Belki bu atasözü, beynimizin en eski yanılgısını saklıyor.
Verdiğimiz bir kararın “doğruluğunu” yıllar sonra sonucuna bakarak değerlendiririz. Sonuç kötüyse “yanlış karar verdim” deriz. Oysa karar, verildiği andaki bilgilerle yapılmıştı.
Bir ilişkiyi niye tercih ettim birisine niye oy vermişim ya da o iş yerinden niye ayrıldım ya da oraya niye başladım….
Bu, literatürde iki kavramla tanımlanır: sonuç yanlılığı ve ardgörü yanılgısı. 122 çalışmalık meta-analiz gösteriyor ki bu çarpıtmadan profesyoneller bile korunamıyor (Roese & Vohs, 2012). Aynı kararı verip aynı niyetle hareket eden iki kişiden sonuç kötü çıkanı, “daha ihmalkâr” sayılıyor (Kneer & Skoczeń, 2021).
Peki tüm pişmanlıklar haksız mı? Hayır — bir istisna var. ACT ve MKT literatürü, “yaşantısal kaçınma” denen bir kategori tanımlar: zor bir duyguyu hissetmemek için verilen kararlar. Bunlar değerlerden uzaklaştırır, yaşam alanını daraltır. ACT’nin 39 RKÇ’den oluşan meta-analizinde (N=1.821), değer odaklı eylem psikolojik sıkıntıyı belirgin azaltıyor — g = 0,57 (A-Tjak ve ark., 2014).
Karar verdiğin bir an için iki soru: (1) “O an sahip olduğum bilgiyle, değerlerime uygun davrandım mı?” Evetse, pişmanlık yargı değil, üzüntüdür. (2) “Bu kararı, zor bir duyguyu hissetmemek için mi verdim?” Evetse, pişmanlık gerçek bir sinyaldir.
Önemli olan “doğru olanı yaptım” diyebilmek değildir. Doğruyu o an tam olarak bilebileceğimizi varsaymak zaten bir yanılgı. Asıl olan: “O an sahip olduğum bilgiyle, o anki beynimle, elimden gelenin en iyisini yapabildim.”
İyi biterse mutlu olunur, kötü biterse üzülünür. Ama kaçınma için verilmemiş, değere uygun bir karar — sonucundan bağımsız — geriye bakıldığında yaşanmış sayılır. Gerçek yaşamak budur.