Etiket arşivi: terapi

EMDR Terapisi ve Çocukluk Çağı Travmalarına Etkileri

EMDR Terapisi Nedir?

EMDR terapisi, Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme adıyla anılan güçlü bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapi sayesinde, farklı psikolojik rahatsızlıklara sahip her yaştan pek çok birey başarılı bir şekilde tedavi edilebilmiştir. EMDR terapisi, göz hareketleri ve hafifçe dokunma gibi iki taraflı uyaranları travmatik deneyimin işlenmesini kolaylaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Bilateral dikkat odaklanmasının sonucu olarak ise, travmatik anıyla ilişkili sıkıntı ve canlılıkta azalma görülebilmektedir. EMDR terapisi yalnızca psikolojik rahatsızlığın getirdiği semptomları ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte yeni bir bakış açısı, pozitif duygular ve inançlar, düşünceler kazandırarak bireyin kişisel gelişimine katkıda bulunur.

EMDR terapisi, Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme adıyla anılan güçlü bir psikoterapi yöntemidir.

Cambridge University Press tarafından yapılan İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapilerinin çocukluk çağı travmalarının tedavilerinde etkililiği çalışması Royal College of Psychiatrists adına yayınlanmıştır. Çalışmada, Shapiro tarafından geliştirilen sekiz aşamalı EMDR terapisi protokolü takip edilmiştir. Orijinal EMDR terapisi protokolünden tek sapma, tedaviler arasındaki kontaminasyonu önlemek için yapılan engelleri kaldırma stratejilerini veya imajinasyonda yeniden yazmayı kısıtlamak olmuştur.

Bu randomize kontrollü çalışma (RKÇ), çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB tedavisinde kullanılan ImRs ve EMDR terapisi tekniklerini direkt olarak karşılaştırma çalışmalarının yetersizliği üzerine tasarlanmıştır.

Çalışmanın Arka Planı

Çocukluk deneyimlerinden dolayı travma sonrası stres bozukluğu olan yetişkinleri (Ch-PTSD) etkili bir şekilde tedavi eden ve hastalar tarafından iyi tolere edilen tedavilerin araştırılması, bu popülasyon için sonuçların iyileştirilmesi açısından gereklidir.

Çalışmanın Amaçları

Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB’nin tedavisi için iki farklı travma odaklı tedavinin etkililiğini karşılaştırmaktır: İmajinasyonda Yeniden Yazma (ImRs) ve Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR).

Çalışmanın Yöntemi

16 yaşından önce çocukluk travması geçiren, çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB’si olan yetişkinleri kattığımız çalışmamızda uluslararası, çok merkezli, randomize bir klinik çalışma yürüttük. Katılımcıların randomize edilmesi tedavi öncesi değerlendirilmesinde blok randomizasyon (blok sayısı randomize olmak üzere blok başına iki, dört ve altı kişi) kullanılarak yapıldı. Randomizasyon her bir test yeri için cinsiyet dağılımı kontrol edilerek yapıldı. Katılımcılar, tedavi durumuna göre randomize edildi ve birçok zaman noktasında kör hakemler tarafından değerlendirildiler. Katılımcılar haftada iki defa olmak üzere 90 dakikalık 12 ImRs veya EMDR seansı aldılar.

Çalışma Bulguları

Toplam 155 katılımcı tedavi sonu analizine dahil edildi. Çalışmadan çıkma oranları %7,7 ile düşüktü. Tekrarlanan ölçümlerin genelleştirilmiş bir doğrusal karma modeli, gözlemlenen travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomlarının tedavi sonrası 8 haftalık değerlendirmede hem ImRs (d = 1.72) hem de EMDR terapisi (d = 1.73) için önemli ölçüde azaldığını gösterdi. İkincil sonuç ölçümleri ve TSSB semptomları öz değerlendirme ölçümleriyle de benzer sonuçlar görüldü. İki tedavi arasında tedavi sonrası ve takip değerlendirmelerinde yapılan herhangi bir standardize testte anlamlı bir fark görülmedi.

Çalışmanın Sonuçları

ImRs ve EMDR terapisi tedavilerinin çocukluk çağı travmasından kaynaklanan TSSB semptomlarının tedavisinde ve depresyon, disosiyasyon ve travmatik bilişler gibi diğer semptomları azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Düşük çalışmayı bırakma oranları, tedavilerin katılımcılar tarafından iyi tolere edildiğini göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, travma odaklı tedavilerin çocukluk çağı travmalarıyla ilişkili TSSB için kullanımına kanıt niteliği taşımaktadır.

 

Psikanaliz ve İnsanlık

Psikanaliz bugünkü psikoloji ve psikiyatri biliminin kuruluşunda çok kritik bir mihenk taşıdır. Bugün bir tıkla taradığımız binlerce kitap ve makaleye erişim konforundan uzak yıllarda Psikanalizin Keşfi diyebileceğimiz Düşlerin Yorumu kitabı ve devamındaki kuramsal ve uygulamalı çalışmaları ile Freud tartışmasız bir devrim ortaya koymuştur. Aslında kitabın yazımından önce Freud’un da esinlendiğini saklamadığı pek çok edebiyatçı bilinç dışı ve bilinç işlevleri hakkında çok sayıda yazı kaleme almıştı fakat bugün de aynı öneme sahip şekilde Freud tüm bunları bilimsel ve akademik bir çalışma ile yan yana getirmiş ve Psikanalizin Kuramını bir kuram olarak ortaya koymuştur. Nitekim düşlerin yorumu kitabının referans bölümünde onlarca referans paylaşmıştır.

  1. yüzyılın çok önemli düşünürlerinden biri olan Freud’un devrimsel niteliğindeki katkısı insan zihnini araştırmak için yeni bir yol sunmasıydı. Bugün psikanalize bir rakip olarak ortaya çıkan ve üzerinde sayısız araştırma yapılan diğer psikoterapi alanlarından Bilişsel Davranışçı Terapinin Kurucusu A. Beck ve …. De psikanaliz eğitimi almışlardı. Bugün ruhsal bozukluklarda psikanaliz dışında pek çok yaklaşım olsa da her birinde psikanalizin izlerini görmek mümkündür. Hatta popüler kültür ve halk arasında da psikanaliz terimleri o kadar içselleştirilmiştir ki bilinçaltı bilinç dışı ego gibi terimleri sıklıkla günlük hayatta kullanılırken görürüz. Aslında halk arasında yanlış şekilde kullanılıyor olsa da hem psikanalizin dışındaki psikoterapi yöntemlerinde hem de toplumsal dilde psikanaliz yerleşmiştir ve kültürel bir değere de kavuşmuştur diyebiliriz. …. Açıklamadan önce de elma yere düşüyordu ve yer çekimi vardı. Ama … açıkladıktan sonra insanlar bunu daha iyi kavradı ve bilimsel olarak kullanabilir oldu. Freud’un kuramının göstergeleri de günlük hayatta sürekli gözümüzün önündedir. Psikanalizin günlük hayattaki karşımıza çıkan yerlerine değinmeden Freud’un kendi ağzından bu devrimi nasıl tanıttığını alıntılamak istiyorum.

 

Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Freud

Sigmund Freud’un (1856–1939) dört ayrı eserinden alınan aşağıdaki bölümler bu büyük Viyanalı psikoloğun insanın doğası ve kaderi kavramları konusundaki belli başlı görüşlerini ortaya koymaktadır. Bu dört eser Psikanalizin Zorluklarından Biri (1917), Psikanalist için yeni Giriş Dersleri (1933), “Sınırlandırılabilenin ve Sınırlandırılamayanın Analizi” (1937) ve Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’dır (1930).

(…) İnsanın genel narsisizminin, insanlığın kendine duyduğu sevginin, bugüne kadar üç defa bilimin araştırmalarıyla nasıl yaralandığını tarif edeceğim.

İkametgâhı olan dünya hakkındaki merakı ilk defa harekete geçtiğinde, insan bu mekânın evrenin merkezi olduğuna, güneşin, ayın ve gezegenlerin etrafında döndüğüne inandı. Bu inanışıyla naif biçimde kendi duyusal algılarının emirlerini dinlemiş oluyordu çünkü dünyanın hareket ettiğini hissetmiyordu ve görüşünün engellenmediği her durumda kendini bir dairenin merkezinde buluyordu, tüm dünya da etrafındaydı. Yeryüzündeki merkezi konumu onun için evrendeki egemenliğinin bir işaretiydi ve kendini dünyanın efendisi sayma eğilimine de pek güzel uyuyordu.

Bu narsisist yanılsamayı yok eden On Altıncı yüzyılda Kopernik ve onun eserleri olmuştu. (…) Bu çalışmalar genel olarak kabul gördüğünde insanlığın kendine duyduğu sevgi ilk darbeyi almış oldu; kozmolojik darbe.

Kültür yolundaki gelişmeler sırasında insan hayvanlar krallığındaki diğer yaratıklar üzerinde hâkim bir konum elde etmişti. Ancak bu üstünlük ile yetinmeyerek kendi doğası ile onların doğası arasında bir uçurum yaratmaya başladı. Onlarda akıl olduğunu inkâr etti, kendine ölümsüz bir ruh isnat etti ve kendisi ile hayvanlar krallığı arasındaki kan bağını yok edecek ilahi bir türeyiş iddiasında bulundu.

Hepimiz biliyoruz ki yarım yüzyıldan biraz daha fazla zaman önce Charles Darwin’in, işbirlikçilerinin ve seleflerinin araştırmaları sayesinde insanın bu tahmini sona erdirildi. İnsan, hayvanlardan farklı veya onlardan üstün değildi: kendisi de bir hayvan ırkından geliyordu ve bu ırkın bazılarıyla daha yakın, bazılarıyla daha uzak ilişkilere sahipti. Sonradan geliştirdiği çoğalma, hem fiziksel yapısındaki hem de zihinsel yaratılışındaki benzerlik delillerini silememişti. Bu insan narsisizmine vurulan ikinci ve biyolojik darbeydi.

Psikolojik olan üçüncü darbe muhtemelen en yaralayıcısıydı.

Dış dünyayla olan ilişkilerinde mütevazı olsa da insan kendi ruhunda kendini üstün hisseder. İnsan, egosunun merkezinde bir yerlerde kendi dürtülerini ve eylemlerini izlemek ve talepleriyle uyup uymadıklarına bakmak için bir gözleme organı geliştirmiştir. Uyumlu değillerse dürtüler kesin biçimde yasaklanır ve gemlenir. Kendi içsel algısı, bilinci, egoya zihnin çalışmasındaki tüm önemli olaylarla ilgili haberleri getirir ve bu raporlarla harekete geçen irade egonun emirlerini yerine getirir ve bağımsız biçimde kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan eğilimleri değiştirir. (…)

Ama (psikanaliz tarafından gerçekleştirilen) iki keşif – cinsel içgüdülerin yaşamlarının tamamen gemlenemeyeceği ve zihinsel süreçlerin aslında bilinçsiz olduğu ve egoya sadece eksik ve güvenilmez algılar aracılığıyla eriştiği ve böylece egonun kontrolü altına girdiği – egonun kendi evinin hâkimi olmadığını ortaya koydu. Bu iki keşif insanın kendisine duyduğu sevgiye üçüncü bir yara açtı, ben buna psikolojik darbe diyorum. Egonun psikanalizi sevmemesine ve ona inanmamakta ısrar etmesine şaşmamak gerek.

* Sigmund Freud, Toplu Makaleler, çeviren Joan Riviere, cilt IV, s. 350-352, 355. The Hogarth Press Ltd.