← Bloga Dön

Biyoloji, Antidepresanlar ve Psikoterapi

Bilim ve Ütopya Dergi Yazıları
Biyoloji, Antidepresanlar ve Psikoterapi

Psikiyatri ve psikolojiyle ilgili sorunların ve hastalıkların tarihi oldukça gerilere dayanmaktadır. Eski çağlardan bu yana ruh sağlığı (psikiyatrik sağlık)la ilgili çaresiz kalan ilkel çağlardaki insanlar büyücü ve şamanlardan aman aramışlar ve hastalıkları doğaüstü güçlere bağlamışlardır. Gerçekten de insanoğlu halen herhangi bir konuda çaresiz, yetersiz veya kontrolsüz hissettiğinde yine doğaüstü güçlere başvurabilmektedir. O zamanların bilgisi ile incelediğimizde, hayatın içinde ve sık karşılaşılan gerçek bir bilinmez “akıl hastalıkları” nın bu tür stratejilerle karşılaşması zaman için olağan görünebilir [1]. Aydınlanma çağı ve sonrası bilimsel gelişmelerle birlikte 17. Yüzyılda ruh sağlığı ile ilgili kararın din adamlarınca değil, hekimlerce verilmesi gerektiği kabul edildi. 19. Yüzyıla gelindiğinde ise hastalıklarla ilgili tanımlamalar bugüne yaklaşmaya başladı. O zamanlarda dahi ruhsal bozuklukların beyindeki yozlaşmaya(dejenerasyon) bağlı olduğu düşünülüyordu. Ardından büyük bilim insanı Krepalin psikiyatrik hastalıkları karmaşıklıktan kurtararak psikoz ve psikonevroz olarak iki ayrı tanım ortaya koydu. Şimdi şizofreni dediğimiz hastalığı o zaman için “erken bunama” adı ile tanımladı. Yine bugün bipolar bozukluk diye bildiğimiz hastalığın belirtilerini o zamandan tanımladı. Ardından 20.yüzyılda Charcot ruhsal bozukluklarda hipnozu gündeme taşırken, Freudla birlikte de psikanaliz ve dinamik psikoterapiler ortaya çıktı [1]. Psikoterapiler artık çok ilginç bir yeni gerçeklik vadediyordu. Önceleri ruha sonrası beyne ait olduğu düşünülen, hormonlar ve vücut salgıları ile ilgili bozukluklara atfedilen çeşitli sorunlar konuşarak çözülebiliyordu! Bir hastalığın konuşarak iyileşebileceğinin keşfi ve bunun bilimsel bilgi ile desteklenerek uygulanıyor oluşu insanlık tarihi için çok önemli bir gelişmeydi.

Freud’un ardından davranışçı terapi ve bilişsel terapi temsilcileri iyi planlanmış deneysel araştırmalarla, bugün üzerinde en çok çalışma yapılan Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ortaya çıktı. BDT’nin gelişimi ile ilgili süreci sayımızın diğer sayfalarında detaylı olarak okuyabileceğiniz için buraya bir ara verebiliriz. Artık iyi biliyoruz ki depresyon gibi panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, fobiler, obsesif kompülsif bozukluk ve benzeri pek çok psikiyatrik hastalık “konuşarak” iyileşebiliyor. Ruh Sağlığı Profesyoneli hekim ve psikologların bilimsel bilgi ile yaptığı konuşarak iyileştirim psikiyatrik pek çok hastalıkta etkin, etkili, güvenli ve öncelikli bir seçenek.

Bugün gelinen noktada gerek psikiyatri gerekse felsefe halen ruhsal hastalıkların kökenini araştırmayı sürdürüyor. Beyindeki çeşitli yapısal bozulmalar ve biyolojik değişikliklerle ilerleyen çeşitli hastalıklar olduğunu biliyoruz. Örneğin Demans beyindeki küçülme ile giden bir hastalık [2]. Bununla birlikte şizofreni ve bipolar bozukluk gibi hastalıkların da hücre ve hücreler arası düzeyde, tümüne ortak isim olarak nörotransmitter dediğimiz; dopamin, noradrenalin ve seratonin gibi maddelerdeki ve bunların hücrelerle iletişimini sağlayan “kapı”lardaki çeşitli yapısal bozukluklarla ilişkili olduğunu biliyoruz [3]. Bunun yanında insanlar arası iletişimle ilgili olarak sosyolojik olgularla birlikte de çeşitli ruhsal bozuklukların ortaya çıktığını iyi biliyoruz. Örneğin ani, dehşet uyandıran, kişinin beden bütünlüğünü bozabilecek veya cinsel olarak tehdit eden bir durumdan sonra uykularda bozulma, iştahsızlık, flashbekler (istenmeyen ani görüntüler), kolay irkilme ve olumsuz düşüncelerle giden bir bozukluk ortaya çıkmaktadır [4]. Bunun başlatanı beyindeki nörotransmitter veya hücre kapılarından ziyade doğrudan deneyimleyen ve yorumlayan beyin ve insanı insan yapan özelliklerimiz olan anlayan yorumlayan tarafımızdır [5]. Tabi araştırmalarla travma ile ilişkili olarak ortaya çıkan Travma Sonrası Stres Bozukluğu sendromuna uzun süre maruz kalanlarda da beyin yapılarında ve nörotransmitter dediğimiz maddelerde değişiklikler olabildiği gösterilmiş [6]. Yani iş görünenden biraz daha karmaşık. Üstelik bunu daha da karıştıran başka bir konu daha var. Diğer tıbbi hastalıklarla ilgili yapılan araştırmalar göstermiş ki, örneğin kansızlık hastalığı [7], çeşitli vitamin eksiklikleri [8] veya tiroid bezine ait hastalıklarda [9] da dirençli depresyon ortaya çıkabilmekte. Bu tür “diğer tıbbi hastalık”ların ortaya koyduğu “ikincil” psikiyatrik semptomlarda ise sorunun çözümü doğrudan psikiyatri ve psikolojinin alet çantasındaki “psikoterapi” veya “ilaç tedavisi” değil öncelikli olarak “diğer tıbbi hastalık” durumunun ortadan kaldırılması [1]. Diğer tıbbi hastalık durumu ortadan kaldırılmadan psikiyatrinin alet çantasındaki tedaviler dirençle karşılaşacaktır. İşin diğer bir karışık bölümü şizofreni ve bipolar gibi hastalıklar sıklıkla daha genç yaşlarda başlangıç gösteren hastalıklar. Örneğin şizofreninin başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 yaş aralığında kadınlarda ise 25-35 yaş aralığındadır [1]. 50-60 yaşında ilk kez yeni başlayan bir şizofreni hastalığı pek görmeyiz. Bu yaşlarda şizofreni benzeri şikayetlerde örneğin öncelikle beyin tümörü veya madde kullanımı gibi diğer etkenleri ön planda düşünmemiz gerekir. Çünkü örneğin beyin tümörünün tedavisi bambaşkadır ve psikoterapi bunu iyileştirmez. Tabi gençlerde de aktif madde kullanımı veya beyin tümörü gibi beynin yapısını doğrudan değiştirebilecek durumlar şizofreni benzeri halüsinasyon veya hezeyan belirtilerine neden olabilir. Böyle durumlarda eğer diğer etken gözden kaçarsa tedavi aksayabilir. Bütün bu değerlendirmeler aslında psikiyatrik hastalıklar ve bozuklukların tanınması ve tedavisinde ne kadar kapsamlı bir inceleme gerektiğini ve titizliğin önemini ortaya koymakta. Bunları göz ardı ettiğimizde, depresyonla karşılaştığımız anda herhangi bir inceleme ve “tanı” görüşmesi olmaksızın bir psikoterapi veya ilaç tedavisi öncelikli hedefi gözden kaçırarak zaman kaybedilebilir. Psikiyatrik değerlendirme bu açıdan büyük bir önem taşır. Ortadaki belirtilere neden olacak “diğer tıbbi hastalık” olmadığını bildiğimiz psikiyatrik hastalıklar için ise günümüzde ön planda iki tür tedavi seçeneği mevcut. Farmakoterapi yani ilaçla tedavi bunlardan biri. Diğeri ise büyük keşif konuşarak tedavi, yani psikoterapi… Elbette psikiyatrik hastalıklar modern psikiyatrinin aktif ve etkili olarak kullandığı, fakat daha nadir olarak ihtiyaç duyulan; elektroşok tedavisi, transmanyetik stimülasyon tedavisi, güneş ışığı tedavisi ve benzeri pek çok başka tedavi de mevcut. Bütün bu tedaviler yukarda bahsettiğimiz psikiyatrinin tarihçesinde uzun yıllar boyu ortaya çıkan deneyim ve bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş durumda.

Günümüzde etkisi çeşitli hastalıklar için ispatlanmış onlarca psikoterapi yöntemi var. Bugün üzerinde çeşitli hastalıklar için özel protokolleri geliştirilen ve üzerinde en çok araştırma yapılan yöntem ise bu sayının konusu olan Bilişsel Davranışçı Terapi’lerdir. Bilişsel Davranışçı Terapi bugün depresyondan, panik bozukluğuna, yeme bozukluklarından sigara bağımlılığına kadar pek çok psikiyatrik hastalık ve psikolojik şikayette etkili ve etkin olan bir yöntem [10]. Bunun yanında antidepresanlar da yaygın kanının aksine bağımlılık yapmayan, kısa sürede etkin ve etkili olarak yine depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompülsif bozukluk ve benzeri pek çok psikiyatrik hastalıkta etkin, etkili ve güvenli olarak kullanılmaktadır [11]. Bugün psikoterapinin etkisinin daha kalıcı ve uzun vadeli olduğunu ve ilaç yan etkileri olmaksızın iyileştirmesinin büyük avantaj sağladığını bilsek de antidepresanlar halen psikiyatride yaygın ve güvenli şekilde kullanılmaktadır. Psikoterapi bugün oldukça gelişmiş ve etkili bir yöntem olmasına rağmen eğer antidepresanlar ilk kez bugün keşfedilmiş olsa yine de toplum için çok büyük bir müjde olacaktı. Kimi zaman terapiye erişimi olmayan, terapi için organize olmakta ve terapiye zaman ayırmakta zorlanan veya şikayetleri terapiye aktif katılımı bile zorlayacak düzeyde ağır olan vakalarda halen psikiyatrik tedavi için antidepresanlar güvenle kullanılmaktadır. Şizofreni ve bipolar bozukluk benzeri yukarda bahsettiğimiz gibi hücre ve hücreler arası düzeyde çeşitli yapısal bozulmalar olan hastalıklar için de bugün psikoterapileri öneriyoruz. Psikoterapiler bu, şizofreni ve bipolar bozukluk benzeri hastalıkların getirdiği ikincil zorluklar ve bu hastalıklarla baş ederken uyum sürecinde, çeşitli belirtilerinde ve hayat kalitesinde önemli iyileştirmeler sağlamaktadır. Buna rağmen bu gibi hastalıklar için geliştirilen antipsikotik veya duygudurum dengeleyici ilaçlar psikiyatri hekiminin önerdiği durumlarda psikoterapi için bir alternatif değildir. Bu tür hastalıklarda tam tersine psikoterapi bu ilaçlarla birlikte tedavi olarak kullanıldığında etkili olabilmektedir.

Bugün psikoterapiye ulaşmak için zaman ve fırsat bulamayan ve organize olamayanlar için bilişsel davranışçı terapi ekolünde, ekolün bilgisini terapideki gibi aktarmaya çalışan çeşitli kendi kendine yardım kitapları ortaya çıkmıştır. Psikoterapiye erişemeyen, şikayetleri ağır düzeyde olmayan ve ilaç kullanmayı tercih etmeyen kimi hastalara önerilebilen “İyi Hissetmek”, “Hayatı Yeniden Keşfedin”, “Fark Et Düşün Hisset Yaşa” gibi kitaplar bu konunun bilimsel arka planı ve bilgilerini bilimsel bir zeminde okuyucuya aktarmaktadır.

Sonuç olarak bugün halen tam olarak çözülememiş olsa da yapılan araştırmalar sayesinde psikiyatrik hastalıklar ve sendromların ortaya çıkışı ve tedavileri ile ilgili epey bilgiye sahibiz. İlaç ve psikoterapi hastalıklar özelinde son derece etkili ve yararlı olmaktadır. Psikiyatristin ayrıntılı tıbbi ve bedensel incelemesi sonrası ortaya çıkan sendrom tanımlanır. O bozuklukta iyi gelecek bilimsel seçenekler genellikle başvuran kişi ile birlikte incelenip kişiye en uygun tedavi için bir yol haritası ortaya çıkar. Bu şekilde bilimin yol göstericiliğinde planlandığında pek çok psikiyatrik belirti gerek psikiyatristin yazdığı ilaçlarla gerekse psikiyatrist ve psikologların uygulayabildiği psikoterapi ile kolaylıkla ve kısa sürede yatışabilmektedir.

  • İleri Okuma Önerileri:
  • Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, Prof. Dr. Aylin Uluşahin
  • Düşün Hisset Farket Yaşa, Prof Dr Hakan Türkçapar
  • İyi Hissetmek, David D. Burns

Kaynaklar

  1. Seritan AL, Mendez MF, Silverman DHS, Hurley RA, Taber KH. Functional imaging as a window to dementia: corticobasal degeneration. J Neuropsychiatry Clin Neurosci. 2004;16(4):393–9.
  2. Stahl SM. Psicofarmacología esencial de Stahl. Bases neurocientíficas y Apl prácticas 3a edición Barcelona Aula Médica. 2010;
  3. Association AP. Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5®). American Psychiatric Pub; 2013.
  4. Scurfield RM. Post-trauma stress assessment and treatment: Overview and formulations. Trauma its wake study Treat post-traumatic Stress Disord. 1985;219–56.
  5. Bremner JD. Traumatic stress: effects on the brain. Dialogues Clin Neurosci. 2006;8(4):445.
  6. Onder G, Penninx BWJH, Cesari M, Bandinelli S, Lauretani F, Bartali B, et al. Anemia is associated with depression in older adults: results from the InCHIANTI study. Journals Gerontol Ser A Biol Sci Med Sci. 2005;60(9):1168–72.
  7. Anglin RES, Samaan Z, Walter SD, McDonald SD. Vitamin D deficiency and depression in adults: systematic review and meta-analysis. Br J psychiatry. 2013;202(2):100–7.
  8. Dayan CM, Panicker V. Hypothyroidism and depression. Eur Thyroid J. 2013;2(3):168–79.
  9. Butler AC, Chapman JE, Forman EM, Beck AT. The empirical status of cognitive-behavioral therapy: a review of meta-analyses. Clin Psychol Rev. 2006;26(1):17–31.
  10. Glenmullen J. The Antidepressant Solution: A Step-by-step Guide to Safely Overcoming Antidepressant Withdrawal, Dependence, and" addiction". Simon and Schuster; 2006.

Bu yazı ilk olarak Bilim ve Ütopya dergisinin 2020 yılındaki bir sayısında yayımlanmıştır.