs ve EMDR tedavilerinin, çocukluk çağı travmasından kaynaklanan TSSB semptomlarının tedavisinde ve depresyon, disosiyasyon ve travmatik bilişler gibi diğer semptomları azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Düşük çalışmayı bırakma oranları, tedavilerin katılımcılar tarafından iyi tolere edildiğini göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, travma odaklı tedavilerin çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB için kullanımına kanıt niteliği taşımaktadır.

Bu araştırmada travmatik anıların uzun süre hatırlanmasını gerektirmeyen iki tedavi, çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olan yetişkinler için eşit derecede etkili olarak gözlenmiştir.

Çeviri

Dr Öğretim Üyesi Alişan Burak Yaşar

Psk. Kübra Nalçacı

EMDR 2019  Güncellemeleri!

2019’da, EMDR tedavisine güçlü destek sağlayan, dünyanın en önemli psikolojik ve psikiyatri dergilerinden üçündeüç önemli makale yayınlanmıştır.

Bu makalelerden biri olan, dünyanın önde gelen multidisipliner bilim dergisi Nature (OF 43.0)de, Baek ve arkadaşları tarafından yayımlandıÇalışmaları, hayvan denekler üzerinde EMDR’nin etki mekanizmasını ve nöroanatomik yollarını ortaya koyuyor. Yazarlar, bilateral uyarım eklenen müdahale grubunun, kontrol grubuna kıyasla , korku içeren davranışlarda (fobiler) anlamlı ve kalıcı bir azalmaya yol açtığını keşfetmiştir.

Daha ileri EMDR tartışmalarına katkıda bulunan yazarlar, bilateral stimülasyonun superior kollikülüsta ve mediodorsal talamusta nöronal aktiviteyi arttırdığını, böylece amigdalanın bazolateral çekirdeğindeki nöronların uyarılabilirliğini azalttığını bulmuşlardı.

İkinci makale, nörobilimdeki bilimsel literatürün en etkili platformlarından biri olan Neuron’da yayınlandı (IF 14.4). Maddox ve meslektaşları, travmatik belleğin kodlanışını inceledi. Yazarlar ayrıca, rahatsız edici bir deneyimin sinirsel kodlamasını takiben, travmatik hatıraların kalıcılığının altında yatan travmatik hatıraların  yendiden yazımı için etkili bir psikoterapi olarak görülen EMDR’yi detaylıca ele alıp tartışmaktadır.

Üçüncü makale, Nature Publishing Group tarafından yayınlananbilimsel bir dergi olan Moleküler Psikiyatri’de yayınlandı. İmpact faktörü 11.9’dur. İlk kez, Vinkers ve meslektaşları, EMDR’nin, TSSB’li hastalarda, farklı olarak metillenmiş bölgelerde, özellikle Zinc finger Proteini 57’de (ZFP57), epigenetiği modüle edebileceğini gösterdiler. Bu veriler, ZFP57 metilasyonunun, konuşlandırmaya bağlı TSSB’nin gelişmesinde ve başarılı tedavisinde rolü olduğuna dair kanıtlar sunmakta. Bu, TSSB’nin etiyolojisi ve tedavisi ile ilgili genomik bölgelerin tanımlanmasını sağlayan, psikolojik ve biyolojik sistemler arasındaki etkileşimin çözülmesine yönelik önemli bir adım olarak vurgulanmış durumda.

 

Kaynakça:

“Neural circuits underlying a psycho-therapeutic regimen for fear disorders”. Jinhee Baek, Sukchan Lee, Taesup Cho, Seong-Wook Kim, Minsoo Kim, Yongwoo Yoon, Ko Keun Kim, Junweon Byun, Sang Jeong Kim, Jaeseung Jeong & Hee-Sup Shin, Nature 566, 339–343 (2019) doi:10.1038/s41586-019-0931-y.

“Deconstructing the Gestalt: Mechanisms of Fear, Threat, and Trauma Memory Encoding”. Stephanie A. Maddox, Jakob Hartmann, Rachel A. Ross and Kerry J. Ressler, Neuron 102, April 3, 2019, https://doi.org/10.1016/j.neuron.2019.03.017

“Successful treatment of post-traumatic stress disorder reverses DNA methylation marks”. Christiaan H. Vinkers, Elbert Geuze, Sanne J. H. van Rooij, Mitzy Kennis, Remmelt R. Schür, Danny M. Nispeling, Alicia K. Smith, Caroline M. Nievergelt, Monica Uddin, Bart P. F. Rutten, Eric Vermetten, Marco P. Boks, Molecular Psychiatry (2019) doi:10.1038/s41380-019-0549-3

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Nedir?

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi), insan davranışı ve duygularından yararlanarak geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapinin pek çok psikolojik rahatsızlık alanında etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu terapi, ruh sağlığını geliştirmeyi amaçlayarak bireye fayda sağlamayan düşünce, duygu ve benzeri bozulmaların sebeplerine odaklanarak bunları iyileştirmeyi hedefler.

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Temelli Kendine Yardım Kitaplarının Anksiyete Bozukluğu ve Depresyon Tanılı Hastaların Depresif Belirtileri Üzerindeki Etkisi Çalışması

Çalışma, sözel olarak 56. Ulusal Psikiyatri Kongresinde sunulmuştur. Çalışmanın özeti, yakın zamanda Türk Psikiyatri Dergisi ek sayısında yayımlanacaktır. Ayrıca hakemli bir dergide de yayımlanması adına yaptığımız başvuru süreci devam etmektedir.

Çalışmanın Amacı

Bu çalışmada, bilişsel davranışçı terapi kuramları (BT, BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) , ACT, Şema Terapi) ile hazırlanmış kendine yardım psikoterapi kitaplarının depresif semptomlar üzerindeki etkisinin, plasebo psikoloji kitabı ve kitap önerilmeyen kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada ‘Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa’, ‘Hayatı Yeniden Keşfedin’, ‘İyi Hissetmek’ ve ‘Mutluluk Tuzağı’ kitaplarının depresyon ve anksiyete bozukluğu hastalarındaki depresif semptomlar üzerindeki etkilerinin, bilişsel davranışçı terapi müdahaleleri içermediği için placebo kitap olarak seçilen ‘İnsan Olmak’ kitabı ve kitap önerilmeyen olağan tedavi grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kendine yardım deney grubu kitapları önerilen, kitap önerilmeyen ve plasebo kitap önerilen hastalar randomize kontrollü çalışmamızda incelenmiştir.

Çalışmanın Yöntemi

Marmara Üniversitesi Pendik EAH Psikiyatri Polikliniği’ne Temmuz 2019-Şubat 2020 arasında başvuran depresyon veya anksiyete bozukluğu tanılı, en az ilkokul mezunu gönüllü hastalar alınmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastaların tümüne SCID-I yapılmış, depresyon ve anksiyete bozukluğu grubundaki hastalara randomize şekilde kitap önerilerinde bulunulmuştur. Kitap önerilen ve önerilmeyen tüm hastaların rutin poliklinik tedavileri sürmüştür. Çalışmada GAS, WHOQOL, DASS-21, BAÖ, BDÖ ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 110 kişiden 63’ünün ilk ay ölçümleri yapılmıştır. Koronavirüs pandemisi nedeniyle yeni hasta alımı sürdürülememiştir. Kitapların zamanla etkileşimini gözlemlemek için karma-desenli ANOVA uygulanmıştır. Olağan tedavi grubu dışlanarak, deney kitaplarının plasebo kitabıyla karşılaştırılması için ikinci bir ANOVA testi yapılmıştır. Çalışma için Marmara Üniversitesi Etik Kurulundan 09.2019.693 sayılı onay alınmıştır.

Çalışmadan Çıkarılan Bulgular

Karışık desenlerde ANOVA sonucunda Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ’ndeki düşüşün kitaplar arasındaki farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F(5,57)=2.621, p=0.033, ηp2=0.187).  Post-hoc analizlerde zamana göre kitaplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlılık gösteren bir bulguya işaret etmese de, planlı kontrast analizine göre kitapların bütünü ele alındığında depresyon puanlarındaki düşüşün olağan tedavilerde görülen düşüşe göre farklılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t(57)=2.525, p=0.014). Analiz olağan tedavi grubu çıkarılarak tekrarlandığında, benzer sonuçlar placebo kitap grubuna karşı da bulunmuştur (t(48)=2.501, p=0.016). İstatistiksel olarak ise anlamlı farklılıklar bulunmamıştır (F3,40 = 0.227, p = 0.887, ηp2 = 0.017).

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) Yönteminin Etkileri

Çalışmanın Sonucu

Depresyon ve anksiteyete bozukluğu tanıları alan hastalarda, BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) kuramı çerçevesinde hazırlanan, Kabul Kararlılık Terapisi, Bilişsel Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi kendine yardım kitapları; depresif skorları düşürmede, plasebo kitaba ve olağan tedavi grubuna göre anlamlı derecede etkilidir. Kitapların uzun vadeli etkilerini gözlemleyebilmek için ileri araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

page1image44983680

Dr. Alişan Burak Yaşar, Dr. Rümeysa Taşdelen, Psk. Afra Selma Taygar,   Psk. Esra Uludağ, Dr. Erdoğdu Akça, Dr. K. Fatih Yavuz, Dr. Alp Karaosmanoğlu, Dr. Mehmet Hakan Türkçapar

  1. İstanbul Gelişim Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul
  2. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği, İstanbul
  3. Üsküdar Üniversitesi, Klinik Psikoloji Bölümü, İstanbul
  4. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Klinik Psikoloji Bölümü, İstanbul
  5. İstanbul Medipol Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul
  6. Psikonet Psikoterapi ve Eğitim Merkezi, Serbest Hekim, İstanbul
  7. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Ankara

 

 

EMDR Terapisi ve Çocukluk Çağı Travmalarına Etkileri

EMDR Terapisi Nedir?

EMDR terapisi, Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme adıyla anılan güçlü bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapi sayesinde, farklı psikolojik rahatsızlıklara sahip her yaştan pek çok birey başarılı bir şekilde tedavi edilebilmiştir. EMDR terapisi, göz hareketleri ve hafifçe dokunma gibi iki taraflı uyaranları travmatik deneyimin işlenmesini kolaylaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Bilateral dikkat odaklanmasının sonucu olarak ise, travmatik anıyla ilişkili sıkıntı ve canlılıkta azalma görülebilmektedir. EMDR terapisi yalnızca psikolojik rahatsızlığın getirdiği semptomları ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte yeni bir bakış açısı, pozitif duygular ve inançlar, düşünceler kazandırarak bireyin kişisel gelişimine katkıda bulunur.

EMDR terapisi, Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme adıyla anılan güçlü bir psikoterapi yöntemidir.

Cambridge University Press tarafından yapılan İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapilerinin çocukluk çağı travmalarının tedavilerinde etkililiği çalışması Royal College of Psychiatrists adına yayınlanmıştır. Çalışmada, Shapiro tarafından geliştirilen sekiz aşamalı EMDR terapisi protokolü takip edilmiştir. Orijinal EMDR terapisi protokolünden tek sapma, tedaviler arasındaki kontaminasyonu önlemek için yapılan engelleri kaldırma stratejilerini veya imajinasyonda yeniden yazmayı kısıtlamak olmuştur.

Bu randomize kontrollü çalışma (RKÇ), çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB tedavisinde kullanılan ImRs ve EMDR terapisi tekniklerini direkt olarak karşılaştırma çalışmalarının yetersizliği üzerine tasarlanmıştır.

Çalışmanın Arka Planı

Çocukluk deneyimlerinden dolayı travma sonrası stres bozukluğu olan yetişkinleri (Ch-PTSD) etkili bir şekilde tedavi eden ve hastalar tarafından iyi tolere edilen tedavilerin araştırılması, bu popülasyon için sonuçların iyileştirilmesi açısından gereklidir.

Çalışmanın Amaçları

Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB’nin tedavisi için iki farklı travma odaklı tedavinin etkililiğini karşılaştırmaktır: İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR).

Çalışmanın Yöntemi

16 yaşından önce çocukluk travması geçiren, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB’si olan yetişkinleri kattığımız çalışmamızda uluslararası, çok merkezli, randomize bir klinik çalışma yürüttük. Katılımcıların randomize edilmesi tedavi öncesi değerlendirilmesinde blok randomizasyon (blok sayısı randomize olmak üzere blok başına iki, dört ve altı kişi) kullanılarak yapıldı. Randomizasyon her bir test yeri için cinsiyet dağılımı kontrol edilerek yapıldı. Katılımcılar, tedavi durumuna göre randomize edildi ve birçok zaman noktasında kör hakemler tarafından değerlendirildiler. Katılımcılar haftada iki defa olmak üzere 90 dakikalık 12 ImRs veya EMDR seansı aldılar.

Çalışma Bulguları

Toplam 155 katılımcı tedavi sonu analizine dahil edildi. Çalışmadan çıkma oranları %7,7 ile düşüktü. Tekrarlanan ölçümlerin genelleştirilmiş bir doğrusal karma modeli, gözlemlenen travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomlarının tedavi sonrası 8 haftalık değerlendirmede hem ImRs (d = 1.72) hem de EMDR terapisi (d = 1.73) için önemli ölçüde azaldığını gösterdi. İkincil sonuç ölçümleri ve TSSB semptomları öz değerlendirme ölçümleriyle de benzer sonuçlar görüldü. İki tedavi arasında tedavi sonrası ve takip değerlendirmelerinde yapılan herhangi bir standardize testte anlamlı bir fark görülmedi.

Çalışmanın Sonuçları

ImRs ve EMDR terapisi tedavilerinin çocukluk çağı travmasından kaynaklanan TSSB semptomlarının tedavisinde ve depresyon, disosiyasyon ve travmatik bilişler gibi diğer semptomları azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Düşük çalışmayı bırakma oranları, tedavilerin katılımcılar tarafından iyi tolere edildiğini göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, travma odaklı tedavilerin çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB için kullanımına kanıt niteliği taşımaktadır.

 

Çocukluk Çağı Travmalarına Yönelik Yeni Bir Araştırmanın Sonuçları

Dün Jama Network’te karşılaştığımve birkaç ay önce alandaki önemli dergilerden The British Journal of Psychiatry’de yayınlanan bir makaleve savunduğu hipotez nedeni ile heyecanlanıp ilgi duyanlar için paylaşmak istedim.  Çocukluk çağı travmaları olan hastalara yaklaşım için önemli bir araştırma olduğunu düşünüyorum.

“TSSB tedavisi için Çocukluk Çağı Travmalarının ayrıntılarını  ile detaylı bir şekilde temas etmek şart değildir” başlığını taşıyan JAMA’daki bilgilendirme “Çocukluk travması sonrası travma sonrası stres bozukluğu olan yetişkinler için tedavi olarak Imagery rescripting ve EMDR: randomize klinik çalışma” makalesi hakkında.

 

EMDR 8 aşamalı bir protokolle, adaptif bilgi işlemleme teorisi üzerine kurulmuş ve bilateral uyarımı kullanan bir psikoterapi. İmajinasyonda yeniden yazma tekniğinde ise tanımlı bir protokol halinde hayali olarak olayın süreci ve sonucu ile ilgili hastanın temel ihtiyaçlarına yönelik alternatif olumlu bir sonlanımla çalışılır.

 

Bu randomize kontrollü araştırmada travmatik anıların uzun süre hatırlanmasını gerektirmeyen iki tedavi, çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olan yetişkinler için eşit derecede etkili olarak gözlenmiş.

.

 

Bu çalışma da daha önceki çalışmalara benzer şekilde, TSSB olgularında travma odaklı yaklaşımların önemini vurguluyor diye düşünüyorum. Hem metadoloji, hem araştırma ekibi hem de yayınlandığı dergi açısından araştırma sonuçları dikkate değer diyebiliriz. İmajinasyonda Yeniden Yazma Tekniği, Şema Terapide özellikle tanımlanmış bir teknik olmakla birlikte, Bilişsel Davranışçı Terapi ve EMDR terapisi gibi pek çok yaklaşımda aktif olarak kullanılan protokollerle çok benzerlik gösteriyor. Bu yaklaşım ile hastalar, travmalarından duygusal ihtiyaçlarıyla daha yakından uyumlu farklı bir sonuç hayal ederler Çalışmanın ortalama yaşı 39 olan 155 katılımcısına, rastgele haftada iki kez görüntüleri yeniden yazma (ImR) veya göz hareketi ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) olmak üzere doksan dakikalık 12 seans uygulanmış. Her iki tedavi de 8 hafta sonra TSSB semptomlarını, depresyon, utanç, suçluluk ve düşmanlığı önemli ölçüde azaltmış. İyileşimin 1 yıl sürdüğü gösterilmiş. İyileşmenin, tedavi bittikten sonra sürmesi de çok önemli diye düşünüyorum. Halen psikoterapi araştırmalarında uygulama ile ilgili karıştırıcı pek çok faktörün dışlanabileceği daha berrak pek çok araştırmaya ihtiyaç var elbette…

Fakat EMDR ile ilgili bilateral uyarım ve tetikleyici birlikteliğinin travmatik stres belirtilerindeki azalmasını gösteren fare araştırmasının ardından bu çalışma da travmaya daha az maruz kalarak uygulanan tedavilerin hem kısa hem uzun vadeli etkilerle ilgili önemli bir bilgi veriyor diye düşünüyorum. Tabi çalışmanın önemli bir farklılığı aslında Şema Terapi yaklaşımının da EMDR ile benzer şekilde etkilerini göstermiş olması diye düşünüyorum.

Psikanaliz ve İnsanlık

Psikanaliz bugünkü psikoloji ve psikiyatri biliminin kuruluşunda çok kritik bir mihenk taşıdır. Bugün bir tıkla taradığımız binlerce kitap ve makaleye erişim konforundan uzak yıllarda Psikanalizin Keşfi diyebileceğimiz Düşlerin Yorumu kitabı ve devamındaki kuramsal ve uygulamalı çalışmaları ile Freud tartışmasız bir devrim ortaya koymuştur. Aslında kitabın yazımından önce Freud’un da esinlendiğini saklamadığı pek çok edebiyatçı bilinç dışı ve bilinç işlevleri hakkında çok sayıda yazı kaleme almıştı fakat bugün de aynı öneme sahip şekilde Freud tüm bunları bilimsel ve akademik bir çalışma ile yan yana getirmiş ve Psikanalizin Kuramını bir kuram olarak ortaya koymuştur. Nitekim düşlerin yorumu kitabının referans bölümünde onlarca referans paylaşmıştır.

  1. yüzyılın çok önemli düşünürlerinden biri olan Freud’un devrimsel niteliğindeki katkısı insan zihnini araştırmak için yeni bir yol sunmasıydı. Bugün psikanalize bir rakip olarak ortaya çıkan ve üzerinde sayısız araştırma yapılan diğer psikoterapi alanlarından Bilişsel Davranışçı Terapinin Kurucusu A. Beck ve …. De psikanaliz eğitimi almışlardı. Bugün ruhsal bozukluklarda psikanaliz dışında pek çok yaklaşım olsa da her birinde psikanalizin izlerini görmek mümkündür. Hatta popüler kültür ve halk arasında da psikanaliz terimleri o kadar içselleştirilmiştir ki bilinçaltı bilinç dışı ego gibi terimleri sıklıkla günlük hayatta kullanılırken görürüz. Aslında halk arasında yanlış şekilde kullanılıyor olsa da hem psikanalizin dışındaki psikoterapi yöntemlerinde hem de toplumsal dilde psikanaliz yerleşmiştir ve kültürel bir değere de kavuşmuştur diyebiliriz. …. Açıklamadan önce de elma yere düşüyordu ve yer çekimi vardı. Ama … açıkladıktan sonra insanlar bunu daha iyi kavradı ve bilimsel olarak kullanabilir oldu. Freud’un kuramının göstergeleri de günlük hayatta sürekli gözümüzün önündedir. Psikanalizin günlük hayattaki karşımıza çıkan yerlerine değinmeden Freud’un kendi ağzından bu devrimi nasıl tanıttığını alıntılamak istiyorum.

 

Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Freud

Sigmund Freud’un (1856–1939) dört ayrı eserinden alınan aşağıdaki bölümler bu büyük Viyanalı psikoloğun insanın doğası ve kaderi kavramları konusundaki belli başlı görüşlerini ortaya koymaktadır. Bu dört eser Psikanalizin Zorluklarından Biri (1917), Psikanalist için yeni Giriş Dersleri (1933), “Sınırlandırılabilenin ve Sınırlandırılamayanın Analizi” (1937) ve Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’dır (1930).

(…) İnsanın genel narsisizminin, insanlığın kendine duyduğu sevginin, bugüne kadar üç defa bilimin araştırmalarıyla nasıl yaralandığını tarif edeceğim.

İkametgâhı olan dünya hakkındaki merakı ilk defa harekete geçtiğinde, insan bu mekânın evrenin merkezi olduğuna, güneşin, ayın ve gezegenlerin etrafında döndüğüne inandı. Bu inanışıyla naif biçimde kendi duyusal algılarının emirlerini dinlemiş oluyordu çünkü dünyanın hareket ettiğini hissetmiyordu ve görüşünün engellenmediği her durumda kendini bir dairenin merkezinde buluyordu, tüm dünya da etrafındaydı. Yeryüzündeki merkezi konumu onun için evrendeki egemenliğinin bir işaretiydi ve kendini dünyanın efendisi sayma eğilimine de pek güzel uyuyordu.

Bu narsisist yanılsamayı yok eden On Altıncı yüzyılda Kopernik ve onun eserleri olmuştu. (…) Bu çalışmalar genel olarak kabul gördüğünde insanlığın kendine duyduğu sevgi ilk darbeyi almış oldu; kozmolojik darbe.

Kültür yolundaki gelişmeler sırasında insan hayvanlar krallığındaki diğer yaratıklar üzerinde hâkim bir konum elde etmişti. Ancak bu üstünlük ile yetinmeyerek kendi doğası ile onların doğası arasında bir uçurum yaratmaya başladı. Onlarda akıl olduğunu inkâr etti, kendine ölümsüz bir ruh isnat etti ve kendisi ile hayvanlar krallığı arasındaki kan bağını yok edecek ilahi bir türeyiş iddiasında bulundu.

Hepimiz biliyoruz ki yarım yüzyıldan biraz daha fazla zaman önce Charles Darwin’in, işbirlikçilerinin ve seleflerinin araştırmaları sayesinde insanın bu tahmini sona erdirildi. İnsan, hayvanlardan farklı veya onlardan üstün değildi: kendisi de bir hayvan ırkından geliyordu ve bu ırkın bazılarıyla daha yakın, bazılarıyla daha uzak ilişkilere sahipti. Sonradan geliştirdiği çoğalma, hem fiziksel yapısındaki hem de zihinsel yaratılışındaki benzerlik delillerini silememişti. Bu insan narsisizmine vurulan ikinci ve biyolojik darbeydi.

Psikolojik olan üçüncü darbe muhtemelen en yaralayıcısıydı.

Dış dünyayla olan ilişkilerinde mütevazı olsa da insan kendi ruhunda kendini üstün hisseder. İnsan, egosunun merkezinde bir yerlerde kendi dürtülerini ve eylemlerini izlemek ve talepleriyle uyup uymadıklarına bakmak için bir gözleme organı geliştirmiştir. Uyumlu değillerse dürtüler kesin biçimde yasaklanır ve gemlenir. Kendi içsel algısı, bilinci, egoya zihnin çalışmasındaki tüm önemli olaylarla ilgili haberleri getirir ve bu raporlarla harekete geçen irade egonun emirlerini yerine getirir ve bağımsız biçimde kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan eğilimleri değiştirir. (…)

Ama (psikanaliz tarafından gerçekleştirilen) iki keşif – cinsel içgüdülerin yaşamlarının tamamen gemlenemeyeceği ve zihinsel süreçlerin aslında bilinçsiz olduğu ve egoya sadece eksik ve güvenilmez algılar aracılığıyla eriştiği ve böylece egonun kontrolü altına girdiği – egonun kendi evinin hâkimi olmadığını ortaya koydu. Bu iki keşif insanın kendisine duyduğu sevgiye üçüncü bir yara açtı, ben buna psikolojik darbe diyorum. Egonun psikanalizi sevmemesine ve ona inanmamakta ısrar etmesine şaşmamak gerek.

* Sigmund Freud, Toplu Makaleler, çeviren Joan Riviere, cilt IV, s. 350-352, 355. The Hogarth Press Ltd.

 

Pandemi Döneminde EMDR

EMDR Terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere pek çok durum ve sendrom için etkili olduğu kanıtlanmış bir psikoterapi yöntemidir. Özellikle travma ile çalışırken sıklıkla travmatik olayın kendisi kadar, travmadan sonra diğer insanların tutum ve davranışlarının da insanları etkilediğini görmekteyiz. Psikoterapide EMDR ile yoğunlaştığımız travmalar hastalığın kendisi ve kaygılarından çok ilginçtir ki hastalıktan sonra diğer insanların tepkileri ve tutumları olabiliyor. Depresyon, Panik Bozukluğu, Sosyal Fobi ve diğer Psikiyatrik Hastalıklar ile psikolojik problemlerle daha az karşılaşabilmek için olmazsa olmaz ve akıldan çıkarılmaması gereken şey, toplumsal damgalama ve ötekileştirmenin azaltılması için yapılacak uygulamalar en az psikoterapi araştırmaları ve uygulamalar kadar önemli olduğudur.

Pandemi Döneminde Dokunmak ve Sinir Sistemimiz

Posta Gazetesi Röportajımdan:

PSİKİYATRİK PANDEMİ BEKLENİYOR

Bu kadar risk varken insanlar neden bir galibiyet kutlamak adına bir araya geliyorlar? Anlayamıyorum ben bunu…

Ritüellerin evrilmesi zaman ister. Kültür ve güvenlik harmanından nasıl bir çözüm gelişecek hep beraber göreceğiz. Doğu ve Batı’nın kültürel yapılarında önemli farklılıklar var. Avrupa kültürü bireyselleşmeyi ön planda tutarken, Doğu toplumları kolektif yaşam üzerine kurulmuştur. Daha güvenlikli alanlar, daha az temaslı yaşantılar hem kolektif yaşamı, hem büyük aileleri, hem de bireyselliği değiştirecek.

Dünya genelinde boşanma talepleri arttı. Neden?

Pek çok insan ilk kez ev ahalisi ile bu kadar yoğun zaman geçirdi. Durumun travmatik etkisinin ve stresin neden olduğu tahammülsüzlük ve öfke, buz dağının yalnızca görünen yüzü. Bu duyguların ev içinde beklenmedik krizlere neden olabileceğini ve kritik kararlara neden olabileceğini öngörüyorduk. Ama farklı olarak pek çok çiftte de tam tersi bir durum oluştu. Birbirilerini daha iyi tanıdılar ve doyumlu bir hayatı birlikte kurgulayabilmek için iyi bir fırsat yakaladılar. 

Bebekken sevgi ve teması eşitliyoruz. Büyüyünce değişiyor mu bu?

Temas, insan için hem psikolojik hem de fiziksel bir ihtiyaç. Memeli canlıların tümünde olduğu gibi bizim de sinir sistemimiz diğerleri ile birlikte olmaya adapte olmuş durumda. Sinir sistemimiz bilir ki; diğeri olmazsa ben de hayatta kalamam. Yani ‘bağlanma’ya muhtacız. İzleme, ağlama, gülümseme, yapışma, beslenme dışı emme gibi pek çok davranış bebeğin bağlanmasına aracılık eder. Bunların biraz değişmiş hallerini erişkin yaşamımızda sürdürüyoruz. Hele stresli dönemlerde erken dönemlerin bağlanma paternlerine çok hızlı dönüş gösteririz.

FİZİKİ YAKINLAŞMALARA KONULAN MECBURİ KISITLAMALAR BİZİ ÖRSELEYEBİLİR

Bebek neden sevgiyle teması birleştiriyor?

Bebeklerde henüz beyindeki konuşma ve görme merkezleri son olgunluğuna ulaşmadığı için yenidoğan, annesinin sıcaklığı ve dokunuşu ile ‘ruhsal termostat’ını ayarlar. Annesi (veya yerine geçen bakımveren) ona dokundukça bebek güvende hisseder. Bizler hem psikolojik hem de fiziki olarak dokunmaya göre organize olmuş sinir sistemlerine sahibiz. Özellikle pandemi döneminde fiziki yakınlaşmalara konulan mecburi kısıtlamalarla biraz örselenebiliriz. Bunlar sinir sistemimizi yorabilir. Ancak bunlar bugün için gerekli…

Günde yaklaşık üç bin kez yüzümüze dokunuyoruz. Bunu neden yapıyoruz?

Kendine dokunmak, bir çeşit dengeleme arayışıdır. Kendi bedenimizle temas kurmak, bir başkasıyla temasta kalmak kadar önemlidir. Şöyle anlatayım: Dış dünyada bir tehlike hissettiğimizde ya koşarak kaçarız ya donakalırız ya da onunla savaşırız. Ama içsel tehlikelerleden koşarak kaçamayız, onlarla da savaşamayız. İçsel ‘sahte düşman’ı tanımak daha zordur.

Zihnimizden ve ürettiği kontrolsüz düşüncelerden bahsediyorsunuz sanırım…

Evet. Özellikle stres altındayken, düşünceler ve duygular bizi o kadar etkiler ki tüm dikkatimiz onlara yönelir. İçeride bir tehdit vardır ve ‘tüm kameralar’ düşüncelerimize yönelir.

Oysa ki düşünceler yalnızca bir düşüncedir…

Aynen öyle. Ve hiçbir düşünce yüzde 100 doğru olamaz. Dolayısı ile onlara mutlak doğrularmış gibi inanmaktansa onların yalnızca gelip geçen bir düşünce olduğunu fark edebilmek için zaman zaman ‘kameraları’ beş duyu organımıza ve bedenimize yönlendirmek gerekir. Bu nedenle bedenimizi hissetmek, onunla temas halinde olmak çok önemlidir. Özellikle stres altındayken bu yüzden ellerimizi yüzümüze götürürüz.

El sıkışmaktan, cinselliğe kadar başkaları ile fiziki etkileşimimiz, bizim “Ben de varım” mesajımız, değil mi?

Evet. Fiziki teması tamamen kesmek çok uzun süre sürdürülebilir değil. Bilim insanlarının önerdiği önlemleri almalı ve “Diğerleriyle temas güvenli değil” yerine, “Diğerleriyle çeşitli önlemler alarak güvenli bir şekilde temas kurabilirim” demeliyiz.

CİNSELLİK ÖNCESİ VE SONRASI TEMİZLİK HER ZAMANKİNDEN ÖNEMLİ

1990’larda HIV/AIDS krizinin yarattığı benzer bir durum söz konusu. En azından yakın gelecek için çok eşliliğin sonuna gelmiş olabilir miyiz?

HIV/AIDS krizine benzer bir korku dönemi yaşadığımız doğru. Buna rağmen bugün bilim, o günlere göre ileride. Virüsle ilgili bilgilerimiz çok daha iyi. Evet, hâlâ damgalama ve ötekileştirme yüksek. Sağlık çalışanları veya virüsü atlatanlar en az virüsle olduğu kadar toplumun bakışı ile de savaşmak zorunda kalıyorlar. Ama yine de AIDS/HIV krizi, bize damgalama ile savaşta çok şey öğretti. Çok eşliliğin sonuna geldiysek, bütün toplu organizasyonların, toplantıların, tüm maçların da sonuna gelmiş olmamız gerekir. Ama elbette bazı şeyler değişecek.

Ne gibi?

Her kriz kendi çözümlerini barındırır. Covid-19 cinsel olarak bulaşan bir virüs değil, henüz meni veya vajinal sıvıda gösterilemedi ancak gerekli önlemleri de almak gerekiyor. Cinsel Eğitim,Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) önerileri dikkate alınmalı.

Nedir bu öneriler?

Özetle şöyle: Size ‘yakın’ insanlarla cinsellik yaşayın. Cinsel ilişki sırasında dikkatli olun. Öpüşme yoluyla Covid-19 kolayca bulaşır. Yakın çevreniz dışından birini öpmekten kaçının. Prezervatifler ve oral bariyerler teması azaltır, önemlidir. Seks öncesi ve sonrası temizlik her zamankinden daha önemli. Siz veya partneriniz

Covid-19’a sahipse, cinsel ilişkiden ve özellikle öpüşmekten kaçının.

Duygusal derinlik ve bağlanma sorunu yaşayanlar ya da gecelik ilişkileri, dating app’leri tercih edenler bu yeni döneme nasıl adapte olmalı?

Duygusal derinlik ve bağlanma sorunu yaşayanlar, tıkınırcasına yeme ataklarına, riskli sporlara ya da yoğun alkol/madde kullanımına yönelebilir. Bu risk her zaman var. Kısa vadede bu tür esas ihtiyacı ‘sessize alma’ hali, uzun vadede depresyona neden olabiliyor. Terapide bu tip ihtiyaçları sık sık görüyoruz. Psikoterapi tam da bu konuda doyumlu hayat yaşayabilmeyi hedefleyen bir çalışma. Depresyon ortaya çıkmadan da ‘sessize alma’ ihtiyacını ortadan kaldıracak çeşitli becerileri geliştirmeyi hedefliyor.

YARGILAMA, DAMGALAMA, YARDIM ET

 Türkiye’de 4. ayına girdiğimiz pandemi, ülkede ne tür psikolojik rahatsızlıkların artmasına sebep oldu?

Covid-19 pandemisinden hemen sonra bir psikiyatrik pandemi bekleniyor. Hem karantina, hem kayıplarımız, hem de yoğun belirsizlik ve korku, toplumda Travma Sonrası Stres Bozukluğu Sendromu başta olmak üzere birçok rahatsızlığı tetikleyecek. Uyku bozuklukları, panik bozukluk, depresif şikayetler ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu gibi… Malesef bu sürecin devamında bu konuda dikkatli olmalı, psikolojik dayanıklılığımızı artırmalı ve tedaviye ihtiyacı olan sevdiklerimizi bir an önce yargılamadan ve damgalamadan doğru şekilde yönlendirmeliyiz.  

Link: https://www.posta.com.tr/yazarlar/isil-cinmen/neden-dokunmaya-ihtiyacimiz-var-2262558