Etiket arşivi: emdr

Psikanaliz ve İnsanlık

Psikanaliz bugünkü psikoloji ve psikiyatri biliminin kuruluşunda çok kritik bir mihenk taşıdır. Bugün bir tıkla taradığımız binlerce kitap ve makaleye erişim konforundan uzak yıllarda Psikanalizin Keşfi diyebileceğimiz Düşlerin Yorumu kitabı ve devamındaki kuramsal ve uygulamalı çalışmaları ile Freud tartışmasız bir devrim ortaya koymuştur. Aslında kitabın yazımından önce Freud’un da esinlendiğini saklamadığı pek çok edebiyatçı bilinç dışı ve bilinç işlevleri hakkında çok sayıda yazı kaleme almıştı fakat bugün de aynı öneme sahip şekilde Freud tüm bunları bilimsel ve akademik bir çalışma ile yan yana getirmiş ve Psikanalizin Kuramını bir kuram olarak ortaya koymuştur. Nitekim düşlerin yorumu kitabının referans bölümünde onlarca referans paylaşmıştır.

  1. yüzyılın çok önemli düşünürlerinden biri olan Freud’un devrimsel niteliğindeki katkısı insan zihnini araştırmak için yeni bir yol sunmasıydı. Bugün psikanalize bir rakip olarak ortaya çıkan ve üzerinde sayısız araştırma yapılan diğer psikoterapi alanlarından Bilişsel Davranışçı Terapinin Kurucusu A. Beck ve …. De psikanaliz eğitimi almışlardı. Bugün ruhsal bozukluklarda psikanaliz dışında pek çok yaklaşım olsa da her birinde psikanalizin izlerini görmek mümkündür. Hatta popüler kültür ve halk arasında da psikanaliz terimleri o kadar içselleştirilmiştir ki bilinçaltı bilinç dışı ego gibi terimleri sıklıkla günlük hayatta kullanılırken görürüz. Aslında halk arasında yanlış şekilde kullanılıyor olsa da hem psikanalizin dışındaki psikoterapi yöntemlerinde hem de toplumsal dilde psikanaliz yerleşmiştir ve kültürel bir değere de kavuşmuştur diyebiliriz. …. Açıklamadan önce de elma yere düşüyordu ve yer çekimi vardı. Ama … açıkladıktan sonra insanlar bunu daha iyi kavradı ve bilimsel olarak kullanabilir oldu. Freud’un kuramının göstergeleri de günlük hayatta sürekli gözümüzün önündedir. Psikanalizin günlük hayattaki karşımıza çıkan yerlerine değinmeden Freud’un kendi ağzından bu devrimi nasıl tanıttığını alıntılamak istiyorum.

 

Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Narsisizme Üç Darbe*

Sigmund Freud

Sigmund Freud’un (1856–1939) dört ayrı eserinden alınan aşağıdaki bölümler bu büyük Viyanalı psikoloğun insanın doğası ve kaderi kavramları konusundaki belli başlı görüşlerini ortaya koymaktadır. Bu dört eser Psikanalizin Zorluklarından Biri (1917), Psikanalist için yeni Giriş Dersleri (1933), “Sınırlandırılabilenin ve Sınırlandırılamayanın Analizi” (1937) ve Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’dır (1930).

(…) İnsanın genel narsisizminin, insanlığın kendine duyduğu sevginin, bugüne kadar üç defa bilimin araştırmalarıyla nasıl yaralandığını tarif edeceğim.

İkametgâhı olan dünya hakkındaki merakı ilk defa harekete geçtiğinde, insan bu mekânın evrenin merkezi olduğuna, güneşin, ayın ve gezegenlerin etrafında döndüğüne inandı. Bu inanışıyla naif biçimde kendi duyusal algılarının emirlerini dinlemiş oluyordu çünkü dünyanın hareket ettiğini hissetmiyordu ve görüşünün engellenmediği her durumda kendini bir dairenin merkezinde buluyordu, tüm dünya da etrafındaydı. Yeryüzündeki merkezi konumu onun için evrendeki egemenliğinin bir işaretiydi ve kendini dünyanın efendisi sayma eğilimine de pek güzel uyuyordu.

Bu narsisist yanılsamayı yok eden On Altıncı yüzyılda Kopernik ve onun eserleri olmuştu. (…) Bu çalışmalar genel olarak kabul gördüğünde insanlığın kendine duyduğu sevgi ilk darbeyi almış oldu; kozmolojik darbe.

Kültür yolundaki gelişmeler sırasında insan hayvanlar krallığındaki diğer yaratıklar üzerinde hâkim bir konum elde etmişti. Ancak bu üstünlük ile yetinmeyerek kendi doğası ile onların doğası arasında bir uçurum yaratmaya başladı. Onlarda akıl olduğunu inkâr etti, kendine ölümsüz bir ruh isnat etti ve kendisi ile hayvanlar krallığı arasındaki kan bağını yok edecek ilahi bir türeyiş iddiasında bulundu.

Hepimiz biliyoruz ki yarım yüzyıldan biraz daha fazla zaman önce Charles Darwin’in, işbirlikçilerinin ve seleflerinin araştırmaları sayesinde insanın bu tahmini sona erdirildi. İnsan, hayvanlardan farklı veya onlardan üstün değildi: kendisi de bir hayvan ırkından geliyordu ve bu ırkın bazılarıyla daha yakın, bazılarıyla daha uzak ilişkilere sahipti. Sonradan geliştirdiği çoğalma, hem fiziksel yapısındaki hem de zihinsel yaratılışındaki benzerlik delillerini silememişti. Bu insan narsisizmine vurulan ikinci ve biyolojik darbeydi.

Psikolojik olan üçüncü darbe muhtemelen en yaralayıcısıydı.

Dış dünyayla olan ilişkilerinde mütevazı olsa da insan kendi ruhunda kendini üstün hisseder. İnsan, egosunun merkezinde bir yerlerde kendi dürtülerini ve eylemlerini izlemek ve talepleriyle uyup uymadıklarına bakmak için bir gözleme organı geliştirmiştir. Uyumlu değillerse dürtüler kesin biçimde yasaklanır ve gemlenir. Kendi içsel algısı, bilinci, egoya zihnin çalışmasındaki tüm önemli olaylarla ilgili haberleri getirir ve bu raporlarla harekete geçen irade egonun emirlerini yerine getirir ve bağımsız biçimde kendi kendini gerçekleştirmeye çalışan eğilimleri değiştirir. (…)

Ama (psikanaliz tarafından gerçekleştirilen) iki keşif – cinsel içgüdülerin yaşamlarının tamamen gemlenemeyeceği ve zihinsel süreçlerin aslında bilinçsiz olduğu ve egoya sadece eksik ve güvenilmez algılar aracılığıyla eriştiği ve böylece egonun kontrolü altına girdiği – egonun kendi evinin hâkimi olmadığını ortaya koydu. Bu iki keşif insanın kendisine duyduğu sevgiye üçüncü bir yara açtı, ben buna psikolojik darbe diyorum. Egonun psikanalizi sevmemesine ve ona inanmamakta ısrar etmesine şaşmamak gerek.

* Sigmund Freud, Toplu Makaleler, çeviren Joan Riviere, cilt IV, s. 350-352, 355. The Hogarth Press Ltd.

 

Pandemi Döneminde EMDR

EMDR Terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere pek çok durum ve sendrom için etkili olduğu kanıtlanmış bir psikoterapi yöntemidir. Özellikle travma ile çalışırken sıklıkla travmatik olayın kendisi kadar, travmadan sonra diğer insanların tutum ve davranışlarının da insanları etkilediğini görmekteyiz. Psikoterapide EMDR ile yoğunlaştığımız travmalar hastalığın kendisi ve kaygılarından çok ilginçtir ki hastalıktan sonra diğer insanların tepkileri ve tutumları olabiliyor. Depresyon, Panik Bozukluğu, Sosyal Fobi ve diğer Psikiyatrik Hastalıklar ile psikolojik problemlerle daha az karşılaşabilmek için olmazsa olmaz ve akıldan çıkarılmaması gereken şey, toplumsal damgalama ve ötekileştirmenin azaltılması için yapılacak uygulamalar en az psikoterapi araştırmaları ve uygulamalar kadar önemli olduğudur.