Kişilik Bozukluğu Olan Bireylerde Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi – Randomize Klinik Çalışma

Yazarlar: Simon Hofman, MSc1,2; Laurian Hafkemeijer, MSc2,3; Ad de Jongh, PhD3,4,5,6,7,8
JAMA Netw Open
Published Online: September 25, 2025
2025;8;(9):e2533421. doi:10.1001/jamanetworkopen.2025.33421

Çeviren: Uzm.Psk. Elena Gizem Pozam

Önemli Noktalar
Soru: Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisi, travma sonrası stres bozukluğu durumundan bağımsız olarak kişilik bozukluğu (KB) semptomlarını azaltır mı?

Bulgular: KB tanısı olan 159 hastayı içeren bu randomize klinik çalışmada, EMDR terapisinin sonuçları, tedavi sonrası ve takipte KB semptomlarını azaltmada bekleme listesi kontrol grubuna göre daha üstündü. Her iki zaman noktasında da EMDR grubunda KB remisyonu, kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha yaygındı.

Anlamı: Bu çalışmada, EMDR terapisi KB semptomlarında klinik açıdan anlamlı azalmalar göstermiştir; katılımcıların neredeyse yarısı tanısal remisyona ulaşmıştır. Bu, EMDR’nin KB’ler için etkili bir müdahale olma potansiyelini desteklemektedir.

Özet
Önem: Olumsuz çocukluk deneyimleri kişilik bozukluklarının gelişimine katkıda bulunur. Travma odaklı müdahaleler travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) için etkili olsa da KB semptomlarına etkisi daha az belirlenmiştir.

Amaç: EMDR terapisinin, TSSB durumundan bağımsız olarak, bekleme listesine kıyasla KB semptomlarını azaltmadaki etkinliğini değerlendirmek.

Tasarım, Ortam ve Katılımcılar: Bu iki kollu, çok merkezli, tek kör randomize klinik çalışma 22 Şubat 2021 ile 2 Ekim 2024 tarihleri arasında Hollanda’daki 2 kliniğin uzmanlaşmış ayakta tedavi birimlerinde yürütüldü. Katılımcılar, DSM-5 Kişilik Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-5-PD) kullanılarak KB tanısı konmuş 159 hastayı içeriyordu. Veriler tedaviye niyet analizi temelinde değerlendirildi.

Müdahale: Beş hafta boyunca, KB semptomlarıyla ilişkili travmatik ve olumsuz anıları hedefleyen on adet 90 dakikalık EMDR seansı.

Ana Sonuçlar ve Ölçümler: Tedavi öncesi, sonrası ve 3 aylık takip değerlendirmeleri; DSM-IV Kişilik Bozuklukları Değerlendirmesi (ADP-IV), SCID-5-PD, Kişilik İşlevselliği Düzeyi Ölçeği (LPFS) ve Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DERS) ile yapıldı.

Sonuçlar: Analize dâhil edilen 159 hastanın yaş ortalaması 35,4 (SS: 12,0) yıl olup, 130’u (%81,8) kadındı. Yetmiş dokuz katılımcı EMDR grubuna, 80’i bekleme listesi kontrol grubuna rastgele atandı. EMDR grubunda 4 katılımcı (%5,1) tedaviyi yarıda bıraktı, 16’sı (%20,3) erken tamamladı; yan etki gözlenmedi. EMDR terapisi, ADP-IV için tedavi sonrası (β, −37,93 [GA %95, −52,54 ila −23,33]; P < .001; Cohen d = 0,31 [GA %95, −0,05 ila 0,66]) ve takipte (β, −45,73 [GA %95, −64,90 ila −26,56]; P < .001; Cohen d = 0,46 [GA %95, 0,10-0,82]), SCID-5-PD için tedavi sonrası (β, −3,65 [GA %95, −5,87 ila −1,42]; P = .002; d = 0,48 [GA %95, 0,14-0,82]) ve takipte (β, −3,70 [GA %95, −7,10 ila −0,30]; P = .03; Cohen d = 0,61 [GA %95, 0,25-0,97]), LPFS için tedavi sonrası (β, −3,13 [GA %95, −4,86 ila −1,41]; P < .001; Cohen d = 0,31 [GA %95, −0,05 ila 0,67]) ve takipte (β, −3,62 [GA %95, −5,96 ila −1,28]; P = .003; Cohen d = 0,43 [GA %95, 0,06-0,79]), ve DERS için tedavi sonrası (β, −9,03 [GA %95, −14,90 ila −3,15]; P = .003; Cohen d = 0,35 [GA %95, −0,01 ila 0,71]) ve takipte (β, −11,73 [GA %95, −19,90 ila −3,55]; P = .005; Cohen d = 0,62 [GA %95, 0,25-0,98]) bekleme listesinden daha etkiliydi. KB remisyonu EMDR grubunda hem tedavi sonrası (ADP-IV, %38,3 vs %6,8; SCID-5-PD, %33,3 vs %7,8) hem de takipte (ADP-IV, %45,4 vs %5,9; SCID-5-PD, %44,1 vs %15,8) daha yaygındı.

Sonuçlar ve Önemi: KB tanısı olan 159 hastanın dâhil edildiği bu randomize klinik çalışmada EMDR terapisi KB semptomlarında anlamlı azalmaya yol açtı ve 30 hasta (%44,1) remisyona ulaştı. Bu bulgular, KB tedavisinde EMDR terapisinin potansiyelini desteklemekte ve daha ileri doğrulayıcı araştırmaları teşvik etmektedir.

Kayıt: Hollanda Klinik Araştırma Kaydı: NL9078

Giriş
Kişilik bozuklukları (KB’ler) toplum sağlığı açısından önemli bir sorundur; genel popülasyonun yaklaşık %12’sini ve psikiyatri ayaktan tedavi görenlerin %50’sine kadarını etkiler. KB’ler bireyler için ciddi sorunlara yol açar ve aileleri ile toplulukları etkileyerek toplumsal maliyetleri artırır. Psikoterapi etkili bir birinci basamak tedavi olsa da genellikle uzun vadeli bağlılık gerektirir, çoğunlukla en az 1 yıl sürer, özellikle de klinik veya klinik altı borderline KB’si olan bireylerde.

Olumsuz çocukluk deneyimleri ile KB gelişimi arasındaki ilişki göz önüne alındığında, travma odaklı terapi KB’ler için potansiyel bir tedavi olarak ilgi görmüştür. Araştırmalar, travma odaklı terapilerin borderline KB ve TSSB komorbiditesi olan hastalarda TSSB semptomlarını anlamlı ölçüde azalttığını (Hedges g aralığı, 1,04-1,31) ve çok az yan etkiye neden olduğunu göstermektedir. Ayrıca, komorbid KB’si olan hastalarda TSSB’nin tedavisinin güvenli ve etkili olduğu (Hedges g = 0,52) bulunmuş, yan etkiler nadiren ve düşük şiddette bildirilmiştir.

EMDR terapisi travmatik anıların işlenmesi için iyi yerleşmiş bir tedavidir ve KB’si olan bireylerde, komorbid TSSB yokluğunda bile, psikolojik sıkıntıyı azaltmada ve işlevselliği artırmada umut vaat etmektedir. Komorbid TSSB’si olmayan KB hastalarında yapılan randomize bir klinik çalışma, duygusal istismar veya ihmal gibi olumsuz çocukluk deneyimlerini hedefleyen 5 EMDR seansının, kısa Semptom Envanteri üzerinde orta düzeyde azalmaya (Cohen d = 0,65) ve kişilik işlevselliğinde iyileşmeye (Cohen d = 0,56) yol açtığını, yan etki görülmediğini ve bekleme listesi kontrol grubuna kıyasla daha az semptom artışı yaşandığını göstermiştir. Ancak bu çalışma KB semptom şiddetini, tanısal remisyonu veya duygu düzenleme bozukluğunun şiddetini değerlendirmemiş ve yalnızca 5 haftalık EMDR seansı uygulamıştır.

Bu eksiklikleri gidermek ve KB’ler için kısa ve etkili bir tedavi yaklaşımının geliştirilmesini ilerletmek amacıyla, mevcut çalışma TSSB varlığından bağımsız olarak KB’ler için EMDR terapisinin etkinliğini araştırmıştır. Birincil amaç, EMDR terapisinin, bekleme listesi kontrol koşuluna kıyasla KB semptomlarını anlamlı ölçüde azaltıp azaltmadığını belirlemekti. Hipotezimiz, EMDR terapisinin kontrol koşuluna kıyasla KB semptom şiddetinde anlamlı bir azalmaya yol açacağıydı. İkincil amaçlar arasında tanısal remisyon, kişilik işlevselliğindeki değişiklikler ve duygu düzenleme güçlüklerinin değerlendirilmesi yer almaktaydı.

Yöntem
Tasarım
Bu çalışma, ayaktan tedavi görenlerde KB için Travma Odaklı EMDR (TEMPO) çalışması kapsamında, 2 kollu, çok merkezli, tek kör üstünlük randomize klinik çalışmanın bir parçasıydı. Çalışma protokolü (Ek 1) Konsolide Klinik Çalışmalar Raporlama Standartları (CONSORT) kılavuzlarına uygun olarak hazırlandı, Rotterdam Erasmus Tıp Merkezi Tıbbi Araştırma Etik Komitesi tarafından onaylandı ve daha önce yayımlandı. Tüm katılımcılar yazılı bilgilendirilmiş onam verdi.

Katılımcılar
Toplam 159 katılımcı Hollanda’daki iki ruh sağlığı kurumu olan Parnassia Psikiyatri Enstitüsü (Lahey) ve GGZ Delfland (Delft) ayakta tedavi kliniklerinden alındı. Uygun katılımcıların 18 yaş veya üzerinde olması ve SCID-5-PD kullanılarak herhangi bir KB tanısı almış olması gerekiyordu. Başka türlü belirtilmiş KB tanısı olan hastaların en az 10 KB semptomuna sahip olması gerekiyordu. Dışlama kriterleri yetersiz Hollandaca dil yeterliliği veya tahmini IQ’nun 70’in altında olmasıydı. Bir güç analizi, doğrusal karma modeller kullanılarak KB semptom şiddeti üzerindeki tedavi etkisini tespit etmek için toplam 132 katılımcının gerekli olduğunu belirledi; Cohen d = 0,43 etki büyüklüğü, 0,70 tekrar ölçümler arası korelasyon, α = .05 ve güç = 0,80 varsayıldı. %20 veri kaybı hesaba katıldığında, nihai örneklem 159 katılımcı oldu.

Ölçümler
Değerlendirmeler başlangıçta, tedavi sonrasında ve 3 aylık takipte yapıldı. Değerlendiriciler (S.H. dâhil), yapılandırılmış görüşmelerin uygulanmasında tutarlılığı sağlamak için standartlaştırılmış dış eğitim oturumlarına katıldı. Tüm sonuç değerlendirmeleri, tedavi tahsisinden habersiz şekilde yapıldı ve değerlendiriciler tedaviye katılmadı. Birincil ölçüm DSM-IV KB’lerinin Değerlendirmesi (ADP-IV) idi; bu ölçek toplam şiddet puanı sağlar ve kategorik KB tanısına imkân verir. İkincil ölçümler arasında DSM-5 KB’lerinin değerlendirilmesinde kullanılan yarı yapılandırılmış bir görüşme olan SCID-5-PD; alternatif DSM-5 modeline dayalı olarak kişilik işlevselliğini değerlendiren Kişilik İşlevselliği Düzeyi Ölçeği–Kısa Form 2.0 (LPFS); ve duygu düzenlemede klinik açıdan ilgili güçlükleri ölçmek için geliştirilmiş öz-bildirim ölçeği Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DERS) yer almaktadır. Hofman ve ark. çalışmanın tasarımını ve ölçümlerin genel bir özetini sunmaktadır.

Yöntem
İşlem
Bu çalışma için katılımcı alımı 22 Şubat 2021 ile 9 Nisan 2024 tarihleri arasında yapıldı ve veri toplama 3 Ekim 2024’te tamamlandı. Katılımcılar şu yollarla alındı: (1) ayakta tedavi kliniklerinin bekleme odalarına asılan posterler, (2) terapistlerin doğrudan yönlendirmeleri ve (3) araştırma amaçlı iletişime geçilmesine izin vermiş olan hastalara araştırmacıların doğrudan ulaşması. Katılımcı alımı, TSSB veya travmatik anıların varlığından bağımsız olarak herhangi bir KB’ye sahip bireylerin çalışmaya katılabileceğini vurguladı. İlgilenen bireylere çalışmaya ilişkin ayrıntılı bilgi verildi ve bilgilendirilmiş onamları alınmadan önce araştırma ekibi tarafından uygunluk taraması yapıldı. Randomizasyon, ResearchManager elektronik veri yakalama sisteminde önceden oluşturulmuş rastgele bir sıra (blok içermeyen 1:1 tahsis) kullanılarak yapıldı. Bu bağımsız harici platform güvenli veri yönetimi için kullanıldı. Tahsis, körlenmiş araştırmacılardan gizlendi; yalnızca körlenmemiş araştırmacılar (S.H. ve L.H. dâhil) ve baş araştırmacı (C.W.S.) kısıtlı bir arayüz üzerinden tahsise erişebildi. Sürece ilişkin ayrıntılar Hofman ve ark.’ta mevcuttur. Bekleme listesi koşulundaki katılımcılar travma odaklı veya KB tedavisi almadı ve ilaç düzenleri değişmedi, ancak gerekli olduğunda ara iletişim kurulabildi. Tüm katılımcılar için, başlangıç tanısal değerlendirmeyi yapan terapist, 3 aylık takip sonrasında katılımcıyla görüşerek başka tedavilere ihtiyaç olup olmadığını değerlendirdi.

Tedavi
Katılımcıların yarısı 10 EMDR seansı aldı; seanslar 5 hafta boyunca haftada 2 kez uygulandı ve her seans 90 dakika sürdü. Tedavi, yapılandırılmış bir vaka kavramsallaştırmasına dayandı. Seanslar başlangıçta TSSB ölçüt A’ya uyan travmatik anıları hedefledi; rahatsız edici (intrusif) anılara rahatsız edici olmayanlardan önce öncelik verildi. Terapi, hastanın en belirgin KB semptomlarıyla ilişkili anılara odaklandı. Standart EMDR protokolü kullanıldı, EMDR 2.0 ise daha yüksek bir çalışma belleği yükünü içerdi. Tedaviyi engelleyen beklenti temelli korkular flashforward protokolü ile ele alındı. ADP-IV skoruna göre tedavi aşamasında artık KB tanı ölçütlerini karşılamayan katılımcılar erken tamamlayanlar olarak tanımlandı.

Süpervizyon ve Uyum İzleme
EMDR terapisi, Hollanda’da akredite edilmiş Temel EMDR eğitimini tamamlamış sertifikalı terapistler tarafından uygulandı. Çalışmadan önce tüm terapistler, EMDR Avrupa Derneği (EMDREA) akreditasyonlu bir eğitmen tarafından verilen ek bir günlük eğitime katıldı. Her vaka kavramsallaştırması ve EMDR seansı, terapistler tarafından EMDREA onaylı bir danışmana, özel olarak hazırlanmış bir form aracılığıyla rapor edildi. Bu form, hedef anılara ve seans öncesi ile sonrası öznel sıkıntı birimi düzeyine, anıların tam yeniden işlenmesine harcanan zamana ve genel seans özetlerine ilişkin bilgileri içeriyordu. EMDREA onaylı danışmanlar tarafından aylık grup süpervizyonu sağlandı; bu oturumlarda EMDR seanslarının video kayıtları sunuldu. Talep üzerine ek süpervizyon sağlandı. Tüm seanslar videoya kaydedildi ve katılımcıların %20’si için rastgele seçilen bir seans, tedavi sonuçlarından habersiz değerlendiriciler tarafından puanlandı. Protokol uyumu yüksekti; 11 üzerinden ortalama 9,8 ( %89,5 ) puan elde edildi ve tüm seansların %100’ü en az 8 puan aldı.

İstatistiksel Analiz
Veriler IBM SPSS sürüm 27 ve R sürüm 4.3.3 kullanılarak, nlme ve lme4 paketleriyle analiz edildi. Birincil ve ikincil sonuçlar doğrusal karma modeller (LMM) ile değerlendirildi. Her model, grup (EMDR vs kontrol), zaman (başlangıç, tedavi sonrası ve takip), grup × zaman etkileşimi ve başlangıç şiddeti için sabit etkiler ile katılımcılar için rastgele kesişim ve zaman için rastgele eğim içerdi. Modeller, tekrarlayan ölçümler arasındaki zamansal korelasyonları hesaba katmak için otoregresif kovaryans yapısıyla kısıtlı maksimum olabilirlik kullanılarak tahmin edildi. Bu yaklaşım, verilerin rastgele eksik olduğu varsayımı altında tüm mevcut verileri içerdi ve tedaviye niyet ilkesine uygun olarak tüm rastgeleleştirilmiş katılımcıların analize dâhil edilmesini sağladı.

Yorumlamayı kolaylaştırmak için yalnızca betimleyici amaçla grup içi ve gruplar arası Cohen d etki büyüklükleri rapor edildi. Grup içi etki büyüklükleri her koşulda zaman içindeki değişim büyüklüğünü, gruplar arası etki büyüklükleri ise tedavi sonrası ve takipteki grup farklarını gösterdi. Cohen d, ortalama farkın (grup içi veya gruplar arası) havuzlanmış standart sapmaya bölünmesiyle hesaplandı. Etki büyüklükleri küçük (0,20), orta (0,50) ve büyük (0,80) olarak sınıflandırıldı. Tüm istatistiksel testlerde iki yönlü α = .05 anlamlılık düzeyi uygulandı.

Genelleştirilmiş doğrusal karma modeller (GLLM) ADP-IV’e göre KB remisyonunun EMDR grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yaygın olup olmadığını test etmek için kullanıldı. Modellerde grup × zaman etkileşimi dışında, grup (2 seviye: EMDR vs kontrol) ve zaman (3 seviye: başlangıç, tedavi sonrası, takip) ana etkileri ve katılımcı içi varyansı kontrol eden rastgele etki yer aldı. Çalışmaya dahil edilmek için SCID-5-PD tanısı gerekli olduğundan, tüm katılımcıların (%100) başlangıçta KB tanısı vardı ve bu nedenle GLMM’ler yakınsamadı. Bu yüzden SCID-5-PD’ye dayalı KB remisyonunu karşılaştırmak için, grup (2 seviye: EMDR vs kontrol) ve KB tanısı (2 seviye: evet vs hayır) değişkenleriyle tedavi sonrası ve 3 aylık takipte ki-kare testleri yapıldı ve çoklu testler için Bonferroni düzeltmesi uygulandı. Etki büyüklüğünü nicelendirmek için olasılık oranları (OR) hesaplandı.

Bulguların sağlamlığını değerlendirmek için yalnızca tedaviyi tamamlayanların (SCID-5-PD, 122; ADP-IV, 113; LPFS, 107; DERS, 107) dâhil edildiği analizler ve R’nin mice paketi ile çoklu atama (MI) kullanılarak duyarlılık analizleri yapıldı. MI, çok düzeyli veri yapısını hesaba katarak 50 yinelemede 35 veri seti oluşturdu. Tahminler ve standart hatalar Rubin kuralları kullanılarak birleştirildi.

Sonuçlar
Şekilde gösterildiği gibi, 159 katılımcı (ortalama [SS] yaş: 35,4 [12,0] yıl; 130 kadın [%81,8], 29 erkek [%18,2]) rastgele olarak EMDR terapisini (n = 79) veya bekleme listesi kontrol grubunu (n = 80) almak üzere dağıtıldı. Tedavi sonrası 137 (%86,2) katılımcı ve takipte 127 (%79,9) katılımcı için sonuç verileri mevcuttu. Tablo 1, gruplar arasında iyi dengelenmiş başlangıç demografik ve klinik özellikleri sunmaktadır.

79 EMDR katılımcısından 4’ü (%5,1) tedaviyi bıraktı. Yan etki bildirilmedi. Toplamda 25 katılımcı (%31,6), tüm hedef anıları tüm EMDR seanslarını tamamlamadan önce tamamen işledi. Bunların 16’sı (%20,3) ADP-IV’e göre artık KB tanı ölçütlerini karşılamıyordu ve erken tamamlayan olarak sınıflandırıldı. Toplamda 25 katılımcı (%15,7) ilaç stabilizasyon protokolünden sapma gösterdi. Bu sapmalar EMDR grubunda 13 (%16,5) ve kontrol grubunda 12 (%15,0) katılımcı arasında eşit dağıldı.

Tedaviye Niyet Analizleri
LMM’ler tüm birincil ve ikincil sonuçlar boyunca anlamlı grup × zaman etkileşim etkileri ortaya koydu (Tablo 2). Bu bulgu, EMDR grubunda KB semptom şiddeti, kişilik işlevselliği ve duygu düzenlemede kontrol grubuna kıyasla daha büyük iyileşmeler olduğunu göstermektedir. Özellikle, EMDR terapisi bekleme listesine kıyasla ADP-IV için tedavi sonrası (β, −37,93 [GA %95, −52,54 ila −23,33]; P < .001; Cohen d = 0,31 [GA %95, −0,05 ila 0,66]) ve takipte (β, −45,73 [GA %95, −64,90 ila −26,56]; P < .001; Cohen d = 0,46 [GA %95, 0,10-0,82]) daha üstündü; SCID-5-PD için tedavi sonrası (β, −3,65 [GA %95, −5,87 ila −1,42]; P = .002; Cohen d = 0,48 [GA %95, 0,14-0,82]) ve takipte (β, −3,70 [GA %95, −7,10 ila −0,30]; P = .03; Cohen d = 0,61 [GA %95, 0,25-0,97]); LPFS için tedavi sonrası (β, −3,13 [GA %95, −4,86 ila −1,41]; P < .001; Cohen d = 0,31 [GA %95, −0,05 ila 0,67]) ve takipte (β, −3,62 [GA %95, −5,96 ila −1,28]; P = .003; Cohen d = 0,43 [GA %95, 0,06-0,79]); ve DERS için tedavi sonrası (β, −9,03 [GA %95, −14,90 ila −3,15]; P = .003; Cohen d = 0,35 [GA %95, −0,01 ila 0,71]) ve takipte (β, −11,73 [GA %95, −19,90 ila −3,55]; P = .005; Cohen d = 0,62 [GA %95, 0,25-0,98]). Yalnızca tedaviyi tamamlayanlarla yapılan duyarlılık analizleri benzer sonuçlar gösterdi. Model karşılaştırmaları (χ2<0,01; P = .99) ve etkileşim testleri, saha farklılıklarının tedavi sonuçlarını etkilemediğini gösterdi.

İlk MI, mevcut tüm verileri (N = 159) içerdi ve birincil analizlerle tutarlı model tahminleri (β katsayıları) elde etti. Ancak MI’da serbestlik derecelerinin azalması gücü düşürdü ve P değerlerini artırdı; bu durum, yalnızca başlangıç verilerine sahip katılımcıların (n = 19; çoğunlukla kontrol grubundan [n = 14]), EMDR bırakmalarının (n = 4) ve 1 erken tamamlayanın varlığına bağlandı. Bu desen, verilerin tamamen rastgele değil, rastgele olmayan şekilde eksik olabileceğini düşündürmektedir. Bu 19 vaka çıkarıldığında (n = 140) yapılan ikinci MI, tahminler, serbestlik dereceleri ve P değerlerinin birincil analizlerle uyumlu olduğunu ortaya koydu ve bulguların sağlamlığını destekledi.

Gruplar arası etki büyüklükleri tedavi sonrasında küçük (Cohen d = 0,31-0,48) ve takipte küçükten orta düzeye (Cohen d = 0,43-0,62) uzanmaktadır (Tablo 2). EMDR grubunda, başlangıçtan tedavi sonrasına kadar iyileşmeler küçükten orta düzeye (Cohen d = 0,45-0,76), başlangıçtan takibe kadar ise orta-büyük düzeye (Cohen d = 0,76-0,98) artmıştır (Tablo 2). EMDR grubunda etki büyüklükleri tanısal alt gruplar arasında küçükten büyüğe değişse de genel olarak farklı KB’ler arasında tutarlı faydalar göstermiştir (Tablo 3).

Bir GLLM, anlamlı grup × zaman etkileşimi ortaya koydu; EMDR grubunda ADP-IV tanılarında azalma, kontrol grubuna kıyasla başlangıçtan tedavi sonrasına ( %38,3 vs %6,8; β = −2,27 [GA %95, −3,81 ila −0,73]; P = .003; OR, 0,10 [GA %95, 0,02-0,47]) ve başlangıçtan 3 aylık takibe kadar ( %45,4 vs %5,9; β = −2,90 [GA %95, −4,51 ila −1,29]; P < .001; OR, 0,06 [GA %95, 0,01-0,27]) daha fazlaydı. SCID-5-PD tanıları da EMDR grubunda kontrol grubuna kıyasla daha fazla azaldı; tedavi sonrası (24 [%33,3] vs 5 [%7,8]; χ21 = 11,68 [n = 136]; P < .001; OR, 0,17 [GA %95, 0,06-0,48]) ve takipte (30 [%44,1] vs 9 [%15,8]; χ21 = 10,31 [n = 125]; P = .001; OR, 0,24 [GA %95, 0,10-0,56]) (Tablo 4). Yalnızca tedaviyi tamamlayanlarla yapılan duyarlılık analizleri de benzer sonuçlar ortaya koydu.

Tartışma
Bu randomize klinik çalışma, komorbid TSSB’den bağımsız olarak, KB tedavisinde tek başına EMDR terapisinin etkinliğini bekleme listesi kontrol koşuluyla karşılaştırmalı olarak değerlendirdi. Sonuçlar, tedavi sonrası ve 3 aylık takipte KB semptom şiddetinde anlamlı azalmalar, katılımcıların %44,1’inde tanısal remisyon ve kişilik işlevselliği ile duygu düzenlemede iyileşmeler gösterdi. Bu etkiler, KB alt tipleri ve başlangıçta TSSB tanısı olan ve olmayan hastalar arasında tutarlıydı. Tedaviyi bırakma oranı düşüktü (4 [%5,1]) ve herhangi bir yan etki bildirilmedi.

Bu bulgular, KB tedavisinde travma odaklı müdahaleleri, tek başına yaklaşımlar dâhil, destekleyen giderek artan kanıt birikimine katkıda bulunmaktadır. Sonuçlar, TSSB olmadan da KB popülasyonlarında travma odaklı terapinin etkili olabileceğini gösteren önceki çalışmalarla uyumludur. Mevcut çalışma, KB semptom şiddeti, tanısal remisyon ve duygu düzensizliğini sistematik olarak inceleyerek literatürü genişletmekte, komorbid TSSB’den bağımsız olarak EMDR terapisinin tek başına güvenli ve etkili bir müdahale olduğuna dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Önceki çalışmalar çoğunlukla borderline KB tedavisine, genellikle uzun vadeli psikoterapötik müdahalelerle odaklanırken, mevcut çalışma travmatik ve olumsuz olay anılarının EMDR ile hedeflenmesinin geniş bir KB yelpazesinde klinik açıdan anlamlı iyileşmeler sağlayabileceğini göstermektedir. Sonuçlar, uyumsuz kişilik özelliklerini çözülmemiş travmatik deneyimlerden kaynaklanan bir olgu olarak kavramsallaştıran teorik modellerle uyumludur ve travma odaklı terapilerin geleneksel TSSB popülasyonlarının ötesinde faydalı olabileceğine dair ortaya çıkan görüşü güçlendirmektedir.

Öneriler
Bu bulgular, özellikle kısa süreli bir müdahalenin ardından KB semptom şiddeti ve tanısal durumunda gözlemlenen önemli azalmalar dikkate alındığında, EMDR terapisinin KB tedavisinde yararlı bir başlangıç noktası olabileceğini düşündürmektedir. Takipte devam eden iyileşmeler göz önüne alındığında, terapiden 3 ay sonra ek tedavi ihtiyacının yeniden değerlendirilmesi uygun olabilir. Bazı hastalar yalnızca EMDR terapisinden yeterli fayda görebilirken, diğerleri için ek müdahaleler gerekebilir. Gelecek araştırmalar EMDR’nin uzun vadeli etkilerini değerlendirmeli ve bunları standart KB tedavileri veya alternatif travma odaklı tedaviler gibi aktif kontrollerle karşılaştırmalıdır. Bu, EMDR terapisinin özgül katkısını netleştirmeye ve olası beklenti etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Terapötik sonuçları en üst düzeye çıkarmak için seans sayısı, sıklığı ve zamanlaması gibi değişkenler incelenerek EMDR terapisinin en uygun uygulanma biçimi araştırılmalıdır.

Güçlü Yönler ve Sınırlılıklar
Bu çalışmanın çeşitli güçlü yönleri vardır: yüksek devam oranı, KB’lerin hem boyutsal hem de kategorik değerlendirmelerinin kullanılması, TSSB’li ve TSSB’siz bireylerin katılımı ve kaçınıcı veya başka türlü belirtilmiş KB’ler gibi daha az çalışılmış türler dâhil geniş bir KB yelpazesi; bu da bulguların ekolojik geçerliliğini artırmaktadır. Etki büyüklükleri, önceki araştırmalarla karşılaştırma için nicel ölçütler sağlamaktadır.

Bununla birlikte bazı sınırlamalar da belirtilmelidir. Birincisi, bekleme listesi kontrol koşulu yalnızca tedavi etkilerinin doğrudan EMDR terapisine atfedilme kapasitesini sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda gerçek etki büyüklüğünün tahmin edilmesini de kısıtlar. Depresyon araştırmalarından elde edilen son meta-analitik kanıtlar, bekleme listesi kullanılan çalışmaların, olağan bakım kontrollerine kıyasla daha yüksek etki büyüklükleri ürettiğini göstermektedir; bu durum büyük ölçüde bekleme listesi koşullarında gözlemlenen daha düşük tedavi öncesi–sonrası değişimden kaynaklanmaktadır. Ayrıca bekleme listesi grubu kullanımı, katılımcıların müdahaleyi sonunda alacaklarını bilmeleri nedeniyle gözlemlenen grup farklarını azaltabilecek beklenti etkilerine yol açabilir. Yine de gelecekteki araştırmaların, içsel ve dışsal geçerliliği artırmak için aktif veya olağan bakım kontrol koşullarını içermesi gerektiği kanaatindeyiz. İkincisi, çift körleme (ör. sahte EMDR) uygulanabilir değildi, bu da beklenti etkilerini potansiyel olarak artırabilir. Üçüncüsü, kontrol grubunda da zamanla anlamlı iyileşmeler görüldü; bu, çalışmaya katılımın kendisinin etkisini yansıtıyor olabilir. Dördüncüsü, bu çalışmada kullanılan tanısal araçlar (ADP-IV ve SCID-5-PD) kalıcı kişilik patolojisini değerlendirmek için tasarlanmış olsa da, 3 aylık takip sürdürülebilir değişimi değerlendirmek için nispeten kısa bir zaman dilimidir. Beşincisi, örneklem geniş bir KB yelpazesini içerse de, katılımcıların çoğunda kaçınan, borderline, obsesif-kompulsif veya başka türlü belirtilmiş KB vardı; bu durum daha az yaygın KB türlerine genellenebilirliği sınırlamaktadır. Son olarak, faydalar en az 3 ay sürdüyse de, uzun vadeli etkiler hâlâ bilinmemektedir.

Sonuçlar
Bu randomize klinik çalışma, EMDR terapisi gibi travma odaklı yaklaşımların kişilik patolojisinin tedavisinde potansiyelini desteklemektedir. Bu sonuçları doğrulamak ve genişletmek için, KB’ler için yerleşik psikoterapötik müdahalelerle doğrudan karşılaştırmalar dâhil daha ileri araştırmalar gereklidir.

Makale Bilgileri
Yayına Kabul Tarihi: 25 Temmuz 2025.

Yayın Tarihi: 25 Eylül 2025. doi:10.1001/jamanetworkopen.2025.33421

Açık Erişim: Bu, CC-BY Lisansı kapsamında dağıtılan açık erişimli bir makaledir. © 2025 Hofman S ve ark. JAMA Network Open.

Sorumlu Yazar: Simon Hofman, MSc, Lijnbaan 4, 2512VA Den Haag, Hollanda (s.hofman@parnassiagroep.nl).

Yazar Katkıları: Bay Hofman ve Dr. Slotema çalışmadaki tüm verilere tam erişime sahipti ve verilerin bütünlüğü ile analizlerin doğruluğundan sorumludur.

Kavramsallaştırma ve tasarım: Tüm yazarlar.
Veri edinimi, analizi veya yorumlanması: Tüm yazarlar.
Makale taslağının yazımı: Tüm yazarlar.
Makalenin önemli entelektüel içerik açısından eleştirel incelenmesi: Hafkemeijer, de Jongh, Slotema.
İstatistiksel analiz: Hofman.
Fon sağlama: Hofman.
İdari, teknik veya maddi destek: Hofman, Hafkemeijer.
Süpervizyon: de Jongh, Slotema.

Çıkar Çatışması Beyanı: Hafkemeijer, çalışmanın yürütülmesi sırasında GGZ Delfland, Parnassia Psikiyatri Enstitüsü, Vereniging EMDR Nederland ve EMDR Europe’tan destek aldığını, ayrıca çalışmaya sunulmamış işler dışında Vereniging EMDR Nederland’tan hibe desteği aldığını bildirdi. Hafkemeijer, çalışma dışında EMDR terapisi konusunda lisansüstü eğitimler için eğitim ücreti aldığını bildirdi. Dr. de Jongh, EMDR terapisi konusunda lisansüstü eğitimler için eğitim ücreti ve EMDR üzerine kitap yazarlığı ile ilgili kişisel ücretler aldığını, ayrıca Hollanda EMDR Derneği ve EMDR Europe Derneği yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını bildirdi. Başka çıkar çatışması bildirilmedi.

Fon Desteği: Çalışma Parnassia Psikiyatri Enstitüsü ve GGZ Delfland tarafından içsel olarak finanse edildi; Vereniging EMDR Nederland, EMDR Europe ve EMDR Research Foundation tarafından dışsal olarak desteklendi.

Fon Sağlayıcıların Rolü: Fon sağlayıcılar, çalışmanın tasarımı ve yürütülmesinde; verilerin toplanması, yönetilmesi, analizi ve yorumlanmasında; makalenin hazırlanması, gözden geçirilmesi veya onaylanmasında; ve yayına sunma kararında herhangi bir rol oynamadı.

Veri Paylaşım Bildirimi: Ek 2’ye bakınız.

Ek Katkılar: İstatistiksel analizler konusunda danışmanlığı için Parnassia Psikiyatri Enstitüsü’nden Mathijs Deen, MSc’ye; EMDR terapisinin süpervizyonu için Faas Psychologie’den Annemieke Driessen, MSc ve Sinai Centrum’dan Yvonne Merkies, MSc’ye teşekkür ederiz. Bu çalışmalar için herhangi bir ödeme yapılmamıştır.

Yapay Zekâ Kullanımı Beyanı: Yazarlar, dil iyileştirme ve üslup düzenlemesi için ChatGPT-4 (chat.openai.com üzerinden; Nisan-Temmuz 2025; OpenAI, San Francisco, California tarafından geliştirilmiştir) kullanmıştır. Araç esas olarak Giriş ve Tartışma bölümlerinin bazı kısımlarında açıklık, dilbilgisi ve yazım kalitesini artırmak amacıyla kullanılmıştır. Tüm entelektüel içerik, analizler ve sonuçlar yazarlara aittir. Yazarlar, içeriğin bütünlüğü ve doğruluğundan tam sorumluluk almaktadır.

Kaynakça

1. Volkert J, Gablonski TC, Rabung S. Prevalence of personality disorders in the general adult population in Western countries: systematic review and meta-analysis. Br J Psychiatry. 2018;213(6):709-715. doi:10.1192/bjp.2018.202 PubMedGoogle ScholarCrossref
2. Beckwith H, Moran PF, Reilly J. Personality disorder prevalence in psychiatric outpatients: a systematic literature review. Personal Ment Health. 2014;8(2):91-101. doi:10.1002/pmh.1252 PubMedGoogle ScholarCrossref
3. Samuels J. Personality disorders: epidemiology and public health issues. Int Rev Psychiatry. 2011;23(3):223-233. doi:10.3109/09540261.2011.588200 PubMedGoogle ScholarCrossref
4. Soeteman DI, Hakkaart-van Roijen L, Verheul R, Busschbach JJ. The economic burden of personality disorders in mental health care. J Clin Psychiatry. 2008;69(2):259-265. doi:10.4088/JCP.v69n0212 PubMedGoogle ScholarCrossref
5. Setkowski K, Palantza C, van Ballegooijen W, et al. Which psychotherapy is most effective and acceptable in the treatment of adults with a (sub)clinical borderline personality disorder? a systematic review and network meta-analysis. Psychol Med. 2023;53(8):3261-3280. doi:10.1017/S0033291723000685 PubMedGoogle ScholarCrossref
6. Broekhof R, Nordahl HM, Eikenæs IU, Selvik SG. Adverse childhood experiences are associated with personality disorder: a prospective, longitudinal study. J Pers Disord. 2024;38(1):19-33. doi:10.1521/pedi.2024.38.1.19 PubMedGoogle ScholarCrossref
7. De Jongh A, Hafkemeijer L, Hofman S, Slotema K, Hornsveld H. The AIP model as a theoretical framework for the treatment of personality disorders with EMDR therapy. Front Psychiatry. 2024;15:1331876. doi:10.3389/fpsyt.2024.1331876 PubMedGoogle ScholarCrossref
8. Hafkemeijer L, de Jongh A, van der Palen J, Starrenburg A. Eye movement desensitization and reprocessing (EMDR) in patients with a personality disorder. Eur J Psychotraumatol. 2020;11(1):1838777. doi:10.1080/20008198.2020.1838777 PubMedGoogle ScholarCrossref
9. Slotema CW, Wilhelmus B, Arends LR, Franken IHA. Psychotherapy for posttraumatic stress disorder in patients with borderline personality disorder: a systematic review and meta-analysis of its efficacy and safety. Eur J Psychotraumatol. 2020;11(1):1796188. doi:10.1080/20008198.2020.1796188 PubMedGoogle ScholarCrossref
10. Snoek A, Nederstigt J, Ciharova M, et al. Impact of comorbid personality disorders on psychotherapy for post-traumatic stress disorder: systematic review and meta-analysis. Eur J Psychotraumatol. 2021;12(1):1929753. doi:10.1080/20008198.2021.1929753 PubMedGoogle ScholarCrossref
11. Kolthof KA, Voorendonk EM, Van Minnen A, De Jongh A. Effects of intensive trauma-focused treatment of individuals with both post-traumatic stress disorder and borderline personality disorder. Eur J Psychotraumatol. 2022;13(2):2143076. doi:10.1080/20008066.2022.2143076 PubMedGoogle ScholarCrossref
12. Markowitz JC, Petkova E, Biyanova T, Ding K, Suh EJ, Neria Y. Exploring personality diagnosis stability following acute psychotherapy for chronic posttraumatic stress disorder. Depress Anxiety. 2015;32(12):919-926. doi:10.1002/da.22436 PubMedGoogle ScholarCrossref
13. Snoek AC, van den End A, Beekman ATF, et al. Eye movement desensitization and reprocessing with and without dialectical behavior therapy for posttraumatic stress disorder and comorbid borderline personality disorder symptoms: a randomized controlled trial. Psychother Psychosom. 2025;94(3):175-193. doi:10.1159/000544918 PubMedGoogle ScholarCrossref
14. Steuwe C, Berg M, Beblo T, Driessen M. Narrative exposure therapy in patients with posttraumatic stress disorder and borderline personality disorder in a naturalistic residential setting: a randomized controlled trial. Front Psychiatry. 2021;12:765348. doi:10.3389/fpsyt.2021.765348 PubMedGoogle ScholarCrossref
15. van den End A, Beekman ATF, Dekker J, et al. Trauma-focused and personality disorder treatment for posttraumatic stress disorder and comorbid cluster C personality disorder: a randomized clinical trial. Eur J Psychotraumatol. 2024;15(1):2382652. doi:10.1080/20008066.2024.2382652 PubMedGoogle ScholarCrossref
16. de Jongh A, de Roos C, El-Leithy S. State of the science: eye movement desensitization and reprocessing (EMDR) therapy. J Trauma Stress. 2024;37(2):205-216. doi:10.1002/jts.23012 PubMedGoogle ScholarCrossref
17. Mavranezouli I, Megnin-Viggars O, Grey N, et al. Cost-effectiveness of psychological treatments for post-traumatic stress disorder in adults. PLoS One. 2020;15(4):e0232245. doi:10.1371/journal.pone.0232245 PubMedGoogle ScholarCrossref
18. U.S. Department of Veterans Affairs and the Department of Defense. VA/DoD Clinical Practice Guideline: Management of Posttraumatic Stress Disorder and Acute Stress Disorder. 2023. Accessed May 1, 2025.https://www.healthquality.va.gov/guidelines/mh/ptsd/index.asp
19. Hafkemeijer L, Starrenburg A, van der Palen J, Slotema K, de Jongh A. Does EMDR therapy have an effect on memories of emotional abuse, neglect and other types of adverse events in patients with a personality disorder? preliminary data. J Clin Med. 2021;10(19):4333. doi:10.3390/jcm10194333 PubMedGoogle ScholarCrossref
20. Hafkemeijer L, Slotema K, de Haard N, de Jongh A. Case report: brief, intensive EMDR therapy for borderline personality disorder: results of two case studies with one year follow-up. Front Psychiatry. 2023;14:1283145. doi:10.3389/fpsyt.2023.1283145 PubMedGoogle ScholarCrossref
21. Hafkemeijer L, de Jongh A, Starrenburg A, Hoekstra T, Slotema K. EMDR treatment in patients with personality disorders: should we fear symptom exacerbation? Eur J Psychotraumatol. 2024;15(1):2407222. doi:10.1080/20008066.2024.2407222 PubMedGoogle ScholarCrossref
22. Hofman S, Hafkemeijer L, de Jongh A, Starrenburg A, Slotema K. Trauma-focused EMDR for Personality disorders among Outpatients (TEMPO): study protocol for a multi-centre, single-blind, randomized controlled trial. Trials. 2022;23(1):196. doi:10.1186/s13063-022-06082-6 PubMedGoogle ScholarCrossref
23. First MB. Structured Clinical Interview for the DSM (SCID). In: Cautin RL, Lilienfeld SO, eds. The Encyclopedia of Clinical Psychology. Wiley Blackwell; January 23, 2015.
24. Schotte CKW, de Doncker D, Vankerckhoven C, Vertommen H, Cosyns P. Self-report assessment of the DSM-IV personality disorders: measurement of trait and distress characteristics: the ADP-IV. Psychol Med. 1998;28(5):1179-1188. doi:10.1017/S0033291798007041 PubMedGoogle ScholarCrossref
25. American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders. 5th ed. American Psychiatric Association; 2013.
26. Hutsebaut J, Feenstra DJ, Kamphuis JH. Development and preliminary psychometric evaluation of a brief self-report questionnaire for the assessment of the DSM–5 level of Personality Functioning Scale: the LPFS Brief Form (LPFS-BF). Personal Disord. 2016;7(2):192-197. doi:10.1037/per0000159 PubMedGoogle ScholarCrossref
27. Gratz KL, Roemer L. Multidimensional assessment of emotion regulation and dysregulation: development, factor structure, and initial validation of the Difficulties in Emotion Regulation Scale. J Psychopathol Behav Assess. 2004;26(1):41-54. doi:10.1023/B:JOBA.0000007455.08539.94 Google ScholarCrossref
28. Shapiro F. Eye movement desensitization and reprocessing therapy (EMDR). In: Landolt MA, Cloitre M, Schnyder U, eds. Evidence-Based Treatments for Trauma Related Disorders in Children and Adolescents. Springer; 2018:273-297.
29. Matthijssen SJMA, Brouwers T, van Roozendaal C, Vuister T, de Jongh A. The effect of EMDR versus EMDR 2.0 on emotionality and vividness of aversive memories in a non-clinical sample. Eur J Psychotraumatol. 2021;12(1):1956793. doi:10.1080/20008198.2021.1956793 PubMedGoogle ScholarCrossref
30. Logie RDJ, De Jongh A. The “flashforward procedure”: confronting the catastrophe. J EMDR Pract Res. 2014;8(1):25-32. doi:10.1891/1933-3196.8.1.25 Google ScholarCrossref
31. van Buuren S, Groothuis-Oudshoorn K. mice: Multivariate imputation by chained equations in R. J Stat Softw. 2011;45(3):1-67. doi:10.18637/jss.v045.i03 Google ScholarCrossref
32. Van Buuren S. Multiple imputation of multilevel data. In: Hox J, Roberts JK. Handbook of Advanced Multilevel Analysis. Routledge; 2011:173-196.
33. Cuijpers P, Miguel C, Harrer M, Ciharova M, Karyotaki E. The overestimation of the effect sizes of psychotherapies for depression in waitlist controlled trials: a meta-analytic comparison with usual care controlled trials. Epidemiol Psychiatr Sci. 2024;33:e56. doi:10.1017/S2045796024000611 PubMedGoogle ScholarCrossref