Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı – Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta?

Mutluluk ve Mutluluğun Sırrı

  • Mutluluk ve mutluluğun sırrını arayan ve daha doyumlu bir hayat, değerlerine göre yaşayan insanların daha başarılı olma ihtimali vardır.
  • Mutluluk diğer kavramlara benzemez. Sağlıkta, fizikte ya da başka alanlarla ilgili verilere baktığımızda objektif ve nesnel bazı göstergelere bakarız. Ancak mutluluğa baktığımızda öznel bir deneyim görüyoruz. Kişiden kişiye değişiyor ve ölçemiyoruz. Ortalama tatmin seviyesi, sevinçli duygu sıklığı ve rahatsız edici duyguların azlığı ile mutluluğu tarif ediyoruz.
  • Ancak burada şöyle bir sıkıntı var: Sürekli biz mutluluk gerekir ve şarttır ve hep mutlu olmalıyız diye düşünürsek şöyle bir paradoksa geliriz –hayatın olağan akışında olması gereken hüzün, mutsuzluk ve diğer duyguları yaşadığımız için bizim bu kuralımız tam tersi bir etki yaratıyor. Mutsuzluğu doğal olarak yaşadığımız zaman mutluluk şarttır diye inanan ben galiba yanlış bir şey yapıyorum, olması gerekenin dışındayım diye daha mutsuz olabiliyor. Pek çok duygumuz; kaygılar, keyifsizlik, anksiyete, heyecan, aşk sevgi gibi mutluluk da içeriden bize kıymetli bir bilgi akışıdır. Böyle değerlendirmeliyiz.

Şehir Hayatının Etkisi

  • Şehir hayatının mutluluk üzerindeki etkisini düşündüğümüzde şehir hayatından kastettiğimiz günde 15 saat mesai yapmak, egzoz dumanların arasında dolaşmak ve diğer gün daha çok ciro yapmak üzerine düşünüyorsak strese ve doyumsuz bir hayata yol açar. Ancak şehir hayatından kastettiğimiz ulaşım ağları ile insanların rahatça buluşabildiği, geniş parklarda yürüyebildiği, evcil hayvanını veterinere götürebildiği, sokakta mutlu çocukların güvenle oynayabildiği bir şehir hayatı doyum getirir.
  • Hayat tarzıyla ilgili sosyalleşme, hareket, spor, fiziksel olarak insanların yan yana getirebildiği ortamları artırmak, kültürel ve spor aktivitelerini çoğaltmak, kişisel olarak kendi içsel becerisine göre yaratıcılığını öne koyabileceği özellikleri sosyal imkanlarla geliştirmek… Bunlar hem sivil toplum hem de kamunun alan açması ile ilgilidir.

Başarı ve Mutluluk İlişkisi

  • Başarı ve mutluluk ilişkisine baktığımızda başarılı insanlar daha mı mutludur diye baktığımızda emin değiliz. Ancak tersi doğru olabilir. Ruhsal zorlantı yüzünden psikoterapi ve diğer müdahaleler ile insanların hayatlarının nasıl değiştiğini düşündüğümüzde mutlu olmak için çabalayan ve değerleri ölçüsünde daha doyumlu bir hayat yaşayan insanlar daha mutlu. Başarı mutluluk getirir mi bilinmez ama daha mutlu olabilecekleri ortamları insanlara sağlarsak daha yüksek bir başarı gelecektir.
  • İnanç ve mutluluk kısmına baktığımızda inançlı olmanın daha mutlu olduğunu söyleyen de söylemeyen araştırmalar da mevcut. İnanç bir değerdir ve bir şeye kıymetimizdir. Kıymet verdiğimiz şeyler mutluluk vaat etmez; bir kıymet vaat eder. Elimizden geleni yapıyorsak doyum vaat eder. Önemli olan böyle durumlarda budur. Nasıl spora kıymet veren biri daha çok spor yapıyorsa daha mutlu olabileceğini düşünüyorsa inanç için de doyum getiriyor diyebiliriz. Dolayısıyla neye kıymet veriyoruz ve yaptığımız şeyler kıymetimiz için doğru şeyler mi buna bakmakta fayda var.
  • İnsanlar sosyal canlılardır. Bu yüzden sevdiklerimizle daha çok vakit geçirmek, kahkaha atabilmek, egzersiz ile bedenimizi koruyabilmek, sağlıklı beslenebilmek toplumsal ödevler. Bu yüzden devlet, daha çok imkan yaratarak spor alanları, mutlu olabilecekleri sanatsal faaliyetleri, temiz ortamları yapmalı. Böylece insanın kendini gerçekleştirebileceği alanlar yaratılır. Tüm bunlar olduğunda mutlulukla ilişkilidir.

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Sürekli Mutlu Olmak Mümkün mü? -19.11.2020

İç sesimize kulak veriyor muyuz?

  • Dışarıyı içerideki parçalarımız, kişisel öykümüz, geçmişimiz bizi belirler. İçsel süreçlerimiz, dışarıdaki davranışlarımızı, yorumlarımızı ve algılarımızı belirler.
  • Günlük hayattaki tutumlar ve davranışlar, içsel parçalarımızdan kaçmak odaklıysa o zaman dışarıyı duyamayız. İçimizle nasıl temas ettiğimiz önemli; daha cesur ve açık temas etmeliyiz.

Beyin zamanı nasıl hisseder?

  • Fizik yasalarından psikoloji yararlanır ve içsel güçlerin ne olduğu ile ilgili bir kuram inşa etti.
  • Mutlak bir zaman kavramı yok. İzafiyet teorisine göre hız ve zaman görecelidir. Referans noktasına göre tanımlıyoruz.
  • Muzaffer Sherif: Gruba bir sabit nokta gösteriliyor ve daha önceki oyuncular (confederates) orası 4 cm ortaya göre sağda diyor. Böylece ondan sonra gelenler de bunu böyle algılayarak o noktanın sağında olduğunu ifade ediyor. Direk algı bu şekilde etkileniyor. Doğrudan ekrandaki uyaranların ışığın yansımalarıyla bize gelen bilgisi, gözümüz aracılığıyla ve beyindeki diğer mekanizmalar aracılığıyla işlendikten sonra farkındalık algı boyutunda oynanmış bir sonuç ortaya çıkar.
  • Biz zaten bütün algımızı ve varlığımızı diğerinin gözünde (anne, baba, bakım veren) inşa ediyoruz. İnsan zaten ilişkisel olarak diğerinin gözünden bir gerçeklik kuruyor ve insan oluyor. Zaman daha hızlı akıyor demeden önce zaman nasıl ve algılarımız bu normal beraber yeniden inşa edilen bir durum olarak bakabiliriz.
  • Çocukluğumuz ve geçmişimiz daha yavaşken şu an daha hızlı diyemeyiz. Çocukluğumuzun daha yavaş ya da hızlı olduğunu diyemeyiz.
  • Beynimiz bu süreci nasıl yapıyor? Sizden bir veriyi alıyorum, iki gözüm iki ayrı veriyi alarak onları yan yana getirmeye çalışıyor. Bellekteki diğer verilerle onu birleştirerek bir yorum elde ediyor ve ben o yoruma göre konuşurum çünkü bu benim algımdır.
  • “Çarpışık algılarımız”, zamanı neden öyle algılıyor demeden önce nasıl algılıyor sorusunu kurcalayalım.

Hızlı cihazlar ve mutluluk

  • İnsanlar kendi içsel ihtiyaç, arzu ve korkularıyla bir sistemi (distopya) inşa edebilir. Eğer böyle bir inşa olursa onun gibi bizim gibi de yapabileceklerimiz var: İnsanın en önemli özelliklerinden bir tanesi diğer hayvanlardan ayrı olarak dil ve konuşabilmektir. Diğerinin zihnini kendi zihninde canlandırabilmek ve kendini görebilmek. Ayrıca çok uzun yollar ve süreler koşabilmesidir. Mesela uçağı düşünebiliriz. Bir diğer özelliği de uyum diyebiliriz. Böyle bir distopyada da uyum sağlayacak bir savunmayı inşa eder insan.

 

Billur Aktürk ile Gündem Dışı – Neden mutlu olamıyoruz? -29.10.2020

(Beyaz ve kırmızı kapı örneğindeki beyaz kapıyı ideal yaşam olarak yazdım; daha sonradan karışıklık olmasın amacıyla yazdım)

Neden mutlu olamıyoruz?

  • Haz, keyif hali, iyi hisler olarak mutluluğu tanımlamamak lazım çünkü bunlar anlık hislerdir. İnsanlar sürekli mutlu olamaz. Eğer anlık hazları, keyif hislerini sürekli tutmayı mutluluk tanımı yaparsak mutluluğa erişmek zor olur.
  • Ancak hayatı anlamlı ve doyumlu yaşamak olarak tanım yaparsak, hazdan daha farklı olur. Mutluluğu burada aramak lazım.
  • Beynimiz neye programlı? Aslında maalesef onbin yıl önceki beyinle aynıyız. Kültürel evrim, modern dünyadaki evrim biyolojik evrimi geçmiş durumdadır. Çok eski yıllarda ihtiyaçlar farklıydı. O noktada hayatta kalmaya odaklıydı beyin –mutluluk aramıyor ve zevk yok. Sadece hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarımıza bakıyor. Bir de insanoğlunun en kritik özelliği olan gruplar halinde yaşamaya bakıyor. İnsan, grup halindedir. Bu yüzden beynimiz de grup içerisinde kal ve gruptan dışlanma diyor. Sosyal medya ile de böyle ilişki kurabiliriz.
  • Hayal ettiğini yaşıyormuş gibi işleyen bir beynimiz var. Şimdi muz yediğimi hayal etsem tadını alırım. Mesela sanal ve sahte birçok görsel içerik var; grup oradaysa ben buradaysam dışlandım diye düşünürüm.
  • BDT Depresyonun tanımı, Beck –ben değersizim diye düşünür. Dünya kötüdür ve gelecek de kötü olacaktır. Bu haliyle duygusal, fizyolojik ve davranışsal etkilerini görürüz. Fakat depresyonda olmayanlar ben iyiyim, gelecek iyi olacak ve dünya iyidir diyor. Hangisi daha gerçekliğe yakın? Beynimiz mutluluğa göre kodlanması –daha eskiden kodlandığımız kaygı ve korku var. Depresyon giderek artıyor.

Tek başına mutluluk mümkün mü?

  • Eskideki bir kraldan daha iyi imkânlara sahibiz. Erişilebilirlik olarak farklı bir zamandayız ama mutsuzuz.
  • Öfke, buzdağının görünen gözüdür. En altında ise baş edilemeyecek düzeyde değersizlik, suçluluk ve üzüntüler çıkar. Ancak bunlar baş edilmeyecek olarak algılanır. Duygular bize bir mesaj veriyor. Korktuğumda kaç diyor, kaygılandığımda tehdit var diyor, üzüldüğümde değerlerime uyamayan bir şey var diyor, öfke ise bana hayatta kalmak için öfkeyi kullan diyor. Bu duyguları kabullenmek ve mutsuzlukla baş edebilmek aslında mutluluğa giden bir yoldur.
  • Bugün problemimiz nedir? Değerler. Ben ne uğruna yaşıyorum? Neden yaşıyorum? Bunları yaparken özgür irademle mi yapıyorum yoksa bir şeylerden mi kaçınıyorum? Koşturma içinde unutuyoruz.
  • 5 yıl sonra bugüne bakarken veya ölürken nasıl bir yaşam sürdüm diye düşündüğüm bir yan var. Bir diğer yandan bu ideal yaşamı unutup vardığımızda doyum almadığımız bir alan da var. O alan da bizim mutsuzluktan ve keyifsizlikten kaçmak için gittiğimiz ve doyum almadığımız bir alan. Anlamasız bir yere giderken düşüyoruz ve ayağa kalkacak bir güç bulamıyoruz –neden kalkayım? Motivasyon yok. Ancak kendimize ideallerimizi hatırlatması gereken bir alan var ki doyumlu bir hayat için o alanı kendimize hatırlatmalıyız.
  • Depresyondaki insanlar der ki hiçbir keyifli aktiviteden zevk almıyorlar. O ideal yaşamı hatırlayıp yeniden keşfettiklerinde motivasyon buluyorlar.
  • Kendimizi değerlendirdiğimiz alanı düşünmek lazım –süreç mi hedef mi? Amacıma bir an önce ulaşmak değil, o süreci anlamak. Kendimize sürece dair bir puan vermek gerekir. Asıl hedefim barışsa bugün kendime nasıl küçük ve ulaşılabilir bir hedef belirleyebilirim?
  • Kendime olumlu bir pekiştireç bulmalıyım: Bugün dünyayı değiştirmek için bir adım attım.
  • Değer verdiğimiz şeyler uğruna bizim değiştirevileceğimiz değişkenlerle bugün yaptığımız davranışlara göre puan verirsek bu doyumlu bir hayata götürür.
  • Değerler nedir? Başarı, adalet, sevgi, iyilik, aile, erdem, kültür, siyasi parti vs. Bütün bunlar ideal yaşama giden yoldur.

İnsan olma özelliğimizi, ne zaman ve nasıl yitiriyoruz?

  • Nasıl kazanıyoruz? Psikanaliz: İnsanı eksik bir varlık olarak tanımlıyor. Anne karnındayken tüm güçlü, mutlu, sıcacık bir noktadayız. Her şey çok güzel. Ondan sonra doğum gerçekleşiyor ve “cennetten çıkıyoruz”. Artık muhtaç bir noktadayız çünkü anne babaya muhtacız hayatta kalmak için. Çocuk tüm o gücü kaybedince o sıcak noktaya bakıyor. Sürekli bakılan anne, kendisine bakmıyor olabilir. Bebek de o eksikliği bir yerlerde arıyor. Onun baktığı yerdeki gibi olayım –özdeşim.
  • Sürekli o eksikliği tamamlamaya çalışıyoruz. O mutlak hazzı varmış gibi yaşıyoruz ama yok. Bu koşturma içinde ne yaptığımız duruşumuzu belli ediyor. Savaşı nasıl verdiğimiz önemli. Eksiklikle ilişkimiz nasıl? Sürekli tamız dersek hiç iyi olmaz. Hepimiz yaralı ve eksiğiz.

Şehir hayatının mutluluğa etkisi

  • Daha ileri bir seviyede buhran olsa herkes şeker arar. Metropol hayatına öfkeli olsak da çok güzel. Güvenlik, ulaşım, iletişim her şeye ulaşmak kolay. Mesela Amerika’da herkesin bir silahı vardır. Müstakil evler arasındaki mesafeler uzaktır.
  • Bir tehdit var –beyinde alarm sistemi çalışır. Kaç ya da savaş. Teslim de olabilir. Zor olan kısım tehdit içeridyse ne yapacağız? Mesela düşüncelerimiz tehlikeliyse nasıl olacak? Panik bozukluk hastaları kaçamaz: Deliriyorum, ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum. Kontrol edemediği durumlar vardır. Kaçmaya çalıştığı bir düşüncedir. Yeniden böyle bir atak gelirse düşüncesi zarar veriyor.
  • Uygulama: Saçma pembe ve kocaman bir fil hayal edin. Gözünüzü 30 saniye kapatın ve pembe fili düşünmeyin. Eğer bu düşünce aklınıza gelirse kağıda bir çizik atın.
  • Dışarıdakinden kaçsak da içerideki düşmandan kaçamayız.

Mutluluk ve umut ilişkisi:

  • Değerlerden yaklaşalım. Ana değerlerimiz mesela aidiyet/vatanseverlik, aile, kariyer ve hobiler (seyahat vs.). Her değer başka bir şey söyler. Mesela bir davranış üç değere de hizmet edebilir. Mesela yurtdışında kariyer ve ailem için çalışmak gibi. Bir davranış bazı değerlere aykırı da olabilir. Sürekli ideal yaşamı kontrol etmek gerekir. Bazen birinci değere uygun gitmeyebilir hayatımız; bizim tek değerimiz mesela aileymiş dersek mahvoluruz ve umutsuzluğa kapılırız.
  • Her gün hastalığa dair yeni bir tedavi bulunmuş mu diye bakmak umuttur. Ruhsallık ve fiziksel sağlığa iyi gelecek şeyler yapsak da tek değerimiz oymuş gibi davranmamalıyız. Bir değere uygun davranış diğerlerine aykırı olsa da umudu canlı tutmak lazım. Aykırı olan değerimizin vereceği acıya göğüs germek/ gönüllü olmalıyız.

Mutluluk ve sosyal toplum ilişkisi (aidiyet duygusu)

  • Gözden çıkarmamak gerekir ki her insanın içinde iyilik ve kötülük vardır. Hepsi bizim elimizdedir ve hangi gün nereye gidiyor olduğumuz belirsizdir. Diğer insanları niyetlerine göre değerlendiriyoruz. Kendimizi ise davranış ve sonuçlara göre değerlendiriyoruz.
  • Milli değerlerle ilgili ne yaptığımız çok önemli: Bugün bu amaçla ne yaptım?

Başarı ve mutluluk

  • Başarı çok önemli bir kıymettir. Bazı insanlarda başarı çok önemli bir değerdir ve şansları yaver giderse kendilerini gerçekleştirebilir ve başarılı olabilirler. Her kaybedişimde yaşayacağım mutsuzluk çok önemlidir ki başarılı olmak için ileriye atacağımız adımları planlamış olalım.

Billur Aktürk ile Neler Oluyor Hayatta: Gençler neden evlenmiyor? –31.01.2021

  • Paylaşım, birlikte olmayı önemsiyorlar.
  • Eğer bir korku yüzünden evlenmiyorsa, bu korkunun temeli büyüdüğü ve yetiştiği çevredir. Evlilik ve aile kurumuna bakış da bu çevreden etkiliyor.

Kültür ve evlilik:

  • Kültür, bizi insan yapan özelliklerden bir tanesidir. İnsanlar evleneceklerse önceliklerine bakıldığında ekonomik durum, yaş, eğitim ve en önemlilerinden biri hangi kültürden, milletten gelip siyasi görüşleri nelerdir diye düşünüyorlar. Öte yandan evlilik öncesi ve sonrasına dair kültürel faktörler var: Evlilik öncesi ritüellerin erkekler üzerinde bir stres faktörü olduğunu görüyor. Öte yandan gene de bu kültür baskısı nedeniyle evlenmek zorunda hissedip evlenen insanlar da var. Dolayısıyla kültürün baskısı ile karar vermek risklidir. Eğer evlenme kararı varsa bu ilişkiye yatırım yapma ve ilişkinin içinde bulunma isteği nedeniyle verilmelidir. Kültürel baskı yerine bu şekilde verilen kararlar daha sağlıklıdır.
  • Evlilik ve ekonomi: Evlenmek ve ekonomiye baktığımızda gençlerin evliliğe yetişkinliğe adım atma olarak baktığını görüyoruz. Evlenmek için gençler eğitimini bitirip ekonomik bağımsızlık kazanmayı istediklerini önemsiyorlar. Evlilik içinde ekonomik refah önemli ama bunun ötesinde ekonomiyi nasıl yönettikleri önemli; bu ekonomiyi nasıl ayırdıkları ve organize ettikleri daha önemli. Eldeki kaynaklar nasıl kullanılıyor? Evlilikte ekonomik en önemli stres faktörlerinden biri olsa da bunun nasıl kullanıldığını da düşünmeliyiz.
  • Evliliğe ve hayata bakış: Mutlu evliliğin sırrı veya iksiri tabii ki yok. Ancak verilere göre ilişki doyumu için mizah çok önemli. Sadakat, sevgi, arkadaşlık, dürüstlük gibi faktörleri görüyoruz. Her ilişkinin de dinamiklerinde bu konseptler farklı anlamlar ifade edebilir.